On altıncı

Vaveyla Yazarı: Sevim Öğmenoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: On altıncı

Haydi gel, benimle ol

24.10.1990

Zorla çalıştırdığım bozuk radyodan çıkan sesle, kendi kafamıza göre verdiğimiz 15 dakika ders molasını geçiriyorduk.

"Aslı," dedi Meleki, "Ne yapıyorsun o radyoyla."

"Hazır elekrikleri ayarlamışlarken radyo çalıştırayım dedim de, çekmiyor."

"Gazeteyi okudun mu?" Diye atladı hemen Fatih, Meleki'yle konuşmamıza.

"Okumaya fırsatım olmadı." Diye cevap verdim yüzüne bakmayarak.

Fatih saniyesinde ayağa kalkıp elimdeki radyoyu kaptı: "Ben küçükken bunlar yoktu." Dedi sırıtarak.

"Ben küçükken çok vardı sanki. Her yer radyo kaynıyordu, aman Allah'ım!" Dedim sahte bir heyecanla.

Meleki de sohbetimize katıldı hemen ardımdan: "Ben doğduğumda da uçan arabalar varmış, biliyor musunuz?" Dedi kahkaha eşliğinde.

Fatih radyoyu tıpkı benim gibi ayarlayamayınca yerine oturdu.

Yeşil zeytin gibi renkli gözlerini küçük pencereden dışarı dikti: "İlerde olur mu sizce öyle şeyler?"

Meleki cevap verdi: "Bence olmaz. Olsa da biz görmeyiz muhtemelen."

"Meleki haklı." Dedim Meleki'ye göz kırparak.

"Matematikte hangi konudasınız?" Dedi Meleki.

"Çarpmaya geçtik biz neredeyse. Çok hızlı öğrendiler maşallah."

"Beni sevmediler." Dedi Bu sefer Fatih. "İçlerinde bir tek biri beni seviyor."

"Bana da biraz mesafeliler zaten. Onları birbirlerinden ayırdığımızı düşünüyorlar. Her neyse, Fatih. Sen az önce gazete falan dedin, ne iş? Önemli bir şey mi oldu?"

"Birkaç yere terör saldırısı oldu diyorlar... Birkaç köye ve kasabaya."

Meleki'nin gözleri sanki yerinden çıkacakmışcasına patladı: "Ölen var mı!?" Diye bağırdı.

"Melek haklı -Meleki demek yerine melek diyordum bazen- ölen varmıymış?"

"Birkaç ölen olmuş tabii. Evlere zorla girilmiş falan. Korkunç."

Yutkundu.

"Askerimizin, polisimizin hakkını nasıl ödeyeceğiz, Allah bilir." Diye de devam etti.

"Nefret ediyorum." Dedim. Fatih şaşkınlıkla bana döndü. "Neyden?"

"Sevdiğim için sürekli kötü bir haberi gelecek gibi hissetmekten. Kalbim acıyor. Her an ölebilme ihtimalinin oluşu canımı yakıyor. Başım dönüyor."

"Sakin ol." Dedi Meleki.

"Sakinim ama...Ben söyleyeceğim."

İkisi aynı anda, "Neyi?" Dedi.

"Onu sevdiğimi, ona aşık olduğumu söyleyeceğim."

"Emin misin?" Dedi Meleki. "Ne yazacaksın?"

"Direkt işte. Her şeyi açıklayacağım. En fazla reddedilirim."

"Haklısın." Dedi Fatih. "Ölüm var dünyada Aslı."

"Bu yüzden işte."

"En iyisi."

Birkaç dakikaya sınıflara dağıldıktan sonra, sınıfta kopan gürültüyle şaşkın bir biçimde sınıfın kapısından girdim.

Beni görmüyorlardı bile.

Elimle tahtaya vurduktan sonra sesler kesildi.

"Ne oluyor burada!" Diye bağırdım. Hepsi yüzüme korkmuş şekilde bakarken.

"Ben..." Dedim sesimi alçaltarak. "Sizin için günlerdir çırpınıyorum, görmüyor musunuz?" Bana kızgınca bakan yüzleri, neredeyse bana acımaya dönmüştü. "Ben annemi, babamı, arkadaşlarımı bıraktım size bir şeyler öğretmek için. Karşılığını böyle mi veriyorsunuz bana?"

Başları eğildi.

"Güzel çocuklarım..." Dedim. İlkokul öğretmenim Cevat Bey, bize böyle hitap ederdi.

"Sizleri çok seviyorum ama bir daha böyle bir şey olsun istemiyorum."

Deyip masama oturdum.

"Bugün Türkçe'de, Atatürk'ün hayatından bahsetmek istiyorum."

"Mustafa Kemal Atatürk?" Dedi Neslihan.

"Tam da öyle. Tabii hayatından önce yaptığı icratlardan bahsedeceğim."

"Kadınlara seçme ve seçilme hakkını getirmiş." Dedi Emine de.

"Evet ama çoğu bilinçsiz yetiştirilmiş kadınlar (ve dahi erkekler) bu hakkını kullanmıyor. Başka Atatürk hakkında ne biliyorsunuz?"

Ali parmağını kaldırınca ona bakarak gülümsedim: "Söyle Ali."

"1881'de doğmuş, 1938'de ölmüş."

-*-

Saatler sonra ders bittiğinde evime dönerken neredeyse akşamüstü olmuştu. Kapının dışında ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdiğimde montumu yere attım. Sonra onu annemin değil de benim oradan alacağımı aklıma getirip göz önünde bulundurarak yerden aldım ve terasa çıkan bir tane merdivenden çıkıp askıya astım.

Merdivenden geri açıp siyah beyaz gömleğimi ve pantolonumu çıkarıp rahat bir elbise giydim. Sabahtan beri elimden düşürmediğim radyoyla birlikte cam önünde geçip çalıştırmaya çalıştım. Nitekim sonunda doğru frekansı bulup şarkı dinlemeye başladım. Haberleri iyi-kötü gazetelerden takip edebiliyordum ancak şarkı dinleyemiyordum. Hemen bir kağıt ve bir kalem bulup yazmaya başladım.

Karan'a.

Öncelikle yaşadığın olaydan dolayı geçmiş olsun diyerek başlıyorum yazıma.
Neredeyse tüm gün sana bu mektubu yazıp yazmayacağımı düşündüm. Çok dua ettim senin iyi olman için. Rüyamda bir de seni gördüm biliyor musun? Uzun uzadıya anlatamayacağım, alelacele yazıyorum mektubu.

Seni çok özledim Karan. Bana bakıp göz devirmeni, yüzüme sanki benden nefret ediyormuşcasına bakmanı bile özledim. Senin yanında uyuduğum o geceyi hatırlıyor musun? Bizdeydik.

Eğer isteseydin, olabilirdik. Ama sen beni hiç istemedin, ben de asla seni sevmekten vazgeçmedim. Kalbinin en ufak zerresinde bile olmayan aşkına, kahverengi gözlerine baktığımda, kafanı benden diger tarafa çevirişine, sana bir şey dediğimde umursamayışına belki de aşığım ben senin. Tek bir bakışınla kırabildiğin kalbimi hiç görmedin mi? Herkesin dilinde olan sana ait olan aşkımı bir sen mi hissedemedin? Gönlün başka birinde mi yoksa?

Sana belki de bu mektubu hiç göndermeyeceğim, belki de gönderirim. Hâlâ buna bile emin değilim ben.
Ancak emin olduğum tek şey o kızın senin yanında oluşuna dayanamıyorum, katlanamıyorum.

Bana o gün dedin ki, sarılıp: "Üşüyorsun, çünkü hastasın. Eğer yarınını benimle geçirmek istemiyorsan, hemen uyu ve üşüdüğünü unut."

Ben de sana: "Bu kadar kötü olmak zorunda değilsin." Dedim.

Beraber uyuduk Karan. Bana sarıldın. Sonra düğünde ne yaptın?

Söyliyeyim: Beni yalnız bıraktın. Babamın arkadaşının kızısın dedin. Sence bu ne kadar doğru?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.023okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.