On beşinci

Vaveyla Yazarı: Sevim Öğmenoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: On beşinci

Çok geç değil.

22.10.90/Aslıhan

Bugün sabah erkenden uyandım, yüzümü yıkayıp ufak bir duş aldım. Gün çoktan doğmuş, horozlar bile ben duş almadan ötmüştü. Hava soğuyordu yavaş yavaş. Bu yüzden üstüme kareli bir şal geçirip çıktım. Haftanın ilk günüydü ve okula gitmek istemiyordum. Evin merdivenlerinden her zamanki gibi zar zor inip ilerlemeye başladım. Okulun oraya geldiğimde kapıdan girmeden muhtar amcayı görüp selam vermek için ona döndüm.

"Nasılsınız bakalım Öğretmen Hanım?" Dedi gülümserken benden önce davranıp.

"İyiyim muhtar amca. Sen hiç gelmezdin buraya, hayırdır inşallah?"

"Yav," dedi beyaz sakallarını parmaklarının arasından geçirerek. "Bir ton mektup var. Onları getirdim."

"Benim var mı?" Dedim. Günlerdir bekliyordum çünkü. Artık gelmesi gerekiyordu.

"Var var hayırlısıyla." Deyip montunun cebinden bir sürü mektup çıkarıp aralarından benimkini buldu.

"Al bakalım." Dedi ve mektubu veril güvercin edasıyla yanımdan uçup gitti.

Mektup zarfını açtığımda içinde birkaç fotoğraf ve mektup vardı. Fotoğrafları ilk önce es geçip mektubu açtım. Mektup aynen şöyleydi:

Sevgili ablama;

Öncelikle burdaki herkesin seni çok özlediğini bilmeni istiyom abla. Senle mektuplaştığımı biliyolar. Meryem teyze, Ahmet amca, Zeliha abla...
Herkes seni çok özlüyo. Ha, unutmadan: bir de biz Murat'la çocuğumuzun adını Aslı koymaya karar verdik senin gibi büyük insan olsun diye.

Sana bir haberim daha var ancak en sonda söylicem.

Burda, mahallede yani durumlar iyi. Geçenlerde Neriman'la Şule kavga etti görmen lazım, nasıl ama... Çok güzeldi.
Şule bir vurdu Neriman'ın ağzı yamuldu vallahi Allah günah yazmasın. Kadın iki gün konuşamadı (keşke hiç konuşamasaydı). Görmek isterdin biliyom seni.

Kızlar da çok iyi, aslında onlar da sana mektup yazmak istiyo ama zaman bulamıyorlar(mış).

Şimdi sana Karan ağabey'den bahsetcem, dikkatli oku: Bu mektubu o gün yazıyorum zaten. Biz Murat'la Karan Ağabey'in yanına yani hastaneye gittik nasıl durumu diye. Bildiğimize göre bilinci kapalıydı. Camın arkasından bakarken birdenbire hareketlenme görmüş Murat, bağırdı birdenbire doktorlara gelin de gelin diye. Bir sürü doktor Karan Ağabey'in yanına koştular vallahi korktum.

O günden sonraki 4 günde Karan Ağabey çıktı. Nasıl oldu biz de anlamadık. Zeliha abla'nın dediğine göre Gülay yanındaymış, (Biz gittiğimizde yoktu) ama senin ismini sayıklamış. Aslıhan nerdesin? Diye. Zeliha abla da avutmuş. Karan ağabey Gülay'ı kovup seni isteyince Gülay çıldırmış.

Karan ağabey demiş ki, sen kimsin, git başımdan ben Aslı'yı istiyom. Zeliha Abla'ya dönmüş sonra, demiş, anne şu kızı al götür yanımdan, kimdir, neyin fesidir bilmem. Elimden bir kaza çıkcak.

Sonra Gülay hastaneden çıkana kadar sinir krizi geçirmiş işte, öyle. Bunları Meryem teyzeden, Zeliha abla'dan, kızlardan ve senden başka kimse bilmiyo.

Velhasıl, Karan ağabey iyi. Daha iyi olduğunda işine başlayabilcek inşallah. Gönderdiğimiz fotoğraflara bakmayı sakın a unutma.

Ben mektubu büzüştürüp cebime koydum ve gelen fotoğraflara baktım tek tek.

Elime ilk aldığım fotoğrafta Zeliha abla ve Karan vardı. Çocuktu daha. Ağzının kenarlarındaki çikolata lekeleri resmin eskiliğine rağmen açıkça belli oluyordu. Gülümsedim.

Diğer fotoğrafa geçtiğimda Karan'ın, Zeliha Abla'nın zoruyla 27. Doğum gününde çektirdiği fotoğraf vardı.

Neyse günlük, fotoğrafta dümdüz, yüzünde hiçbir duygu belirtisi olmadan duruyordu. Tıpkı bana bakarken takındığı yüz ifadesi de buydu ne yazık ki.

"Ah," dedim. "Bana hiçbir zaman gülmeyeceksin."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.024okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.