Beşinci

Vaveyla Yazarı: Sevim Öğmenoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Beşinci

26/08/1990: Akşamüstü.

"Tamam Hilal, geliyorum," dedim ve kapıyı hafifçe aralık bırakarak içeri girdim. Yattığım odaya gidip makyaj çantamı ve düğünde giyeceğim, dizlerimin biraz altına gelen, siyah kumaşın üstünde siyah dantelleri olan elbisemi alıp evden çıktım.

Yolda gördüğüm insanlar bir elimdeki elbiseye, bir de bana bakıyorlardı. Ama bana bakanların içinde bir de Neriman Abla'nın kızı Gülay şapşalı vardı. Ona o kadar gıcık oluyordum ki, Allah'ım yani! Elimden gelse bir kaşık suda boğacaktım onu... Derken elindeki çay bardağını düşürdü. Ona karşıdan gülümseyip yanından geçerken içinden bana rahatlıkla sövdüğünü duyabilirdiniz.

Bende Karan'ı ona yar edecek göz var mıydı? Tabii ki de hayır!

Karşıda evine giren Hilal'i gördüğümde koşarak onun peşine gidip tahta kapı kapanmadan ardından girdim.

"Hadi bakalım," dedim elimdeki makyaj çantasının fermuarını açıp içinden pembe allığı alarak.

"Abla fazla abartma makyajı," dedi çekinerek.

"Bana bakar mısın Hilal'im?" diyerek elimi çenesine koyup yüzünü yüzüme baktırdım: "En güzel sen olacaksın, senin düğünün bu kız."

O bana cevap vermedi. Makyajını yaparken tahta kapı çaldı: "Girebilir miyim?"

"Kimsin?!" diye bağırdım kapının ardına. Ses tanıdık geliyordu ama çıkaramamıştım.

"Ben Murat."

Hızla kapıya koşarak ona sadece gözlerimin görüneceği kadar araladım kapıyı.

"Damadın düğünden önce gelini görmesi uğursuzluktur biliyorsun değil mi Murat?" diyerek kahkaha attım.

''Aslı be, bir kere görsem güzelimi? Bak vallahi daha gözüne bile bakmam geceye kadar.''

''Murat zorlama beni aa olur mu öyle? Düğünden önce gelin görülmez işte ne saçmalıyorsun?''

''Rüşvet teklif ettirmeye mecbur bırakma beni.''

''Söyle bakayım önce.'' deyip kapının ardındaki Murat'a daha da kulak kabarttım.

Sesini kısarak: ''Karan'la baş başa bırakırım sizi.''

''Ne!?'' diye bağırıp aniden açtım kapıyı.

Murat kahkahalarla evin içine girip sarıldı Hilal'e.

Hilal gülerek: ''Karan abi için sattı ya bizi abla,'' dedi.

''Hoş değil ama bu yakıştırma güzelim.''

''Cık cık cık,'' yaptı Murat. ''Evet, Karan için sattın bizi.''

''Nerede baş başa bırakacaksınız bizi?'' dedim gülümseyerek.

''Düğünden sonra toplanacağız ya, o zaman biraz daha sonra diğerlerini alır döneriz biz.'' dedi göz kırparak.

''Aslanım be!'' diye çığırıp elbisemi aldım ve bir odaya girdim.

Çıktığımda Murat, ellerini klasik 'beğendim' işareti yaptı.

"Güzel miyim? Karan beğenir mi beni böyle?" Deyip etrafımda döndüm. Hilal bana göz kırpıp kapıyı işaret etti.

"Şey..."

Karan, güler bir şekilde yüzüme bakıyordu.

"Eee kardeşim," dedi kafasını Murat'a çevirerek: "Hilal'i görmemen lazımdı."

"Gördüm artık yapacak bir şey yok"

"Akşama hangi felakete hazır olalım bilemiyorum."

Murat güldü.

"Saçmalama be abi, ne felaketi. Düğün dernek işte. Sen ne zaman yuvanı kur'can be?"

"Vallahi," dedi Karan düşünür şekilde.

"Evlenilecek kız var mı be abim. Görmüyor musun ortamı. Mahalleden biriyle mi evleneyim? Bana kendi ayakları üstünde durabilecek bir kadın lazım. Yoksa sarmaz."

"Ben birini tanıyorum ama, neyse." Dedi Murat, bana bakarak.

O sırada Karan, bir kolunu Murat'ın omzuna atmıştı. "Hadi gel bak şu sandalyeleri ayarlayalım. Düğünün var diye kaçamazsın." Deyip çıkardı Murat'ı evden.

"E, gittiler..." Dedi Hilal bana yavru kedi bakışları atarak.

"Gitsinler bi' zahmet Hilal. Makyaj yapacağım burada."

"Yap güzel ablam."

Aynanın karşısına oturup hafif pembeye dönük fakat kırmızı diye adlandırabileceğimiz ruju dudaklarıma sürdüm. Aynada dudaklarıma bakarken, Hilal de radyoyu açmıştı.

"Neden senle hiç durmadan tartışıp duruyoruz ki biz
Bile bile üstüme gelmene ne gerek var
Neden dostça ve insanca ayrılamıyoruz ki biz
Ve bunca yaşanmış yılların da hatırı var" diye şarkıya eşlik ettiğinde ilk başta şarkıyı anlayamadım. Sonradan kafam bastı da, Ajda Pekkan, 'Yaz Yaz Yaz" olduğunu anladım.

Tabii yüzüme tonla makyaj yaparken şarkıya eşlik etmesem olur mu? Ha-hay! Olmaz!

"Eğer her gün bu işkence, eğer her gün bu karmaşa
Eğer her gün bu kavgaya katlanırım sanıyorsan
Sen de yaz yaz yaz bir kenara yaz bütün sözlerimi
Yanılırsam çık karşıma göster kendini
Belki zamanla teker teker silinirler aklından
Anlarsın ki boşuna geçmiş bunca zaman"

Bu kadının bazı şarkılarını örnek alıyordum işte. Kimseye katlanmaya değmezdi. Moralimi bozan hayatımdan çeker giderdi, o gitmezse ben bırakırdım zaten. Canım sağ olsun. Değil mi?

Sürekli tartışılan ilişkilerin sonu hep ayrılıktı. Ayrılık ise benim asla umursamayacağım bir şeydi.
Fazla ben merkezci gözüküyordum bunu birine anlattığım zaman ama ne yapabilirim, Allah Allah. Ben buyum. Beni seven böyle sevsin. Özellikle Karan sevsin.

Bilmem kaç tane şarkı değişti, dakikalar, saatler birbirini kovaladı. Tahta kapıyı gıcırdatarak açtım. Hilal'in gelinlikle geçmesi için yardım edip onun arkasından dışarı çıktım. Müthiş bir kalabalık vardı ve ben kalabalıktan nefret ederdim. Eve mi gitseydim? Ama aynı şekilde Hilal'in de yanında olmam gerekiyordu. O benim her zaman yanımdaydı. Ben de onun yanında olmak zorundaydım. O yürüdükçe ben de arkasından gelinliğini toplayarak yürüdüm. Hilal de, Murat'ta nikah olacak masaya oturduklarında ben de şahitlerin oturduğu yere oturduğum sırada -Nikah şahidiydim çünkü- annemleri gördüm. Demek gelmişlerdi ama benim haberim yoktu?

Tam kalkıyordum ki, nikah memuru oturunca masaya ben de oturmak zorunda kaldım. Hilal ve Murat'ın heyecanı yüzünden okunuyordu. Nikah memuru, okunan evlilik sözleşmesi adıyla anılan yemini okudu, ikisi de sıra sıra evet diyerek imzaladılar kağıdı. Yanımda oturan Karan'a göz ucuyla baktığımda gülümsüyordu o da.

''Siz...Şahitler?'' dedi memur.

Karan'la ikimiz aynı anda: ''Şahidiz!'' dediğimizde evlilik sözleşmesini Hilal'e uzattı: ''Ben de belediyemizin bana verdiği yetkiye dayanarak şahitlerin ve

Elbisemin eteklerini toplayarak yanında Zeliha abla da olan annemin yanına oturdum.

"Sen kimsin gı?" Dedi kendini benden çekerek.

"Anne benim."

"Aslı?"

"He anne, Aslı ya." Dedim kollarımı birbirine kavuşturarak.

"Nasıl tanıyamadın beni?"

"Kız yüzündeki makyaja bak. Seni ben doğurdum da ben tanıyamadım ayol." Dediğinde Zeliha ablayla birlikte güldüler.

"Anneannem?" Dedim ağlamaya hazır durarak.

"Ölecek sanıyorduk eyi durumu."

"İyi iyi." Deyip ayağa kalktım.

Bir anda önümden hışımla biri geçtiğinde anlık başım döndü ama kendimi düşmeden çabucak topladım. Zeliha ablamın elini, Gülay şıllığı öpüyordu. Aynı zamanda annemin de. Bir vuracağım yeri öpecek haberi yok.
Kimse de kusuruma bakmazdı herhalde? Sonuçta ben melek değilim, insanım.

Annem gözlerime bakarak gülümsedi ve Gülay'a döndü: "Nasılsın kızım?"

"İyiyim Meryem abla sen nasılsın?"

Annem, "Eyi ben de, annen nerede?" Dediği sırada Gülay'a omuz atarak geçtim yanından.

Anneannem şu an burada olsa derdi ki: ''Hele sen ne gadar fenasın gı!''

Belli belirsiz bir uyuşukluk haliyle gözlerimi etrafta gezdirdiğimde gördüğüm tek şey kanıksanamaz düzeyde çok görünen kalabalıktı. Etrafıma baktığımda insanların sülietleri ve bedenleri sanki flulaşıyordu. Ben flu değildim. Gözlerimi kıstım, elbisemin yere değen eteğini sağ elimle sıkı sıkı kavradıkça insanlar daha da flulaşıyordu, kimseyi tanıyamıyordum. Gözlerimin yeniden netleşmesini sağlamak için birkaç kez art arda kırpıştırdım. Korkuyordum, kafam allak bullak olmuştu. Çığlık atmak, tanıdık bir süliet görmek istiyordum. Bana yardım etmeyen, git emrime uymayıp şiddetlice titreyen bacaklarımı hissetmeye başladım. Uyuşukluk gidiyor muydu yoksa yeni bir şey miydi bilmiyorum fakat o uyuşukluk gitmiş, yerine boğazımı biri sıkıyor gibiydi, çok kalabalıktılar... Başım dönmeye başlamıştı bile. Kendimi zar zor Zeliha ablaların evine attığımda yere çöküp sırtımı soğuk duvara dayadım. Nefes alamıyordum. Elbisemin birkaç düğmesini açıp elimi boğazıma koydum. Dışarıdan gelen çalgı esleri gittikçe yükseliyor gibi geliyordu. Alt dudağımı ısırarak zoraki ayağa kalktım. Salona doğru ilerleyip kendimi sedirin üzerine attığımda nefeslerim hızlanmış, gözlerimden birkaç damla yaş akmıştı...

Karan'dan:

Masaya geçtiğimde hemen Aslı'yı aramaya başladım. Herkesi tek tek gözden geçirdim ama onu göremedim. Sadece bir grup çocuğun geçtiği masanın önünde durdum. Erkek çocuklar siyah takım elbiseler giymişken, kızlar pembe renkli kıyafetler tercih etmişlerdi.

Kolundan tuttuğum bir çocuğa sordum, "Aslı ablanı gördün mü?" Kulağına doğru eğildim.

Çocuk gözleriyle hayır işareti yaparak hızla yanımdan uzaklaştı. En son nerede olduğunu hatırlamakta zorlanıyordum.

Sağımda oturan Göktuğ bana şüpheli bir bakış attı ve sordu, "Komiserim, bir sorun mu var?"

"Aslı'yı göremedim. Az önce buradaydı ama kayboldu." dedim.

"Ben onu evinize girerken gördüm." dedi Göktuğ.

"Evimize mi?" diye şaşırdım.

"Evet. Pek iyi görünmüyordu, biraz telaşlıydı."

"Neden söylemedin bana? Deli gibi Aslı'yı arıyorum burada!" dedim, cevap vermesine izin vermeden.

Onun ağzını kapatarak hızla evimize doğru ilerlerken, dirsek kısmımda bir el hissettim.

O tarafa döndüğümde, adını net olarak hatırlayamadığım bir kız gördüm. Ciddi bir ifadeyle kaşlarımı çattım.

"Sen kimsin?" diye bağırdım. Elini kolumdan çekti ve "Özür dilerim, nasılsın demek istemiştim sadece." dedi.

"İyiyim, gitmem gerekiyor."

"Lütfen bekle Karan. Seninle konuşmam gereken şeyler var."

"Ne istiyorsun!? Seni tanımıyorum bile!" diye bağırıp hışımla eve doğru ilerlemeye başladığımda, Murat beni tuttu.

"Kardeşim, daha kaç kez evleneceğim? Kaç kez düğünüme geleceksin? Hadi gel!" diyerek beni sahneye çekti.

Belki 5, belki de 10 dakika geçti, ama artık Aslı'nın yanında olmam gerektiğini düşündüm.

Bizim eve doğru ilerleyip kapıyı araladım, sessizce içeri girdim. Gördüğüm şey, hoş değildi. Mahallemizin çocuklarından Burak, Aslı'nın yanında oturuyordu ve bir şeyler konuşuyorlardı. Beni fark etmemelerini umarak biraz daha yaklaştım kapıya.

''Daha iyi misin?'' diyordu Burak.

''Evet, sağ ol. Daha iyiyim. Yalnızca kalbim hala çok hızlı atıyor. Ben dışarı gelmeyeceğim.''

''İstersen beraber çıka..." Dedi ki, ben salona girdim.

"Sen bırak, ben hallederim Burak." Dedim hafif sert bir ses tonuyla.

Gülümsedi.

"Tabii ki"

Burak odadan çıktıktan sonraki odak noktam Aslı oldu.

Onun yanına oturup elimi yarı çıplak omzuna dokundurunca onun soğukluğunu iliklerime kadar hissettim.

"Üşümüşsün. Sen panik atak mı geçirdin?"

"Bilmiyorum."

"Neden yanıma gelmedin?"

"Neden geleyim?'

Onu omzundan kendime döndürüp bir elimle yanağını sevdim.

"Ne olursa olsun benim için değerli olduğunu biliyorsun." Deyip ceketimi çıkardım.

"Hem dışarda çok üşümüşsün. Camlar da açık, hasta olmaya niyetin var senin herhalde?"

Hayır anlamında başını salladı.

"Kalabalık ve yüksek ses sevmediğini biliyorum. Yanında olmam gerekirdi. Özür dilerim."

"Önemli değil." Dediğinde onu göğsüme bastırdım.

"Önemli."

"Değil Karan. Ben senin neyinim de bana böyle davranıyorsun." Deyip kalktı göğsümden.

Doğru. O benim neyimdi ki. Aramızdaki tek bağ babam ve onun babasıydı sonuç olarak. Hislerimin bir önemi yoktu çünkü ona bir şey hissedip hissetmediğimden emin değildim.

"Sen...Sana yardım etmem için bir sebep bulunması gerekiyor mu?"

Cevap vermeden çıktı odadan. Yanlış bir şey dememiştim ama alınmıştı sanırım.

Ne ben arkasından gittim, ne de o bana döndü...

O çıktıktan birkaç dakika sonra ben de dışarı çıktım ve erkeklerin oturduğu masadaki yerime oturdum tekrar. Önümde bardakla duran birayı aniden içtiğimde, Göktuğ şaşırmış gibi bana baktı ama bir şey demedi.

İlerleyen saatlerde çalan hareketli şarkıyla dizimi ritim tuttururken dördüncüyü bitirmiştim. Yarın işe gitmem gerekli değildi o halde kendimi dağıtmadan istediğim kadar içebilirdim. Bizimkilerden gözlerimi karşıya diktiğim sırada karşıdaki düğün sonrası kalan kızlar ve çocukların arasında dans eden Aslı'yı fark ettim.

Belinden kalçasına doğru bağladığı örtüyle kıvırdığı çok daha fazla belli oluyordu.
Kendim müdahale edebilir miydin ona? Dinler miydi ki beni? Onunla o kadar uyuduktan, kokusunu içime çektikten sonra bana bana "Ben senin neyinim?" Diye sorması şu an mantıksız gelmişti. Buğulaşan gözlerle başımı oturduğum masadakilere çevirdim.

"Baksana," dedi sağ tarafımdaki Burak, Aslı'yı göstererek: "Güzel dans ediyor."

Aslıhan'dan:

Terden saçlarım gözümün önüne yapıştığında durdum. Belimde gevşemiş olan örtüyü daha çok sıklaştırdığımda, omzumda bir el hissettim.

"Gelir misin lütfen benimle?" Dedi.

"Nereye?"

"Ya bir gel." Deyip beni nazikçe çekiştirdi.

"Nereye gidiyoruz ya?"

Mahalleden çıktığımızda beni önüne doğru getirip durdurdu.

"Sen ne hakla dokunursun bana!" Diye bağırınca işaret parmağını iki dudağının üzerine getirerek sus işareti yaptı.

"Ne ne sus'u be, sen ne yapmaya çalışıyorsun arkadaşlarımın yanında Karan!?"

"Yanımdaki çocuklar ne diyor biliyor musun senin hakkında?"

"Ne diyorlarmış?"

"Çok güzel dans ediyormuşsun. Sana bakıyorlar."

"Ee?"

"Ee'si..."

Kaşlarımı havaya kaldırarak sorgular bir yüz ifadesi takıntım.

"Sen beni mi kıskandın?"

"Sonuçta babamın arkadaşının kızısın, kardeşimsin, namusumsun."

Afalladım, kardeş mi? Kardeş deme lazım olur koçum!

"Belime sarılıp uyurken hiç babanın arkadaşının kızı olduğumu ve kardeşin olduğunu söylemiyordun. Şimdi korkup abi ayaklarına mı yatıyorsun?" Deyip yanından düğün yerine ayrıldım.

Öylece kalakalmıştı işte.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.032okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.