iki nokta üç kitap kapağı

9. bölüm / 13

iki nokta üç

cumartesi reçeli

Vaveyla Yazarı: palyaco mayonez

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: cumartesi reçeli

10:45
Burcu: Ada, ölmüş olamazsın değil mi? Evren 15 dakikaya kapında olacak! Ne giydin? Lütfen gri eşofman altını giymediğini söyle.

Siz: Gri eşofman altı benim ruhumun bir parçası Burcu, ona hakaret edemezsin. Ama hayır, onu giymedim. Sıradan bir insan gibi giyindim.

Burcu: Sweatshirt’ünü giydin mi peki?

Siz: Hayır! Çocuk 'bende kalsın' dedi diye ilk buluşmaya onun devasa 7 numaralı kıyafetiyle gidecek kadar kafayı yemedim. Çantama koydum, 'al şunu evimde yer kaplıyor' diye teslim edeceğim.

Burcu: Yalancı. Çantana kokusunu çekmek için koyduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam. İyi eğlenceler!

Ada, tam saat 11:00'de apartman kapısından dışarı adım attığında, Evren’i sokak lambasının yanında, arabasına yaslanmış halde buldu. Üzerinde füme rengi bir kazak, altında siyah kot pantolonu vardı. Okul üniforması olmadan, hafta sonu rahatlığıyla her zamankinden daha uzun ve yakışıklı görünüyordu.
Ada’yı görünce yüzünde o tanıdık, sakin tebessüm belirdi.
"Tam zamanında," dedi Evren, kolundaki saate bakarak. "Görev insanı olma unvanını koruyorsun."
"Açlık söz konusu olduğunda zamanlama konusunda aşırı hassasımdır," dedi Ada, yanına ulaşarak. "Ayrıca ehliyetin var mıydı senin?"
"Var," dedi Evren arabanın kapısını Ada için açarken. "Basketbol antrenmanlarına yetişmek için geçen yıl almıştım. Bin bakalım."
Ada arabaya bindiğinde içeride hafif bir kahve ve temiz deri kokusu vardı. Evren de sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Ada, emniyet kemerini takarken.
"Sana söz verdiğim gibi, reçeli bol olan bir yere."
Gittikleri yer, mahalle arasındaki kalabalık kafelerden uzak, bahçeli ve ahşap masaları olan oldukça tatlı bir kahvaltı mekanıydı. Masaya oturduklarında Ada mönüye bile bakmadan "Serpme kahvaltıda ne varsa getirin" bakışı atıyordu.
Çok geçmeden masa; çeşit çeşit peynirler, sıcak pişi, zeytinler ve en önemlisi Ada'nın gözlerini parlatan vişne ve çilek reçelleriyle doldu.
Ada eline aldığı pişiyi vişne reçeline bandırıp büyük bir ısırık aldı. "Şu an mutluluk seviyem yüzde doksan sekize ulaştı. Kalan yüzde iki de çayın sıcaklığına bağlı."
Evren masanın diğer tarafında çayından bir yudum alıp öne doğru eğildi. Ada'nın iştahla yemek yiyişini, yüzündeki o tamamen doğal ve hesapsız ifadeyi izliyordu.
"Neden öyle bakıyorsun?" dedi Ada, ağzı doluyken. "İçinde reçel olan bir canlıyı ilk defa mı görüyorsun?"
"Yok," dedi Evren, bakışlarını Ada’nın gözlerinden ayırmadan. "Genelde kızlar benimle yemeğe çıktığında salatayla beslenip 'Çok doydum' taklidi yapar. Senin bu halin... oldukça yenileyici."
Ada yutkundu, masadaki peçeteyle dudaklarını sildi. "Ben doymak için yerim Evren, estetik görünmek için değil. Zaten haftanın beş günü okulda 'gamsız ve komik kız' rolü oynamaktan beynim eriyor, hafta sonu da pişime karışmayın birader."
Evren hafifçe güldü ama gözlerindeki ifade aniden derinleşti. "Okulda rol mü yapıyorsun?"
Ada bir an duraksadı. Gamsız kalkanının altından küçük bir çatlak verdiğini fark etmişti. Çay bardağını eline alıp parmaklarıyla etrafını sardı.
"Yani... bilirsin işte," dedi sesi biraz daha alçalarak. "Herkesin bir rolü var. Senin 'ulaşılmaz basketbol kaptanı' olman gibi. Ben de her şeyi şakaya vuran, hiçbir şeyi kafaya takmayan o kızım. İnsanlar seni komik bulduğunda, arkasındaki stresli veya kaygılı insanla ilgilenmiyorlar. Bu da işime geliyor."
Evren hiç konuşmadan Ada’yı dinledi. Yüzündeki o alaycı tebessüm tamamen silinmişti. Elini masanın üzerinden uzatıp Ada’nın masadaki boş elinin üzerine koydu. Başparmağıyla Ada’nın elinin üstünü okşadı.
"Ben ilgileniyorum ama," dedi Evren, son derece net ve samimi bir sesle. "Gecenin ikisinde ders stresinden kafayı yiyen, penguen diz kapağı sorgulayan ya da parkurda minderle bütünleşen Ada’yla da ilgileniyorum."
Ada’nın kalbi göğüs kafesinde adeta bir depar attı. Evren’in elinin sıcaklığı, bütün vücuduna yayılıyor gibiydi. Komik bir laf sokup ortamı yumuşatmaya çalıştı ama bu sefer kelimeler boğazına dizildi.
"Sen..." diye fısıldadı Ada. "Böyle dürüst konuşunca ben laf yetiştiremiyorum Kutup Ayısı."
Evren hafifçe gülümsedi, elini çekmedi. "Yetiştirme zaten. Biraz da sen dinle."
Kahvaltıdan sonra yakındaki bir parkta yürümeye başladılar. Sonbahar yaprakları ayaklarının altında ezilirken Ada, çantasından çıkardığı siyah sweatshirt’ü Evren’e uzattı.
"Al şunu. Sözümde durdum, getirdim."
Evren çantadan çıkan sweatshirt’e baktı, sonra Ada’ya döndü. "Bunu gerçekten geri getirdin mi?"
"Evet! Evde durdukça... ne bileyim, fazla alan kaplıyordu." (Aslında dün gece kokusunu içine çekerek uyuduğunu ölene kadar itiraf etmeyecekti.)
Evren sweatshirt’ü alıp kendi çantasına atmak yerine, Ada’nın omuzlarına doğru bıraktı ve kollarını Ada’nın boynunun altından dolayarak onu arkadan hafifçe kendine çekti. Ada bir anda Evren’in göğsüne yaslanmış durumda kaldı.
"Bende kalmasından daha iyi duruyor," dedi Evren, çenesini Ada’nın başının üzerine hafifçe koyarak. "Hem rüzgar esmeye başladı. Üşümene izin veremem."
Ada’nın nefesi kesildi. Sırtı Evren’in geniş göğsüne dayalıydı ve kalbinin ritmi kesinlikle normale dönmüyordu.
"Evren..." dedi Ada kısılan sesiyle.
"Efendim?"
"Sanırım bu sefer gerçekten rüzgardan kızarmıyorum."
Evren başını Ada’nın kulağına doğru eğdi, nefesi Ada’nın tenini yaktı: "Biliyorum 'görev insanı'. Çünkü ben de şu an pek soğukkanlı sayılmam."

neler oluyor burda papparaziler görücek....

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.