Yirminci

Vaveyla Yazarı: Sevim Öğmenoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Yirminci

Aslı'dan:

25.01.91

Düşünüyordum kendi kendime, geliyor muydu acaba? Ama bana hiç haber vermemişti? Gerçi gelse bile bana bilmem kaç günde gelecekti mektup ki zaten!

Diktiğim kar çiçeğini sulayıp sınıf camının iç tarafına koydum. Elimle sevip birkaç sevgi sözcüğü fısıldadım sonra.

Son birkaç günde Kozluk halkı çok telaşlı ve...Telaşlı ve solgun görünüyordu. Bir şeyler ters gidiyordu sanırım. Fatih, ben ve Meleki birbirimizden hiç ayrılmıyorduk çünkü korkuyorduk. Radyoda çıkan haberlere göre hem bireysel hem de terör kaynaklı saldırılar baş göstermeye başlamıştı. Devlet tüm askerî ve maddi olanaklardan feragat edip her türlü desteği sağlıyordu halkına.
Saldırılarda insanlar ölüyordu ve bunu yapanlar hiçbir şekilde pişmanlık duymuyordu. Aksine, bundan mutlu olduğunu dile bile getirenler olmuştu.

Jandarmalar, Polisler... Hepsi bunlarla ilgileniyordu hep. Çoğu zaman dışarı çıktığımızda ilçenin çoğu yerinde jandarma ve polislere rastlıyorduk. Bazen kimlik soruluyordu.
Bazı karanlık gecelerde uykular gözüme haram kılınmışken Karan'ı ve korkularımı düşünüyordum.
O gelene kadar tektim.
Okul saatleri kısaltılmış, hatta bazı çocuklar buradan aileleriyle çeşitli, daha güvenli olduğunu düşündükleri yerlere gitmişlerdi.

Meleki ve Fatih hızla sınıfa girdiklerine onlarla paralel ben de ayağa kalktım: "Neler oluyor?!"

"Eve..."dedi Fatih nefes nefese kalmış sesiyle. "Eve gitmeliyiz! Saklanmalıyız!"

Bunu duyan çocuklar, hiçbir talimat beklemeden birkaç dakikada boşalttılar sınıfı -Hasan hariç-, neler oluyordu böyle?

Fatih, Hasan'ı kollarının arasına aldı ve sınıftan, bilahare okuldan çıktıktan dört kişi, evin yoluna arkamıza bakmadan koşmaya başladık.

"Siz onu evde saklayın!" Diye seslendim Meleki ve Fatih'in arkasından.

Benim arkada kaldığımı gören Meleki durdu, birkaç saniye soluklandı ve benim yanıma gelip beni çekmeye başladı.

"Geleceksin!"

Nefesim gidiyordu, koşamıyordum ki!?

Nihayet eve vardığımızda kapıdan girişte kendimi yerde bulmuştum. Ne var ki nefesim düzelmiyordu bir türlü.
Her evde olan ancak yalnızca birkaç kişilik olan sığınağa doğru ilerletti beni Meleki zorla da olsa.

"Gir." Diye emir verdim Fatih'e. "Çocukla sakın çıkmayın."

Meleki'ye döndüğümde Fatih itiraz etti.

"Saçmalama kızım, gir şuraya." Deyip çıkmaya yeltendiğinde elimle dur işareti yaptım. "Sakın, tek kelime etme, senin bir çocuğun var, bir eşin var... Onları birazcık seviyorsan, lütfen." Dedim gülümsemeye çalışarak.

Meleki beni içeri sokmaya çalıştığında zorla durdurdum onu.

"Gir içeri, Meleki!"

"Hayır sen giriceksin!"

"Kes kesini!" Diye çığırdım: "Siz hiç evladınızı düşünmüyor musunuz? Senin kızının babası yok, bir de annesiz, sensiz mı kalsın istiyorsun Meleki!?" Diye sorduğumda bana cevap vermedi. Hatta gözlerime bile bakmadı.

"Şimdi..." Dedim yutkunarak, "Gir içeri."

Meleki de sığınağa girdiğinde kapıyı sertçe kapattım ve kapının iç sürgülerini çekmeleri için kapıya tıklattım. Birkaç kilit sesi geldikten sonra artık güvendelerdi.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, aman Allah'ım! Bir anlığına duracak sandım.

Bir şey olmayacak, bir şey olmayacak, Karan gelecek, kimseye bir şey olmayacak, iyi olacağız...

Kalkıp yüzümü yıkadım. Ellerimin titremesi bir anlığına dursa da yine devam etmeye başladı.
Perdelerimi çekip yağan şiddetli yağmurun sesine kulak kabartıp günlüğümü önüme aldım. Son sayfamdı. En yakın zamanda yeni bir defter almalıydım kendime. Her günümü Karan'a anlatır gibi anlatmış, tarihler atmış ve neredeyse kendi kendime olan şapşal konuşmalarıma kadar yazmıştım. Yukarıda yazdıklarım da günlüğümün son iki sayfasına sığdırmaya çalıştığım şeyler. İlk defa bir günlüğün bitmesinden bu kadar korkuyorum. (Korkuyorum şu an, dışardan fazlaca silah sesi geliyor, öleceğim korkudan. Karan neredesin? Anne seni çok seviyorum, baba seni çok seviyorum, Hilal, Deniz, Gülşah...Hatta Gülay lanet olsun ki seni de seviyorum sen kötü biri değildin sadece Karan'ı seviyordun, küçükken sana vurduğum için özür dilerim, baban sana vururken gerceği söylemediğim için özür dilerim, anne senin ağlamana göz yumduğum için özür dilerim, babamdan korkup sana vurmasına göz yumduğum için özür dilerim, baba sana sarılamadığım için özür dilerim, Karan sana korkak dediğim için özür dilerim. Ben hepinizi çok sevdim. Eğer olur da yaşarsam bu ortamda, bunu size söyleyeceğim yemin ederim.)

Seni seviyorum Karan. Öyle bir seviyorum ki, Allah'a her gün seninle kavuşturması için yemin ederim ki dua ediyorum... Kalbimi hiç alamadım senden, hiç... Yağan yağmurda, açan güneşte, ya da ne bileyim, küçük bir kedi mırlamasına bile seni düşünerek mutlu oluyorum ben. Bilmiyorum, sen o kadar yoktun ki yanımda, ben senin gerçekten beni sevebileceğine hiç düşünmüyordum. Lütfen gel öleceğim... Ölmek istemiyorum Karan. Ne olursun gel artık.

Senle ben,

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.020okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.