Yedinci

Vaveyla Yazarı: Sevim Öğmenoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Yedinci

Kelebeğin Aşkı.

03/10/1990

Aslıhan'dan:

Annemin tüm ısrarlarına rağmen gitmem gerekiyordu. Yavaş yavaş hazırlanmaya başlamıştım. Evimizin kapısından yavaşça çıktım ve bahçeye göz gezdirdim. Mahallemizin köpeği yine bizim bahçeye girmişti, Karabaş.

Ayaklarımın üzerinde eğilip Karabaş'ı çağırdım. O da beni görünce yaklaşmaya başlamıştı fakat çağırınca koşarak gelmeye başladı. Ne zamandır görmüyordum onu. Büyük gözlerine gülümseyerek bakıp başını okşadım. İki kulağının ortasına minik bir öpücük kondurup başını okşamaya devam ettim. Bir patisini bacağımın üzerine koyduğunda neredeyse dengemi kaybedecektim.

"Aç mısın?"

Sanki beni anlamış gibi birkaç kez havladı.
Büyük patisini üstümden çekip yere koyarak eve girip dünden kalan kızarmış tavukları çıkardım.

"Al bak bu da sana son kıyağım, gidiyorum ben."

Karabaş tavukları ve kemiğini yiyip yüzüme daha ister gibi baktı.

"Güzel oğluşum, daha yok annem beni öldürür daha fazla verirsem."

Karabaş tüm o masumluğuyla yüzüme bakıp elimi yaladığında Karan çıkageldi aniden.

O da tıpkı benim gibi Karabaş'ı sevip yüzüme baktı.

"Ahmet abi içeride mi? Babam çağırdı da."

"İçerde yok, annen de sizde zaten her zamanki gibi."

"Gidiyormuşsun bir iki güne, doğru mu?"

"Evet öyle."

"Bana söylemek istediğin bir şey var mı?" Dedim.

Yutkundum.

"Hayır. Sen Karabaş'ı seviyor musun?" Deyip ani şekilde konu değişimi yaptım.

Beni süzdükten sonra derin nefes verdi.

"Evet ama ne zamandır göremiyodum, diğer mahalleye gidip geldi herhalde."

"Hıı iyi, itin yoldaşı it olur zaten." Deyip ağzımı tuttum.

Ağzını asla tutamıyorsun Aslı.

"Ne dediğini duyamadım, tekrar der misin?" Dedi.

"Bir şey demedim benim evde işlerim var." Deyip eve ilerledim hızla. Arkamdan gelmiyordu Allah'tan.

Tam kapıyı, kapıya arkamı dönük şekilde kapatacaktım ki, kapı tutuldu aniden.

"İtin yoldaşı it olur Aslı." Dedi Karan beni taklit ederek ve benim canımı yakmamaya çalışarak yavaşça itledi kapıyı. Tabii onun nazik itleyişine karşı, ben kapıyı davar gibi itliyordum.

İçeri girip kapıyı kapattığında beni duvarla kendi arasına aldı.

"Bir daha söyler misin az önce dediğini?"

"Çekil."

"Söyle Aslı."

"İtin yoldaşı it olur." Dedim iki elimi yanlara açarak.
Eliyle gözlerimin önüne gelen saçımı gözümün önünden çektirdi.

"Ağzına yakışmıyor böyle kelimeler."

Eli saçımdan inip yanağımı okşadı.

"Gitmesen olmaz mı?"

Duvarla onun arasından çıkıp mutfağa ilerledim.

"Çocuklarım bekler Karan."

"Gitme, bak ben konuşurum gerekirse araya birilerini koya..."

Mutfak kapısının üstünden aldığım başörtüsünü başıma bağladım.

"Durma öyle hadi gel buraya yardım et bana."

"Kızım ben mi yardım edice'm sana? Koskoca Karan Andıç mı?"

"Akşam son kez yiyeceğin yaprak sarmalarını unut o halde."

"Gitme sana burda ihtiyaç var."

"Karan yardım etmiyorsan çıkar mısın evden? Fazlalık ediyorsun."

"Tamam be geldim." Deyip ayakkabılarını çıkarıp ev terliklerini giydi kapıda.

"Beni her seferinde iki şey seçme arasında bırakıyorsun."

"Senin seçimlerin sonuçta. Ben bir şey yapmaya zorlamıyorum seni."

"Yer sofrasına mı oturuyoruz?"

"Evet."

Birkaç tane sardıktan sonra Karan "İşim var," deyip kaçtı evden.

Ben işimi bitirdiğimde başımdaki örtüyü kapıdan çıkarken fark edip yere attım ve terliklerimi giyip çıktım. Kızlar beni görmeye gelmişti.

Kızlar şalvarı belinden yukarı çekerek yanıma geldiler.

"Güzelim nasılsın?" Dedim İclal'e sarılarak.

"İyiyim abla, yarın gidiyo' dediler koşup geldik kızlarla."

"İyi yapmışsınız, içeri mi geçelim çardakta mı oturalım kızlar?" Dedim Deniz'in elindeki böreği alırken.

Hepsi bir ağızdan çardakta deyince çardağa yöneldik beraber.

İclal hafif sarıya dönük kumral, 50-55 kilolarında, 1.60 boylarında bir kızdı. Çardakta karşıma oturdu. Genelde yüzü hep gülerdi. Onu senelerdir hiç ağlarken görmedim.

Deniz ise küçük arkadaş grubumun en sulu göz olanıydı. Bir hukukçu olarak bu halini kendi de beğenmiyordu fakat biz onu her haliyle seviyorduk. Nişanlısı Asker. Önümüzdeki yazda evlenecekler.
Siyah saçlı, hafif esmer, hemen hemen 1.50-1.55 boylarında, 50 kilo civarında bir kız. O ise İclal'in yanında oturuyordu.

Saniyeler sonra yanıma bir demlik çayla oturan Gülşah'a kaydı gözüm.
Eliyle gözlerini siliyordu.
Ona doğru döndüğümde bana bakmadı.

"Gülşah, iyi misin?" Dediğimde herkes bir anda Gülşah'a odaklandı.

"Gitme Aslı," deyip bana sarıldığında ister istemez gözlerim sulandı ama kimseye belli etmeden sildim.

Ayrıldığımızda elimi omzuna sardım.

"Sana söz bundan iki sene sonra burda yine böyle buluşucaz, kızlar." Deyip tekrar kocaman sarıldım Gülşah'a.

Deniz, İclal'in yanından Gülşah'ın yanına geçti.

"Lan daha Karan'la evlen'cek bunlar. Düğünde nedimesi ol'caz üçümüz de."

"Hilal'i unutmayın." Dedi İclal gülerek.

"O nerede?" Diye sordum konuyu değiştirerek.

"Murat'la gezmeye çıkmışlar." Dedi Gülşah elindeki börek parçasını ağzına atarak.

"Ne güzel ne güzel." Deyip su bardaklarına çay doldurdum.

Saatlerin su gibi aktığı zamanlardı tüm bu zamanlar. İyi şeyler çabuk geçer. Her insanın karanlığı farklıdır. Asıl olan o karanlıkta Kuzey Yıldızı'nı görmektir. Benim Kuzey Yıldızım da bir gün buraya, Karan'ın yanına dönecek oluşumun hayaliydi.

Annemler geldiğinde kızlar da evine gitti. Babam hiçbir şey demeden annemle ikisinin yattığı odaya girdiğinde anneme ne olduğunu sorar gözlerle baktım.

"Gitmeni istemiyor." Dedi. Cam kenarındaki sedire geçerek elimi çeneme dayayarak gecenin karanlığını izlemeye başladım.

Yarın gidecektim buradan işte. 24 yıllık hayatımda ilk defa kendim tek başına yaşayacaktım.
Evde tek durmayı severdim fakat...
Fakat günlerce ne yapacaktım ben?

Ben bunları düşünedurayım, omzuma bir el dokundu. Arkama baktığımda annem olduğunu anladım. Elinde bembeyaz bir gelinlik duruyordu. Bu gelinlik, annemin birkaç düğün fotoğrafından gördüğüm güzel gelinlikti.

Annem onu sedirin üzerine bırakıp soğuk elini elimin üzerine koydu.

"Gidiyorsun yarın ve elimizden bir şey gelmiyor." Dedi.

"Tatil olan günlerde sizi ziyaret etmeye gelmeyi çok isterim."

"Biz de geliriz merak etme babanla."

"Babam neden gelmiyor yanıma? Geçerken yüzüme bile bakmadı."

"Üzgün dedim ya, her neyse."

Zoraki gülümsedim anneme.

"Ben bu gelinliği senin için getirdim..." Dediğinde gözlerimi kısarak bakmaya başladım ona.

Annecim ne gelinliği Allah aşkına, ortalık zaten karışık bir de sen başlama istersen?

"Bu gelinlik anneannenin, onun annesi, anneannen seninle hemen hemen aynı yaştayken dikmiş. Senden 1-2 yaş küçüktüm sadece ben de giydiğimde. Bak." Deyip gelinliğin astarındaki yazıyı gösterdi.

Dedemin ve babamın isimleri alt alta yazıyordu.

"Ne bunlar?" Dedim.

"Bu bizim aile geleneğimiz ve senin ilk çeyiz eşyan. Bana çok yakışmıştı eminim sana da çok yakışacak. Astarda anneannen dedenin ismini, ben de babanın ismini yazdım. Sen de kendi eşinin ismini yazacaksın buna."

Gözlerimin önüne birdenbire Karan'ın ismi belirdiğinde gülümsedim.

"Aklında birisi var mı?" Dediğinde boş boş anneme kaydı gözlerim.

"Bütün erkeklerden nefret ediyorum."

Bir tanesi hariç...

Annem bana cevap vermeden yanımdan kalktığında camdan dışarıyı izlemeye yanımdaki gelinlikle birlikte radyodan kısık sesle bir şarkı açıp devam ettim.

Vazgeçtim, gözlerinden
Vazgeçtim, sözlerinden
Bir ah de yeter
Sessizce, kimsesizce
Gönderdim dudaklarımı
Öpme al yeter
Hiç tanımaz tenim ellerini
Bilmez yüreğim, bilmez yüreğini
Ah bu koku, bu ten bu dokunuş
Ah bu delilik sarsar bedenimi
Yok olmak, amadır şimdi
Vazgeçtim, gözlerinden
Vazgeçtim, sözlerinden
Bir ah de yeter
Sessizce, kimsesizce
Gönderdim dudaklarımı
Öpme al yeter
Hiç tanımaz tenim ellerini
Bilmez yüreğim, bilmez yüreğini
Ah bu koku, bu ten bu dokunuş
Ah bu delilik sarsar bedenimi
Yok olmak, zamanı şimdi

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.025okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.