13. bölüm / 22
HAYALLERİME DÜŞEN SON DAMLALAROn ikinci
Bölümler 22Şu an: On ikinci
- 1 AH KALBİM-12.593 kelime
- 2 İkinci1.172 kelime
- 3 Üçüncü744 kelime
- 4 Dördüncü992 kelime
- 5 Beşinci1.797 kelime
- 6 Altıncı899 kelime
- 7 Yedinci1.054 kelime
- 8 Sekizinci569 kelime
- 9 Dokuzuncu449 kelime
- 10 Onuncu643 kelime
- 11 On birinci759 kelime
- 12 On ikinci1.181 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 On üçüncü884 kelime
- 14 On dördüncü340 kelime
- 15 On beşinci483 kelime
- 16 On altıncı758 kelime
- 17 On yedinci658 kelime
- 18 On sekizinci284 kelime
- 19 On dokuzuncu469 kelime
- 20 Yirminci649 kelime
- 21 Yirmi birinci-Final1.110 kelime
- 22 Kitap olduk131 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kazanırsan kaybedersin.
15-10-1990
Aslıhan'dan:
Annemlere yolladığım mektuba olan cevabı ivedilikle bekliyordum lakin gelmiyordu bir türlü. Annemler sırf üzülmesin diye söylediğim her şey neredeyse gerçek -Evin soğukluğu ve okulun iyi olup olmadığıyla ilgili şeyler ve bir-iki konu hariç tabii- olmuştu.
Bugün okula, öğrenciler için ilk gidişimdi. Sınıfa girip içerideki öğrencilere baktığımda mantık olarak hepsi ayrı ayrı yaşlardandı.
Ayağa kalkmadılar ben girdiğimde. Kaşlarımı kaldırıp kara tahtanın tam ortasında durdum.
''Merhaba çocuklar,'' dedim yüz ifademi değiştirmeden. ''Ben yeni öğretmeniniz Aslıhan. Şimdi sizinle teker teker tanışacağız. Olur mu?''
Hepsi aynı anda başlarını ileri-geriye doğru beni onaylar şekilde salladıklarında anlaştığımızı anladım.
Öğretmen masasının hemen önünde oturan kara kaşlı, kara gözlü, kısa boylu çocukla göz göze geldim.
''O halde senden başlayalım Küçük Bey. Adın nedir, yaşın kaç, söylemek istediğin başka bir şeyler var mı?''
''Ben Seyit, 8 yaşım var. Annemi çoh özledim.''
''Çok.''
''Çoh.''
''Tamam Seyit'cim, 'Çoh' , senin dediğin olsun.''
Seyit'in arkasındaki sarışın kız ise ayağa kalktı.
''Öğretmenim ben Sevda. 14 yaşındayım. Annem-babam yok. Anneannem beni bakıyor. Kitap okumayı severim.'' dediğinde gülümsedim.
''Ne tür kitaplar okumayı seversin Sevda'cım?''
''Ben genelde dünya klasiği okuyorum. Hoşuma gidiyor.''
''Ama bazı kitaplar senin yaşına uygun olmayabilir. Onları nasıl okuyorsun?''
''İlk önce amcam okuyor, sonra ben okuyorum. Zaten kitapları da bana amcam veriyor okumayı seviyorum diye.''
''Ne güzel. Söylemek istediğin başka bir şey yoksa eğer arkaya geçelim,'' dediğimde Sevda arkasını döndü: ''Öğretmenim ben size tanıtayım onu, o Hasan. Hiç konuşmaz. 10 yaşında olması lazım yani, en son 10 yaşındaydı.''
''Neden konuşmuyor.''
''Bilemem. Hiç görmedim ben onun konuştuğunu." Dedi.
"Allah Allah." Deyip Hasan'a seslendim: "Hasan! Duyuyor musun beni?"
Başıyla dediğimi onayladı.
"Konuşmak istemiyor musun...Peki. Sonrakine geçelim."
"Yıldız ben, 15 yaşındayım."
Yıldız'a gülümseyip bir şey söyleyecek mi söylemeyecek mi diye birkaç saniye bekledikten sonra onun arkasına duran erkek çocuğuna baktım.
"Adım Halil. 10 yaşındayım. En sevdiğim ders matematik."
"İyi mi matematiğin?"
"Evet."
"Çarpım tablosunu biliyor musun?"
"Sizden önceki öğretmenim öğretmişti."
"Ezberinde mi?"
"Evet."
"Dokuz kere iki?"
"On sekiz."
"Dokuz kere dokuz?"
"Seksen bir."
"Sekiz kere beş?"
"Kırk."
"Hım güzel." Dedim.
Sadece birkaç derste bütün sınıfta tanıştık...
Mektubu açtığımda gelen mektubun annemden değil de Hilal'den geldiğini gördüm.
Sevgili Ablama, arkadaşıma;
Sana bu haberi vermek istemezdim lakin herkes Karan'ı sevdiğini iyi veya bildiğinden sana söylemeyeceklerini biliyorum. Bu yüzden ben söylüyorum.
Emniyet çıkışında Karan abi karın bölgesinden vurulmuş. Şu an için kimin vurduğu belirlenememiş, ancak detaylı bir soruşturma yürütülüyormuş. Baban Ahmet amca, eski polis meslektaşlarından bu konuda titiz olmalarını istemiş. Öğrendiğime göre durumu kritik diyorlar. Ben bir şeyler öğrendikçe seninle paylaşacağım. Meryem Teyze sana söylememizi tembihledi.
Karan Abi'yi Murat'la birlikte ziyarete gittik. Durumu iyi gözükmüyordu işte dediğim gibi. Hemen hastaneye yetiştirilmiş zaten.
Mektubun geri kalanını okuyamamıştım bile. İlk önce nefes alamadım birkaç saniye boyunca. Sonra net görememeye başladım. Pek de sağlam olmayan öğretmenler tutunduktan sonrası benim için derin okyanuslar kadar karanlık ve bilinmezdi.
Kendimi hiç görmediğim kadar büyük bir bahçede, kiraz çiçeklerinin altında, yasemin çiçeklerini koklarken gördüm. Dakikalar ardıyla geldiğinde büyük, boyumca olan gündöndü, lavanta ve Yaseminlerin arasından garip hışırtılar duydum. Üzerimdeki tülden beyaz elbiseyi yanlardan çekiştirip hışırtının geldiği yere baktım. O'ydu. Kucağımda olan bembeyaz tüylü kedi kucağımdan inip çiçeklere doğru gitti. Rüzgarın etkisiyle savrulan saçlarıma aldırmadan ayağa kalkıp onun elini tuttum. Gözlerim gözlerine bakıyordu.
''İyi olacaksın.''
Onun üzerinden geçen beyaz renkte bir güvercinin, beyaz, büyükçe bir tüyü düştü.
''Benim için, bizim için uyanmalısın Karan.''
''Bu ne?'' diye sordu bana.
''Senin bana geri dönüş biletin.''
Yazar'dan:
Hayat neydi? Yaşamak neydi?
Siz hiç ölüm-kalım savaşı verdiniz mi? Bunları okuduğunuza göre sanmıyorum ancak 'o' veriyordu.
-*-
"Durum kritik." Dedi doktor, beyaz doktor önlüğünü tek eliyle düzeltip.
"Nasıl kritik? Neyi var tam olarak?" Dedi Aslı'nın babası Ahmet Bey.
"Size ancak bu kadar bilgi verebilirim. Üzgünüm."
Doktor uzun koridorda kaybolurken Zeliha Hanım, Ahmet Bey'in yanına koştu hızla.
"Ne dediler? Ne oluyor? Karan!" Diye bağırdı. Onun ardıyla Gülay, Karan'ın babası Mustafa Bey ve Aslıhan'ın annesi Meryem Hanım geldi.
Meryem, Zeliha'nın kolundan tutarak onu kaldırıp ve oturttu.
Meryem, "Zeliha sakin ol." Dediğinde gayri ihtiyari Mustafa Bey de dişlerini sıktı.
Oğluna her zaman, bu mesleğe başlamadan önce de söylemişti Mustafa Bey, kendi de biliyordu. Asker, polis ve benzeri mesleklerden olmak için ardında bırakacak kimsenin olmaması gerekiyordu. Kendi canının bir değeri olmaması gerekiyordu. Ahmet'te öyle değil miydi askerken?
Ardında hiçbir şey yoktu. Ondan iki böbreğini alan kurşunlara asla küfretmemişti. Neden benim başıma geliyor dememişti.
Mazisi zihninde can bulurken göz yaşlarını akıtmamak için gözlerini kırpmıyordu.
Az önce önlerinden geçen doktoru, doktor önlüğünden hafifce tuttu Mustafa Bey.
"Oğlum, Karan, iyi mi?"
"Elimizden geleni yapıyoruz emin olun lakin her şeye hazırlıklı olun."
"Her şeye mi!?" Diye bağırdı Zeliha.
"Nasıl her şeye! Her şey ne?"
Doktor söyleyeceği şeyi söylemek istemiyormuş gibi dudaklarını büküp sonrasında dudaklarını geriye doğru itip ısırdı.
"Ex olabilir."
"Ex, derken?" Dedi Mustafa Bey.
Doktor, kendi jargonunu, olması ihtimal olan şeyi, ölümü, söylememek için kullanmıştı. Bu soruyu soracaklarını biliyordu.
"Ex derken...Yani hastayı...Kaybedebiliriz."
"Kurtarın oğlumu!" Diye bağırdı Zeliha ağlayarak yine.
-*-
Ölümü sonsuz uyku olarak nitelendirir bazı insanlar. Uzun yaşayanlar için bu dünyadan kurtuluş, kısa yaşayanlar içinse hayal kırıklığıdır.
Uzun yaşayanlar, "Neden bu kadar uzun yaşıyorum?" Diye sorar Allah'a.
Kısa yaşayanlar mı? Kısa yaşayanların "Neden kısa yaşıyorum?" Diye sormaya vakitleri olmaz bile.
Ölürken son bir kez etraflarına bakarlar. Gözlerinden bir damla yaş akar. Ölümün soğuk elleri, ellerine dokunduğunda bu dünyayı bırakıp gitmek istemezler ama bir şey de yapamazlar...
Gözlerini son kez kırptıklarında, nefes alırken göğüsleri son kez inip kalktığında sadece Allah'a şükür ederler.
Ölümün bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu kabul ederler, kaderlerine boyun eğerek ölüme selam dururlar.
Her saat tıkırtısında ölüme biraz daha yaklaşır insan...
Tik...Tak...Tik...Tak...
Ve bir gün zaman durur, o çok sevdiğimiz insanlar yanımızdan yok olur.
Canımızdan fazla sahip çıktığımız mal, mülk, para...
Hiçbiri işlediğimiz günahları affettiremez.
Zamanında yaptığımız ve yapmadığımız şeyler kara kaplı defterde önümüze gelir... Orada bize eşlik edecek tek şey, iyiliklerimiz ve kötülüklerimiz olur. Bu bir sondur.
Ama
Askerler ve polisler için bir son yoktur. Vatanları için savaşan, savunan insanların defterinde ne yazabilir ki? Canları varsa can, kanları varsa kan vermeye hazırdırlar çünkü. Onlar, her zaman görevlerini yapmaya hazır olan cesur ve fedakar insanlardır. Vatanları için her türlü zorluğa göğüs germeye hazır olan bu kahramanlar, her zaman halklarının güvenliği ve huzuru için çalışırlar. Onların cesareti ve özverisi, her zaman takdir edilmelidir.
Vatani görevlerinde ölen askerlere, polislere şehit denir ve ölen her bir şehit'e cennetten bir köşk verilir. Şehitler, ülkenin bağımsızlığı ve güvenliği için canlarını feda ederler ve bu nedenle toplum tarafından büyük bir saygı ve minnetle anılırlar. Onların fedakarlıkları asla unutulmaz ve her zaman takdirle anılır.
Karan'ın gözleri kapalıydı, rüya görüyordu.
Kendini hiç görmediğim kadar büyük bir bahçede, kiraz çiçeklerinin altında, yasemin çiçekleriyle gördü. Dakikalar ardıyla geldiğinde büyük, boyumca olan gündöndü, lavanta ve Yaseminlerin arasından garip hışırtılar duydu. Hızla sesin geldiği yere doğru ilerledi. O'ydu. Aslı'sının Kucağındaki beyaz renkteki kedi onun kucağından inip Karan'ın arkasına doğru ilerledi ve gözden kayboldu. Aslı'nın hafif esen bahar rüzgarıyla savrulan saçlarını süzdü. Aslı kalkıp onun elini tuttuğunda kalbinde bir sızı hissetti. İkisi de birbirinin kahve gözlerine aşk ve tebessümle bakıyordu.
''İyi olacaksın.'' Dedi Aslı'sı ona.
Üstlerinden geçen beyaz güvercinin beyaz ve büyük tüyü narince önlerine düştü.
Aslı'nın yüzü korkuyla karışık tuttuğu kar beyaz tüyü ona uzatarak Karan'a döndü: ''Benim için, bizim için uyanmalısın Karan.''
''Bu ne?'' diye sordu Karan, sevdiğine.
''Senin bana geri dönüş biletin.''
Bölüm etkileşimi
