18. bölüm · KADERİN ÖRDÜĞÜ AŞK
BÖLÜM 18 "MUCİZE"
Merhabalarrrr. Biraz ağlatacağım sizi. Birkaç bölüm. Umarım beğenirsiniz. İyi okumalarr!
Mutfakta, Demir'in en sevdiği çaylı keki yaparken bahçeden onları izliyorum. Demir'in yanında biri var.
Bir erkek çocuğu.
Oğlumuz.
Kumral saçları, güneşte parıl parıl parlıyor. Her hareketinde sanki karşımda oğlumu değil de Demir'i görüyorum gibi oluyorum. Evimizin bahçesinde futbol oynuyorlar.
Demir, bilerek yeniliyor. Oğlumuz dayanamıyor tabi. Meydan okuyor babasına.
"Baba, mızıkçılık yapıyorsun artık ama! Büyüklük taslayıp yeniliyorsun!" diye bağırıyor. Demir kahkahayla cevap veriyor.
"Hadi, hadi! Madem bu kadar büyümüşsün, göster bana! At bakalım bir gol daha!" diyor, onu daha da hırslandırarak.
Oğlum topu son bir güçle, tüm konsantrasyonuyla kaleye doğru fırlatacakken... Top kayıp,çitlerin üzerinden aşıp bahçenin dışına yuvarlanıyor.
Oğlum, yüzünde küçük bir hayal kırıklığı ve umutla Demir'e dönüyor.
"Ben alıp gelebilir miyim baba? Çok hızlı olacağım!"
Demir topu alıp gelmesine karşı çıkmıyor, ama asla yalnız gitmesine izin vermediği için yanına gidiyor.
"Tek gitme oğlum, bekle geliyorum."
Bana dönüyor, gözleri parlıyor. O anki mutluluğumuzun saf yansımasıyla dolu, dünyaları kucaklayan gülümsemesiyle usulca göz kırpıyor. Ve oğlumuzun peşinden, çitlerin oraya doğru yürüyor.
İşte tam o anda... Kalbimin etrafını görünmez bir el sıkıyor sanki. Anlamsız, soğuk bir hisse engel olamıyorum. Bedenimi terk eden, derin bir kuyuya yuvarlanıyormuşum hissi... Bir şeyler yanlış...
"Demir, gitme... Gitmesen olmaz mı? Yeni top alırız. Onlarca... Oğlum, gel buraya!"
Sesim titrek, fısıltı gibi çıkıyor. Çünkü hissediyorum.
Bir şey olacak.
Bu mutluluk bozulacak.
Demir o an duruyor, tereddüt bile etmeden yanıma geliyor. Tepsiyi kenara bırakıp bana yaklaşıyor. Eğiliyor, sıcacık dudaklarını şakaklarıma bastırıyor. Sonra, o güçlü, kocaman elleriyle benim yüzümü, çenemi avuçluyor. Gözlerime bakıyor. Sanki kalbimdeki tüm o fırtınayı görüyor.
"Leyla'm... Hemen geleceğim. Şurası zaten. Bir dakika sürmez, tamam mı?"
Gözlerindeki sevgi, içimdeki kaygıyı bir anlığına bastırıyor. Ama o giderken, kontrol edemediğim bir panikle, tüm gücümle, bir duaymış gibi fısıldıyorum:
"Gitmeyin!"
Buna engel olamıyorum. O güçlü el omuzlarımdan kayıp giderken, onu bir daha tutamayacakmışım gibi... Kendi kendime de söylüyorum:
"Gitme! Hayır, n'olur... Gitme!"
O iki adım... O iki adımlık uzaklık bile, sanki aramızda bir uçurum yaratıyor.
...
"Leyla'm! Leyla, kalk!"
Biri bedenimi sarsıyordu. Bilincim rüyamdan kayıp gerçekliğe geldiğinde gözlerimi açtım.
"Gitmeyin!Nolur gitmeyin!" diye bağırdım nefes nefese.
"Şşşt. Buradayım birtanem buradayım." Diyerek kollarının arasına alıp saçlarımı okşayarak sakinleştirmeye çalıştı Demir.
Onun kokusuyla yavaş yavaş sakinleştim kısa bir süre sonra.
"İyi misin şimdi?" diye fısıldadı.
"İyiyim." Dedim. Ama çok korkmuştum.
Evliliğimizin üzerinden 4 ay geçmişti. Tatile gitmiştik. Döneli neredeyse 2 hafta oluyordu. Ben son 1 haftadan beri buna benzer rüyalar görüyordum ve korkmaya başlamıştım.
Evliliğimiz gayet iyi gidiyordu. Bu aralar çok meşguldük ama yarım saatte olsa birbirimize vakit ayırmaya çalışıyorduk.
Kaan ve Zeynep daha yakınlardı. Ama birbirlerine bir türlü açılamamışlardı.
Gizem ve Ateş'in ilişkisi de güzel gidiyordu. Hatta Gizem evlilik teklifi bekliyordu.
"Hadi, kahvaltı hazırlayayım sana, ben çıkacağım şimdi." Dedim. Birkaç dosya işim vardı, emniyete erkenden gidip onları halletmem gerekiyordu.
"Hiç zahmet etme, bende şirkete geçeceğim zaten, ben bırakayım mı seni?" diye sorunca hayır demek istemedim. "Olurr." Dedim hevesle bu yüzden.
"Tamamdır, hazırlanıp çıkalım." Deyince başımı salladım.
Giyinip evden çıktık. Emniyetin önüne geldiğimizde Demir her zamanki gibi önce alnımdan sonra dudaklarımdan öptü. Bende onu öptükten sonra vedalaşıp arabadan indim.
Emniyete geçtiğimde, bizim ekip kenarda muhabbet ediyorlardı. Odama girdiğimde daha masama oturur oturmaz kapım tıklatıldı. "Gir." Dediğimde Nur, içeri girdi.
"Komiserim, Balat'ın şu sokağından bir cinayet ihbarı geldi." Deyince ayağa kalktım ve adrese baktım.
Demir'in dayısının antika dükkanına gelmeden önceki sokak.
Nur, 1.80 boylarında erkek bir ceset bulunduğunu ve acil olay yerine intikal etmemiz gerektiğini söyleyince "Tamam." Deyip çıktım.
Olay yerine gelmeden önce adli tıpa haber verdirdim. Olay yerine civardaki esnafların ifadesini aldıktan sonra geçtim. Demir'in dayısı Hasan dayının ifadesini de aldım tabi.
Olay yerine geldiğimde, incelemek için girilmez bandını kaldırıp girdim.
Yerde işaretlenen, numara konulan delillere bakmaya başladım.
Birkaç delili dikkatli inceledikten sonra yerde metal işlemeli bir saat kopçası gördüm. Saat kopçasını yakından incelediğimde arka kısmında "D.L." yazdığını görünce mideme ve kasıklarıma kramp girdi, zemin ayaklarımın altından kaydı. Bir çukur açıldı ve ben o çukurdaki toprağa gömüldüm.
Bu, Demir'e benim hediye olarak yaptırdığım, kolundan asla çıkarmadığı saatin kopçasıydı.
İkimizin isminin baş harflerini işletmiştim.
Bu kopçanın burada ne işi vardı?
Sakin ol dedim kendime. Sakin ol.
Belki tesadüftür. İyide Demir, dün dayısının yanına uğrayacağını söylemişti. Bu da mı tesadüftü?
Bir şüphe tohumu düştü içime, saniyeler geçtikçe filizlenen. Öyle çabuk filizleniyordu ki sanki sihirli bir tohumdu bu.
Kopçayı delil poşetine koydurdum ve kendimin kriminale teslim edeceğini söyledim. Elim ayağım titriyordu, sanki biri dokunsa düşecektim.
Demir, yapmazdı ki böyle bir şey.
Şüphe tohumu filizlendi, sarmaşık oldu kalbimi öyle bir sarıp sıkıştırdı ki nefessiz kaldım.
Arabaya nasıl binip eve geldiğimi, eve nasıl çıktığımı hatırlamıyorum.
Yolda giderken Demir'i arayıp eve gelmesini söylemiştim. Elim ayağım titriyordu.
Odamıza gidip takı çekmecemizi açtım. Benim takılarımın olduğu çekmecede Demir'in saatleri vardı. Ben ona saat aldığımdan beri diğer saatlerini takmıyordu. Kutuya koymuştu.
Çekmeceyi açtığımda kutuların üstünde bir kopçası eksik bir saat gördüm.
Demir'e aldığım saat.
Kopçası eksik, düşmüş.
Saati elime aldım, inceledim.
Kopçaya işletmiş olduğum harfler yoktu. Demek ki elimdeki kopça Demir'in saatine aitti.
Kalbim bin parçaya bölünüp, sıkıştırıldı sanki. Nefesim tamamen kesildi. Kendimi masanın sandalyesine zar zor attım.
Birkaç dakika sonra kapı çalındı, ama açık olduğunu görünce içeri girdi. Bana döndü, telaş etmişti.
Elimdeki delil paketini ve kopçası kopmuş saati öyle bir sıkıyordum ki parmaklarım acıyordu. Ağlamamak için kendimi tutmaya çalışıyordum.
"Leyla'm," diye fısıldadı. Yanıma oturacaktı izin vermedim ve ayağa kalktım. "Ne oluyor, iyi misin sen?" diye sorunca tutamadım kendimi.
Elimdekileri gösterdim.
"Bu ne Demir?" Dedim. Gözlerim doluyordu. Ciğerlerim yanıyor nefes almamı engelliyordu. Ve kasıklarımda amansız bir ağrı vardı.
Demir, elimdekileri görünce şaşırdı. Kaşlarını çattı sonra normal bir şekilde konuşmaya başladı. "Aaa, bende şirkete gittiğimde farkettim, dün banyo yapmak için çıkarmıştım. Unutmuşum." Bu cevap daha da çıldırttı beni. Dayanamadım, dayanamayacaktım. Patladım. Haykırdım her şeyi.
"BEN BU KOPÇAYI SABAH OLAY YERİNE GİTTİĞİMDE BULDUM!" Diye bağırdım.
"Ne yaptın sen Demir! NE YAPTIN SEN DEMİR!" Çıldırmış gibi göğsüne vurmaya başladım.
"Leyla'm, ne olay yeri, ne kopçası? İzin ver anlatayım kendimi." Diyordu. O kadar sakindi ki.
"NEYİ AÇIKLAYACAKSIN NEYİ!" Diye göğsüne vurmaya devam ettim. "BEN SENİ BU KADAR SEVERKEN SEN NE YAPTIN. NE YAPTIN BİZE DEMİR!" Hem bağırıp, hem vurup, hem de ağlıyordum.
"LEYLA'M BİR DUR NOLUR DUR, YALVARIRIM BİR DUR!" Diye bağırdı.
"DURAMAM ARTIK, EVİMDE BİR CİNAYET ŞÜPHELİSİ VARKEN DURAMAM, BELKİ DE EN BAŞINDAN BİZ EVLENMEKTE HATA ETTİK!" Diye bağırınca gözlerindeki yıkımı anbean izledim. Sesi kısıldı, omuzları düştü.
"Evliliğimizi hata olarak mı görüyorsun?"
"EVET!" diye bağırdım. Daha da küçüldü önümde.
"17 yıldır, yerin kalbimde başköşeydi. Yine bir 17 yıl daha beklemen gerek deseler, yine beklerdim. Ve yine yerin kalbimde başköşe olurdu."
Kalbim artık atmıyordu, hissediyordum.
Ağlıyordum artık.
Demir, yine kıyamadı bana kollarımdan tutup kendine çekti sarıldı.
"Bir otur, nolursun bir otur anlatayım." Diye fısıldadı, yalvarıyordu.
Hevesle aldığımız koltuklarımıza ağlayarak oturdum. "TAMAM ANLAT O ZAMAN DİNLİYORUM!" Diye bağırdım.
"Ben dün seninle kahvaltı yaptıktan sonra şirkete geçtim. Dayım aradı. Bilgisayarda bir şeyi halledememiş. Ona yardım etmeye gittim akşam. Hallettikten sonra dükkanın olduğu sokaktan bir önceki sokağa arabamı parketmiştim. Onu almaya gittim. Mert'i gördüm.
Bana arkadaşı Uğur'dan düğün için zamanında borç aldığını ancak henüz ödemeye vakit bulamadığını bugün onunla buluşacağını söyledi.Bende bir para için sakın kavga etmemesi gerektiğini ihtiyacı varsa benim ona verebileceğimi söyledim o da gerek yok dayıoğlu sağol dedi,tokalaştık yüksek ihtimal bu kopça da orada düştü ondan sonra da arabama binip seni almak için emniyete geldim ve beraber eve gittik bu kadar. Yemin ederim ben sana yalan söylemedim Leyla, ben seni hiç üzer miyim?" Dedi çaresizce.
İnanmak istemiyordum. Şüphe tohumu büyümüş kocaman ağaç olmuştu. Beni yutuyordu kara delik gibi.
"Emin misin?" dedim sakince. Fırtına öncesi sessizlikti bu.
Evet der gibi kafasını sallayınca cevap verdim.
Hayatımda sıktığım en kötü kurşun gibiydi bu cevap.
Öldürdüm bizi.
Tek cümlede.
"Bir cinayet zanlısıyla aynı evde, her günümü şüphe içinde geçiremem. Bir süre, en azından dava sonuçlanana kadar yokum ben." Dedim.
Ayağa kalktım. Arabamın anahtarını ve telefonumu aldım. Demir'in dur ihtarlarına aldırmadım. Evimizin kapısına yöneldim.
Bu kapıyı bile özenle seçmiştik. Canım yanıyordu. Kalbim kavruluyordu.
Kapıyı açmak için elimi uzattığımda kasıklarımdaki ağrı arttı, öyle bir arttı ki iki büklüm oldu. Bilincim gitmeye başladı. "Ah!" diye bir inilti kaçtı ağzımdan.
En son duyduğum Demir'in "Leyla!" diye bağıran ve hızlıca üzerime doğru geldiğini anladığım ayak sesleriydi.
Karanlık... Zifiri bir karanlık çöktü üzerime, ama bu karanlıkta bile acı, keskin bir bıçak gibi varlığını sürdürüyordu. Bilincim tamamen kapanmamıştı; sanki bir sis perdesinin arkasında, bedenime giren her acıyı kayıt altına alıyordum.
Yere yığılmıştım. Kasıklarımda ve karnımın alt bölgesindeki yanma, dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştı. Sanki birisi içimde bir şeyleri yırtıyordu.
Polis olarak yaralandığım, kurşun sıyırığı aldığım anlar olmuştu; ama bu, bambaşka bir şeydi.
Boğazımdan, kısık ve zoraki, iniltiler firar etti. "Iııhhhh... Demir..."
Ondan şüphe ediyordum. Ama yine ona koşuyordum. Demir'in bağırışlarını duyuyordum.
"Leyla!Ne oluyor!" diye bağırıyordu.
Bir süre sonra bedenimde hissettim ellerini. Beni yerden kaldırmaya çalışıyordu.
Benim ise tek yapabildiğim, boğuk iniltiler çıkarıp dişlerimi acıdan sıkmaktı. Zar zor konuştum. "Ağrıyor..ço..k"
Demir, çok geçmeden beni kucağına aldı. Sesi titriyordu. "Tamam, tamam Leyla'm. Bir şey yok. Hemen hastaneye gidiyoruz. Dayan, nolur dayan!" diye bağırıyordu. Elini yanağımda hissettim.
Sıcacıktı.
Demir, arabanın kapısı açıp beni yatırdı.
Araba sokağa fırladığı an, ağrı yeni bir seviyeye ulaştı. Bu, daha önce hissettiğim her şeyi anlamsızlaştıran, bütün rahmi saran, derin, ezici bir ağrıydı.
Sanki içerideki tüm kaslar, birbirine dolanmış ve kendi kendini boğuyordu. Ağzımdan yalnızca hırıltılı inlemeler çıkıyordu.
"Kop..kopçayı Nur'a ve..ver. İncelet..sin." dedim zorlukla.Bir şeyler söyledi ama anlamıyordum. Sadece biriyle konuştuğunu anlayabiliyordum.
Titremelerim de başlamıştı.
Ölüyordum sanki. Kasılıyordum. Biri içimi neşterle oyuyordu canlı canlı. Terliyordum.
Bir süre sonra arabanın durduğunu hissettim. Demir beni kucağına aldı.
Ben, suçsuzluğuna inanmadığım adamın kucağında, son bir kez bilincimin iplerini serbest bıraktım.
...
Bilinçsizliğin o kapkara boşluğundan yavaşça sıyrıldım.İlk hissettiğim, kasıklarımdaki bıçak kesiği gibi acının yerini alan, yoğun bir yanma hissi ve kollarımda bir soğukluktu. Gözlerimi açtım. Beyaz bir tavan,floresan ışıklar..
Neredeydim ben?
Hastane.
Her şeyi hatırlamaya başladım. Kalbim yine acıyla kasıldı.
Kafamı hafif yana çevirdim. Demir, hemen yanı başımda,perişan bir halde, elleri saçlarının arasında oturuyordu. Ne zaman sıkıntıya düşse ellerini saçlarının arasına daldırırdı.
Benim uyandığımı fark edince hızla doğruldu. "Şükürler olsun." Dedi. Tam o sırada telefon sesi duyuldu.
"Telefonun çalıyor, Nur arıyor açmak ister misin?" diye sorunca başımı salladım.
Telefonu açtım.
"Alo Leyla'cım nasılsın,nasıl oldun?"
"İyiyim Nur'cum sağol,ne oldu dava hakkında bir şeyler bulabildiniz mi bu davayı da sizin üzerinize yıktım kusura bakmayın." Dedim gerçekten de mahcup hissetmiştim kendimi.
"Saçmalama Leyla aramızda bir davanın lafı mı olur sen iyi ol ödeşiriz.Evet bulabildik,Mert Türkan,Demir'in kuzeniymiş galiba." Dediğinde olduğum yerde doğrulmaya çalıştım.
"Evet ne olmuş ona?" dedim ciddiyetle.
"Maktulün otopsi raporunda maktulün sırtına isabet eden kurşundan aldığımız barut izi Mert Türkan'dan aldığımız swap iziyle uyuşuyor." Olduğum yerde dondum.
Mert çocukluk arkadaşımdı. Demir'in en yakınlarından biriydi. Dayısının oğluydu.. Ben nasıl söyleyecektim Demir'e?
"Sen ciddi misin Nur?" dedim. İnanamıyordum ve şok olmuştum.
"Evet çok ciddiyim Leyla." Diye cevap verdi. Kopçayı sordum. Demir, arabada aramıştı.
"Peki şu kopça işi ne oldu Nur kriminalden bir bilgi geldi mi?"
"Geldi geldi kopça Demir'in ancak şüpheli bir durum tespit edilmedi maktulde Demir'in parmak izine veya herhangi bir ize rastlanmadı." Dediğinde, kalbim bayram havasına döndü. Yeniden nefes aldığımı hissettim. Aynı zamanda da bir suçluluk duygusu.
Yapmadım demişti. İnanmamıştım. Evliliğimiz hakkında bile ileri geri konuşmuştum.
Ben canımdan çok sevdiğim adamı, katil olmakla suçlamıştım.
Şu hayatta mesleğim ile ilgili öğrendiğim en iyi şey; Polislik,sana her zaman bir gölge gösterir. O gölge yuvana düştüğünde ise..nefes almayı unutursun.
Demir'e doğru döndüm. "Özür dilerim, çok..çok özür dilerim!" diye haykırdım. Ağlamaya başladım. Yine beni alttan alan taraf o oldu ve ben yine bencil oldum. Kollarının arasına sardı beni.
"Sonra konuşacağız bunları, önce iyileşeceksin." Dedi. Saçlarımı öperek. Bir anda kapının açılmasıyla o tarafa döndük.
Genç bir kadın doktor, dosyasıyla içeri girdi. Yüzü çok ciddiydi.Yatağın uç kısmında durdu.
"Nasılsınız Leyla Hanım? Sizinle ve eşinizle konuşmam gereken önemli şeyler var." Dediğinde gerildim. Demir, beni kollarından ayırdı ve ayağa kalktı.
"Doktor hanım, karımın nesi var?" Dedi. Endişeleniyordu. Ben ise onu birini öldürmekle suçlamıştım.
Doktor sakin ama net bir ses tonuyla dosyasına baktı.
"Leyla Hanım'ın genel durumu şuan stabilize. Ancak yapılan ilk tahliller ve ultrason sonuçlarına göre, size iki önemli şey söylemek zorundayım."
En nefret ettiğim şey: Bilinmezlik.
"Birincisi. Leyla Hanım hamile 4 haftalık." Demir bana baktı, ben de ona.. Ben, Leyla. Hamilemiydim?
Hemde sevdiğim adamdan..
Demir'in gözleri doldu. Ama doktorun yüzündeki ifadeden bu sevincin kısa süreceğini anladım.
"İkincisi, ve maalesef en kritik olanı. Leyla Hanım'ın yaşadığı bu bayılma ve şiddetli kasık ağrısı,maalesef aşırı stres ve tramvatik kasılmalar nedeniyle oldu.Şu an, çok yüksek düşük riski taşıyorsunuz."
Kalbim göğüs kafesimde durdu. Sadece bir saniye önce varlığını öğrendiğim, o küçücük şey... tehlikede miydi? Benim stresim yüzünden mi?
Doktor, dosyasını kapatıp bize baktı. "Bu kadar şiddetli ağrı, rahim kaslarının ciddi bir uyarı aldığını gösteriyor. Kendinize hiç dikkat etmemişsiniz. Vücudunuz tepki vermiş. Acilen mutlak yatak istirahati gerekiyor. Önümüzdeki birkaç hafta, kelimenin tam anlamıyla hayatınızı durdurmak zorundasınız. En ufak bir stres, en ufak bir tartışma... bebeğin kaybına yol açabilir."
Demir, başını ellerinin arasına aldı. Titreyen bir sesle konuştu. "Düşük... riski mi? Doktor Hanım, ne gerekiyorsa yapacağız. Ben onun yanından ayrılmayacağım. Gerekirse uyumam."
Demir'e baktım.
Ağlıyordum.
Ama bu kez, ne öfke ne de acı vardı. Sadece korku vardı. Ve benim şu andan itibaren tek bir amacım vardı:
Varlığını yeni öğrendiğimiz ve her an bizden kayıp gitmek isteyen mucizeyi kurtarmak...
Nasıl buldunuz bölümüüü?
Mert'ten böyle bir şey bekler miydiniz?
Kavga hakkında ne düşünüyorsunuz?
Birdaha ki bölümde görüşmek üzereee.
