5. bölüm / 13
iki nokta üçtesadüf diye bir şey yokmuş
Bölümler 13Şu an: tesadüf diye bir şey yokmuş
- 1 Penguen515 kelime
- 2 çıkış kapısı682 kelime
- 3 fazla yakın803 kelime
- 4 dedikodu kazanı766 kelime
- 5 tesadüf diye bir şey yokmuş653 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 sen varken575 kelime
- 7 yedi numara626 kelime
- 8 sende kalsın639 kelime
- 9 cumartesi reçeli730 kelime
- 10 tam da sen668 kelime
- 11 sen yanımda ol656 kelime
- 12 şakir725 kelime
- 13 panik atak955 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
17:40
Siz: Ağaç oldum burada Kutup Ayısı. Kök saldım, baharda çiçek açacağım.
Evren: 3 dakikaya yanındayım. Duştan yeni çıktım, saçımı kurutuyordum.
Siz: Şekilci basketbolcu estetiğinden ödün veremem diyorsun yani? Anladım. Ben burada soğuktan hafifçe titrerken sen saç fönle. Sorun değil.
Evren: Salondayım, kapıya bak.
Ada kafasını telefondan kaldırdığı anda spor salonunun ağır metal kapısının açıldığını gördü. Evren, sırtında antrenman çantası, üzerinde siyah kapüşonlu hırkası ve alnına dökülen hafif nemli saçlarıyla çıkışa doğru yürüyordu. Okulun bahçesi bu saatte nispeten boştu ama kalan tek tük öğrencinin bakışları anında Evren’e çevrilmişti.
Evren ise etrafındaki hiçbir şeyi umursamadan doğrudan Ada’nın yanına adımladı.
"Çok mu beklettim?" diye sordu, sesi yorgun ama her zamanki gibi sakindi.
"Yok canım," dedi Ada, ellerini montunun ceplerine sokarak. "Sadece hafif bir hipotermi başlangıcı var, onun dışında iyiyim. Saçların güzel olmuş bu arada, beklediğime değmiş."
Evren hafifçe kıkırdadı. Ada’nın omuzlarındaki koca sırt çantasına gözü kaydı. Tek bir hamlede uzanıp çantayı Ada’nın omzundan çekip aldı ve kendi boş omzuna astı.
"Hey! Ne yapıyorsun?" dedi Ada şaşkınlıkla.
"Çantayı taşıyorum. İçine tuğla mı koydun Ada? Çanta senden ağır."
"Onlar benim zihinsel yüklerim Evren. Biyoloji notları, bitmemiş testler ve hayatın gerçekleri var içinde." Ada çantayı geri almaya çalıştı ama Evren kolunu yukarı kaldırarak engelledi. "Ver şunu, okuldakiler görürse 'Basketbol kaptanı kıza çanta taşıtıyor' değil, 'Kız çocuğa hammallık yaptırıyor' diyecek."
"Bırak desinler," dedi Evren yürümeye başlayarak. "Zaten bugün bütün gün hakkımızda konuşuldu. Birkaç dedikodu daha eklensin, bir şey olmaz."
Ada yanına yetişmek için adımlarını hızlandırdı. Yana yana yürümeye başladıklarında aralarındaki boy farkı her zamankinden daha belirgindi. "Dedikodu demişken... Burcu bugün bana okul anonim sayfasından gelen mesajları gösterdi. Seninle nasıl tanıştığımı merak eden en az yüz elli kişi var."
"Ne cevap verdin?"
"Penguenlerle ilgili bir bilimsel araştırma projesinde ortak olduğumuzu söyledim."
Evren başını yana eğip Ada’ya baktı. Gözlerindeki o eğlenen tebessüm yine oradaydı. "Mantıklı. Kimse aksini iddia edemez."
Mahalle arasına doğru ilerlerken havanın tatlı tatlı soğumasıyla sokak lambaları birer birer yanmaya başladı. Yol üstündeki küçük fırının önünden geçerken yükselen taze simit kokusu Ada’nın adımlarını yavaşlattı.
"Karnın mı aç?" diye sordu Evren, Ada’nın bakışlarını takip ederek.
"Benim karnım her zaman bir miktar açtır," dedi Ada gamsızca. "Ama şu an konumuz bu değil. Konumuz senin okulda neden 'buzul' taklidi yaptığın. Bayağı konuşuyorsun sen aslında? Bayağı bildiğin cümle kurabiliyorsun."
Evren adımlarını yavaşlattı. Elini kapüşonlusunun cebine sokup bir süre sessizce yürüdü.
""Okulda herkes bir şey istiyor Ada," dedi sonra, sesi daha alçak ve samimi bir tona bürünerek. "Takım arkadaşım daha iyi pas vermemi istiyor, hocalar daha çok sayı atmamı istiyor, insanlarsa sadece dışarıdan 'havalı' görünen o çocukla yan yana durmak istiyor. Kimse öylesine, sadece laf olsun diye sohbet etmek istemiyor."
Ada duraksadı. Evren’e doğru döndü.
"Ben laf olsun diye de konuşmam ki," dedi Ada ciddi bir ifadeyle. "Penguen anatomisi çok hayati bir konuydu bir kere."
Evren durup Ada’ya baktı. İçten bir kahkaha attı, ardından elini uzatıp Ada’nın kafasındaki bereyi gözlerinin üzerine kadar indirdi.
"Ayy! Önümü göremiyorum!" dedi Ada beresini düzeltmeye çalışırken.
"Görme zaten," dedi Evren gülümserek. "Çok konuşuyorsun."
Ada beresini düzeltip Evren’e ters bir bakış attı ama içindeki o garip sıcaklığa engel olamadı. Evren’in yanındaki o mesafeli duruşu, sadece Ada’nın yanında tamamen yok oluyordu.
Evinin sokağına geldiklerinde Ada durdu. "İşte benim krallığım. Buradan öteye geçişler vizeye tabi."
Evren omuzundaki çantayı indirip Ada’ya uzattı. "Güzel yürüyüş tü."
"Evet, hammallık yapman dışında harikaydı," dedi Ada çantayı takarken. "Teşekkürler Kutup Ayısı."
"Rica ederim 'görev insanı'." Evren cebinden telefonunu çıkardı. "Eve girince mesaj at. Dizi önereceğim, bu sefer köpeklerin ölmediği türden."
Ada tam apartman kapısına yönelmişti ki arkasından Evren’in sesi yükseldi:
"Ada?"
Ada arkasına döndü. Evren sokak lambasının altında durmuş, elleri cebinde ona bakıyordu.
"Efendim?"
"Dün gece... İyi ki Ece yerine benim numarayı yanlış kaydetmişsin."
Ada bir an ne diyeceğini bilemeyip öylece kaldı. Yanaklarının yandığını hissettiği an hızla kapıyı açıp kendini içeri attı. Kapıyı arkasından kapatıp sırtını dayadığında kalbi sanki az önce engelli parkuru koşmuş gibi hızla çarpıyordu.
Cebindeki telefon titredi.
Evren: Yanaklarının kızardığını buradan bile gördüm. İyi geceler Ada.
bölümler kısa mi okuyonuz mu nasıllar anlatın bakalım
Bölüm etkileşimi
