AH KALBİM-1

Vaveyla Yazarı: Sevim Öğmenoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: AH KALBİM-1

Aşk insanı ya öldürür ya da güldürür derler. Ancak beni ne öldürüyor, ne de güldürüyordu. Kısaca özetlemek gerekirse, o ona deliler gibi aşıktım. Gelin size olayları en başından anlatayım.

Babamın bana küçükken anlattığına göre Mustafa ağabey ve babam o zaman 20’li yaşlarında genç, asker delikanlılarmış.
Mustafa ağabey, eşi Zeliha abla hamileyken askere gitmiş. Bu yüzden girilen çatışmalarda her şeye çokça dikkat eder, korurmuş kendini. O sırada babamın ise burada geriye bıraktığı kimse yokmuş. Canından başka kaybedecek şeyi olmadığından dolayı da her zaman girilen çatışmalarda en önde olurmuş. Hep derdi ki bana: ‘’Kaybedecek bir şeyin olmadığında kaybetmek imkansızdır kızım. Bu yüzden hep en öndeydim. Ölmek, özellikle vatanım için ölmek gözümü hiçbir zaman korkutmadı.’’

Ben de babamın yüzüne üzgünce bakar, onun ölmediği için Allah’a dua ederdim.

İkisinin de askerliğinin bitmesine birkaç hafta varken girdikleri son çatışmada babam, böbreğine gelen birkaç mermiyle hastaneye kaldırılmış. Aslında işin kötüsü, bir değil, iki böbreğini birden kaybetmiş. Derler ya hep: ‘’Dost kara günde belli olur.’’ Diye. Onlarınki de öyle olmuş aslında. Mustafa ağabey babama bir böbreğini verip onu hayatta tutmuş. Mustafa ağabey ve babamın askerliğinin bittiği gün o doğmuş...Karan.

Ondan tam 3 yıl sonra da ben...

17 /08/ 1990

Aslıhan’dan:

Annem yine her zaman olduğu gibi başıma dikilip bağırıyordu.

‘’Aslıhan! Dakikalardır sana bağırıyorum, duymuyor musun sen beni?’’

Hayır anlamında başımı salladığımda tek kaşını yukarı kaldırmıştı ve bu sinirlendiğini gösteriyordu. Lafını ikiletmemek için hemen ayağa kalktım. Ne kadar 24 yaşına birkaç gün önce girmiş okulunu tamamlayan bir edebiyat öğretmeni de olsanız annenizin sözünü ikiletmeden yerine getirmiş olmanız gerekiyordu. Aksi takdirde dayak yiyebilirdiniz...

Annem, her zamanki otoriter ses tonuyla konuştu.

‘’Kahvaltıdan sonra çamaşırlar dışarıdan toplanacak, ıslaklar asılacak, diğer çamaşırlar da yıkanacak. Ondan sonra Zeliha ablana gideceksin, ona da yardım edeceksin. Bu akşam onlara misafirliğe gideceğiz çünkü.’’ Dediğinde ofladım. Ben de oraya gittiğime göre ben de misafirdim...

Gerçi ortada misafirlik bir durum da yoktu aslında. Ben kendimi bildim bileli aynı mahallede oturuyor, aynı masadan yemek yiyorduk.

‘’Karan da olacak mı orada?’’ dediğimde babamın ve annemin ters bakışlarına maruz kaldım. Karan, Mustafa ağabey’in çocuğuydu. Ve bence çok yakışıklıydı. Üstelik polisti...

‘’Ne oluyor? Neden bakıyorsunuz öyl...’’ dememe kalmadan beni tam olarak bacağımdan 12’den vuran annem ve onun terliğiyle yüzleştim.

‘’Niye terlik atıyorsun? Canım acıyor.’’ Dedim sırıtarak.

Annem, ‘’Sen niye sırıtıyorsun?’’ dediğinde diğer terliğini de eline aldığını gördüm. Koşarak oradan uzaklaşıyordum ki, annem beni terliğiyle yine tam 12’den vurmuştu.

Acıyla inleyip babamın yanına kaçtım.

‘’Aslıhan, farkında mısın bilmiyorum ama 24 yaşında oldun artık.’’

Yüzümü düşürdüm.

‘’Hiç kimse sevmiyor beni bu evde. Her yaptığımı sorgularsanız nasıl ailevi ilişkilerimizi yürütebiliriz ki?’’ dedim ve göz devirdim. Babam oturduğu kahvaltı masasından kalktı ve anneme seslendi.

‘’Meryem! Kahveye çıkıyorum ben Mustafa’yla.’’

Annem cevap vermemişti.

Babam evden ceketini alıp çıktığında radyonun başına geçip müzik kanallarını karıştırmaya başladım.

‘’Sen kimseyi sevemezsin.’’ İsimli şarkıyı duyunca annem bağırdı.

‘’Aslıhan sakın geçme bu şarkıyı!’’

Durduğumda öylece şarkının başlamasını beklerken annem yine başıma geldi.

‘’O radyoyu sakın bir yere götürmüyorsun tamam mı?’’

‘’Anne sanarsın sen de her zaman radyo çalıyorum evden.’’

Tek kaşı yine kalktığında ağzıma sahte bir fermuar çekip sustum ve kendimi şarkının sözlerine bırakmıştım...

Sen kimseyi sevemezsin
Sevmeyeceksin
Rüzgarların önünde
Kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürükleneceksin
Sen kimseyi sevemezsin

Sevmeyeceksin, sevmeyeceksin
Rüzgarların önünde
Kuru bir yaprak gibi Sürüklenecek, sürükleneceksin Rüzgarların önünde Kuru bir yaprak gibi

Sürüklenecek, sürükleneceksin
Şefkat nedir, aşk nedir? Ömrünce bunu bilmeyeceksin Bilmeyeceksin
Rüzgarların önünde
Kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürükleneceksin

Bu şarkıyı dinlerken Karan’ı düşünsem de annemin kolumu cimcirmesiyle masadan çatalları birdenbire hızla elime aldım.

‘’Sen istersen Zeliha ablanlara git. Aklın yerinde değil senin. Kahvaltı da etmiyorsun zaten, hastalanıp öleceksin bir gün. Sonra bana gelip ağlama.’’

‘’Anne eğer ölürsem sana gelip nasıl ağlayabilirim ki mantıken?’’ deyip sırıttım.

‘’Eğer birkaç kelime daha söylersen alacağım ayağımın altına!’’ derken sesi yükselmişti.

‘’Sakin olun kraliçem,’’ dedim ve koşar adım terliklerimi giyip dışarı çıktım. Zeliha abla’nın kapısına geldiğimde at kuyruğu olan saçlarımı açtım. Üzerimi de düzelttikten sonra camdan bağırdım.

‘’Zeliha abla kapıyı açar mısın?’’

Birkaç dakika kadar kapıda öylece beklerken kapıya resmen alacaklı gibi vurduğumda kapıya yaklaşan sert ayak sesleri duydum.

İçimden: ‘’Yok, Mustafa amca babamla çıktı, Zeliha abla böyle yürümez evde...Kim ki bu?’’ derken, aklıma Karan ‘un evde olabileceği aklıma geldi ve gülümsedim. Kapı açıldığında Karan, uykudan kalkmış gibiydi.

‘’Günaydın,’’ dedim yavru kedi bakışları atarak.

Saçlarını karıştırdı.

‘’Sana da.’’ Dedi niçin geldiğimi sorgular bakışlar atarak.

Tabii ben ondan gözlerimi alamazken niçin geldiğim kimin umurundaydı ki?

Kapıda dururken hala bana bakıyordu. İçeri tam adımımı atacakken beni durdurdu.

‘’Ne oldu, neden giriyorsun ki?’’ dedi.

‘’Akşam bizimkiler size geliyormuş. Zeliha ablaya yardım etmem için yolladı annem beni.’’

Gözlerini devirdi.

‘’Şimdi gelmesen olur mu? Dünden çok yorgunum da, uyumam gerek. Temizlik seslerini çekemem hiç gerçekten.’’

‘’Karan...’’ dedim ikna edici bir tavır takınarak.

‘’Merak etme temizlik malzemeleri yemeyecek seni. Sen hiç yapmadığın için bilmezsin ama temizlik o kadar sesli şekilde ve vaveyla’lar eşliğinde yapılan bir şey değil. Hem yemek yapacağım bir de. Çok işim var anlıyor musun? Umarım anlıyorsundur ve şu an beni içeri almazsan Zeliha abla geldiğinde ben ona beni içeri almadığını söylersem anandan emdiğin sütü burnundan getirirler Mustafa Amca’yla beraber. Bunu istemeyeceğini ikimizde biliyoruz. Bu yüzden hemen önümden çekil.’’

Karan, bana başka bir şeyler demeden gözlerini belertti ve geriye doğru çekildi. İçeri girdiğimde burnuma dolan çiçek kokuları gülümsememe neden olmuştu. Kırmızı tekli koltuğa oturduğumda Karan da tam karşıma oturdu. Muhtemelen uykusunun açılmasını bekliyordu. O kadar çok konuşmama rağmen beni kovmamasına şükür ediyordum resmen.

Saçlarını karıştırdı.

‘’Aslı sen ne okuyorsun?’’ dediğinde hala okuyor olduğumu sanması mı yoksa ismimin Aslıhan olmasını mı unuttuğuna kafamı takmalıydım bilmiyordum açıkçası.

‘’Öncelikle Karan’cım, benim okulum bitti. Ve ismimi senelerdir yarım söylüyorsun. Adım Aslı değil, Aslıhan.’’

Okul meselesinde pot kırdığını düşünüyor gibi duruyordu.

‘’Ben merkeze geçiyorum. Annem gelince söylersin ona olur mu?’’ dedi ayağa kalkıp.

‘’Hani uyuyordun?’’ derken sesim oldukça kısa çıkmıştı.

‘’Bir dosya hakkında öğrenmem gereken birkaç şey var güzellik.’’ Dedi ve odasına muhtemelen giyinmek için gitti.

Etrafa baktığımda gayet topluydu yani benim toplayabileceğim bir şey görünmüyordu.

Karan odasından çıktığında baştan aşağı süzdüm. Siyah giyinmişti her zamanki gibi.

Ona anlamsızca, ‘’Neden hep siyah giyiniyorsun ki sen?’’ diye sordum. Oldukça saçma bir soruydu.

Kaşlarını kaldırdı.

‘’Sen benim her zaman ne renk giyidiğimi nereden biliyorsun?’’

‘’Farkındaysan her zaman sizdeyim Karan. Bilmemem asıl saçma olurdu.’’

‘’Peki madem.’’ Dedi evden çıkarken.

Kapıyı o kadar sert çarpmıştı ki olduğum yerde yerimden zıpladım resmen.

O giderken ben de cama çıkıp arkasından o kaybolana kadar baktım.

Camdan inerken Zeliha abla’nın eve yaklaştığını görüp kapıya hızla ilerleyip açtım.

‘’Hoş geldin Zeliha abla.’’ Dedim samimi bir gülümsemeyle.

‘’Sen de hoş geldin kızım.’’ Deyip terliklerini çıkarıp eve girerken, elindeki poşetleri aldım.

Karan’un odasına ilerleyip kapıyı açtı. Onu içeride göremeyip bana döndüğünde Karan’un beni tembihlediği gibi annesine söylemem gerekenleri söyledim.

‘’Karan’ın merkezde işleri varmış. O yüzden ben geldiğimde gitti.’’ Dediğimde yüzündeki gülümseme soldu.

‘’Akşam yemeğine gelemeyecek o zaman.’’ Dedi.

Zeliha abla bunu dediğinde tıpkı ben de onunki gibi yüzümdeki gülümseme soldu.

“İşi öyle. Yapacak bir şey yok.” Dediğimde Zeliha abla beni başıyla onayladı.

Aslında bu onu eylemek için söylediğim bir laf değildi. Kendi kendimi eylemek için söylediğim bir laftı.

“Kızım sen yaprakları çıkarıp kaynat, ben de içini yapayım.” Dedi Zeliha abla ve mutfağa ilerledi.

Zeliha abla’nın dediklerini müthiş bir hızla yaptığımda bahçeye biraz hava almaya çıktım.

Evleri çok büyük değildi ama mutfakta bir kapı daha vardı. O kapıdan çıkışta bahçe, bahçede ise lavabo vardı.

Temiz havayı içime doldurduğumda Zeliha Abla’nın sesini duydum. “Aslıhan, buraya gel.”

Hiçbir yerde, hiçbir şekilde rahat olamıyordum ki ben.

Bu duruma bozulup içeriye, Zeliha abla’nın yanına girip yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim.

“Efendim Zeliha abla?”

“Aslıhan sen bir Türk kahvesi yap bakalım aygaz’da bol köpüklü. Konuşalım seninlen biraz.”

Yine ne oluyordu acaba?

Mutfağa gidip Aygaz’ı yaktım ve cezveye iki fincan su doldurdum. Kahvesini de koyup şekerini attığımda birkaç kez karıştırıp yavaş yavaş pişmesini bekledim.

Kahve piştiğinde fincanların yanına su koyup bir tepside götürüp birini Zeliha Abla’ya verdim, diğerini de kendim aldım.

Kahveden ilk yudumumu almıştım ki, Zeliha abla kahveyi bırakıp ciddi bir tavır takındı.

“Yaşın geçiyor.” Dediğinde neredeyse elimdeki kahveyi düşürecektim.

Zeliha Abla’nın bu dediğine sessiz kalarak devam etmesini bekledim.

“Ne zaman evleneceksin de, ne zaman çocuk sahibi olacaksın? Tutturdun okuyacam da okuyacam diye. Okudun da ne geçti eline bak. Ben senin yaşındayken Karan 5 yaşındaydı.” Dedi.

Yine sustum. Çünkü susmam gerekiyordu. Aksi takdirde bir şey söylersem ve annemin kulağına giderse bana 2 hafta söylenip dururdu.

Ben hâlâ konuşmamaya devam edince daha da üzerime gelmeye başladı.

“Kız sen yoksa başka biriylen mi yattın ne yaptın da evlenmiyon?” Dediğinde gözlerim ister istemez dolmuştu. Söyleyeceğim her kelimeyi dikkatle seçmem gerektiğinin farkında olarak konuştum.

“Zeliha abla sen ne diyorsun öyle? Nasıl böyle bir şey düşünürsün hakkımda?”

“Ben bilmem vallahi.” Deyip beni süzdü.

“Ben senin iyiliğin için söylerim. Bebelikten beri tanırım, iyi bir kızsın sen. Ama ben düşünmem ki tek bunu, mahalledeki tüm bacılar öyle düşünür.”

“Onlara mı kalmış benim evlenip evlenmeyeceğim.” Dedim ve elimdeki kahveyi sinirle mutfağa bıraktım. Bir bardak su içip derin nefesler verip almaya başladım.

“Allah’ım, ne olur sen bana sabır ver.” Deyip mutfaktan salona giden uzun koridordan salona geçtim.

“Beni yanlış anlamadın değil mi kuzum? Sen benim de kızım sayılırsın. Gönlün kırılmadı ya bana?”

Dudağımın kenarını ısırdım. Yine sessiz kalmayı tercih edip mutfağa geri döndüm. Kaynayan yapraklara baktığımda birkaç tanesine çatalla elledim. Olmuşlardı.

Aygaz’ın altını kapatıp kaynak suyu döktüm. Yaprakların suyunu süzmek içinse yaprakları süzgece koydum.

Yere yaygı yayıp üzerine yer masasını koyup bağdaş kurarak oturdum. Sarma içlerini almayı unuttuğumu fark edip tekrar kalktım ayağa ve onları aygaz üzerinden alıp yineden oturdum.

İlk önce yaprakların saplarını teker teker koparıp sonrasında sarmaya başladım.

Zeliha abla gelip başıma dikilmişti.

“Bak senin sevdiğin şarkı çıktı radyoda, hem burda iyi çeker bu meret. Dinle güzel kızım.” Dedi ve radyoyu, bahçeye bakan camın önüne koydu.

Ona gülümseyerek cevap verdim. Kendimi hiç konuşacak gibi hissetmiyordum çünkü konuşsam ağlayacak kadar mey’us duyuyordum ancak bir kulağımı şarkıya verdiğimde bir anda geçmişti. Bir anda yüksek sesle şarkıya eşlik etmeye başladım. Zeliha abla’ların bahçesi sadece onlara ait olduğu için beni duyabilecek kimse yoktu.

Lallallalla larallallallalla

Lallallalla larallallallalla

Lallallalla larallallallalla

Lallallalla larallallallalla la la la

... Ah kalbim ben senden çok çektim
Söyle nedir bu halin
Valla sen delisin delisin
Olmaz ki böyle çarpılmaz ki

Çıldırmışsın sanki valla sen delisin
... Ne olmuş birden gördüysen onu
Ömründe ilk gördüğün erkek o mu
Aman sus sus duymasınlar sesini

Göğsümden koparır atarım seni la la la
Delisin delisin delisin
Delisin delisin
... Lallallalla larallallallalla
Lallallalla larallallallalla

Lallallalla larallallallalla
Lallallalla larallallallalla la la la

... Bu kaçıncı sevgi belki 45 50
Ben bildim bileli
Kalbim sen delisin delisin
Hiç mi ders almazsın

Bir an boş durmazsın
Fikrimi sormazsın vallahi delisin
... Anlaşıldı sen duruncaya dek
Bu iş hep böyle sürüp gidecek

Aşk her zaman bağrına saplı bir ok
Senden bana hiç rahat yüzü yok la la la

Birkaç dakikaya şarkının bitmesinden ötürü oluşan hüzün, Yonce Evcimik’in ‘bandıra bandıra’ isimli şarkısı çıkınca yine önceki şarkı gibi eşlik etmiştim.

Aradan geçen tahmini yarım saatte sarmaların sarılması bitmişti ama ben ve parmaklarım da bitmişti.

Yer sofrasından da destek alarak ayağa kalktığımda sendeledim. Şimdi geriye bunları pişirmek kalmıştı.

Koridordan gelen ayak seslerinden Zeliha abla’nın geldiğini anladım ve koridora ilerledim.

“Bakıyom bitmiş yemek.” Dedi gülümser tavırla.

“Pişirmesi kaldı sadece. Onu da yapayım mı abla?” Diye sordum ben de.

“Yok sen elleşme hiç pişirmeye. Onu ben yapcam.” Dediğinde mutfaktan çıktım ve kapıyı açıp sokağa oturdum. Ben gibi mahallenin bütün kadınları kızları kapıda oturuyordu.

Mahallemizin milli dedikoducusu Neriman abla yanıma doğru ilerlerken, ister istemez gerildim. Yanımdaki taşa oturdu.

“Kız sen nerelerdesin seni arıyom sabahtan beri ben.”

“Ben hep buradayım Neriman abla, nereye gideceğim ben?” Dedim tavırla.

Çenemi tutup kendine çevirdi.

“Boyalandın mı sen yine?” Dediğinde başımı hayır anlamında salladım.

“Var bak Neriman abla dedin dersin, benim kızı Karan’la evercem. Polis maaşı da iyi.” Dediğinde dişlerimi sıktım.

“Karan’ın Gülay’la evleneceğini düşünmüyorum ben.” Dedim. Ağzımdan kaçmıştı ama.

Gözlerini kıstı.

“Yoksa senin mi gözün var Karan’da?” Dedi.

İnsanlar bugün beni sınıyordu sanırım.

“Neriman abla, gerçekten seninle uğraşamayacağım. Karan’da da gözüm falan yok.” Deyip ayağa kalktım ve oturduğum taştan üzerime gelen tozları temizleyip içeri girdim.

Arkamdan bir şeyler söylemişti ama duymazlıktan gelmiştim. Benim de bir sabrım vardı çünkü.

İçeri yüzüm beş karış girdiğimde Zeliha abla oturmam için yanını işaret etti.

“Kim üzdü benim güzel kızımı?”

“Hiç... Hiçbir kimse. Düşünüyordum sadece.”

“Neyi düşünüyon ki?”

“Öylesine...” Dediğim sırada kapı tıklanıp açıldı. Gelen annemdi.

Zeliha abla anneme doğru gidip sanki her gün görüşmüyorlarmış gibi özlemle sarıldı. Oysa en son görüştükleri 24 saat bile olmamıştı.

Annem sedire oturduğunda Zeliha abla abla bana gülümseyerek baktı.

“Aslıhan’ım sen annenle bana bir Türk kahvesi yapıver be güzelim.”

Zeliha ablayı ikiletmeden mutfağa gittim. Bir yerden de onları dinliyordum.

Zeliha abla, anneme: “Ben diyorum ki, Aslıhan’la bizim bu Esma’nın oğlu Eren’in arasını yapsak? Ne dersin ha Meryem? Kaç yaşına geldi...Ben onun yaşındayken Karan 5 yaşındaydı.”

Annem, “Ben de istiyorum evlenmesini Zeliha’m ama bizim kız çok asi. Yemin billah bunu alan geri bırakır iki gün sonra.” Deyip kahkaha attı.
Aynen anne, çok komik gerçekten.

Zeliha abla, anneme: “Kız sus Meryem, Aslı duyacak şimdi.” Deyip bana bağırdı.

“Aslıhan, nereden geliyor bu kahveler kızım?”

“Şimdi getiriyorum abla.” Diye cevap verdiğimde iki kahveyi, suları ve lokumları demir tepsiye koyup salona götürüp ilk önce Zeliha abla’ya, sonra da anneme kahvesini verip yerime oturdum.

(...)

Karan’dan:

Sabahtan akşama kadar vaktimi merkezde geçirmiştim. Beynim resmen çorba gibi olmuştu.

“Göktuğ, çıkıyorum ben arslanım.”

Göktuğ saçlarını karıştırdı.

“Oğlum dursaydın daha. Buradan çıkıp yemek yerdik?” Dediğinde ben kararımı çoktan vermiştim bile. Akşam yemeğine yetişecektim.

“Göktuğ, yemeğe yetişmem gerek.”

“O edebiyatçı kız mı yine geliyor?” Dediğinde gözleri ışıldıyordu.

“Evet Göktuğ, o geliyor.” Deyip yanından uzaklaştım.

(...)

Kan ter içinde varmıştım eve. Kapıyı aynı sabah Aslıhan’ın çaldığı şekil, alacaklı gibi çaldım.

Kapıyı açan Aslıhan’dı ve yüzünden hiç eksik olmayan o sevecen gülümsemesi yine yüzündeydi.

“Hoş geldin. Biz yemeğimizi yedik ama ben sana ayırdım merak etme.” Dedi ve geçmem için geriye çekildiğinde ayakkabılarımı çıkarır çıkarmaz eve resmen daldım ve odama ilerledim. Üzerimi değiştirip geri salona çıktığımda yer sofrası yine kurulmuştu.

Odama giderken o yoktu.

Bağdaş kurup bir tabak yaprak sarmasının üzerine limon sıkıp bir tanesini elime alıp ağzıma attım.

Anneme onu takdir edercesine baktım.

“Annem, ellerine sağlık. Biliyor musun önceki yaptıklarından kat kat daha güzel olmuş bunlar.” Dediğimde annem kaşlarını çattı.

Etrafıma baktığımda Aslıhan’ın babası Ahmet amca, Meryem teyze, babam... Hepsi Aslıhan’a bakıyordu.

Aslıhan gülümseyip: “Ben yaptım, güzel olmuş mu?” Diye sorduğunda ne kadar büyük bir pot kırdığımı anladım.

“Tabii güzel olmuş ama anneminkiler daha güzel oluyor.” Dediğimde Aslıhan yine kocaman gülümseyince göz kırptım.

Annem, Meryem abla’ya döndü.

“Gel Meryem biz çardağa geçelim.” Dedi ve Aslıhan’a döndü.

“Aslıhan, sen de kahve yapıver.”

Aslıhan da gülümsedi.

“Zeliha Abla bugün benim sana yaptığım üçüncü kahve. Çarpıntı yapmasın? Geçen babamın gazetesinden okumuştum. Çok kahve kalp çarpıntısı yapıyormuş.”

“İnanmam ben çarpıntı falan. Ananla çardakta bekliyorum seni.” Dedi annem Aslıhan’a.

Aslıhan cevap vermeyip mutfağa gitti.

Tabaktaki tüm sarmalar bittiğinde su bardağımı ve tabağımı mutfağa götürüp bir bardak daha su içtim.

O bahçeye çıkarken, arkasından bağırdım:

“Aslıhan’cım, ellerine sağlık. Çok güzel olmuş sarmalar.”

Geri döndüğünde önümde durup yüzüme baktı.

‘’Beğendiysen güzel.’’

‘’Tabii annem biraz bana bozuk atıyor ama olsun bu yüzden. Bence bu sarmalar için değer.’’ Dedim aptalca sırıtarak.

Neden ‘aptalca’ sırıttığımı bilmiyordum ama küçüklüğü bir anlığına gözümün önüne geldi. Aramızda 3 yaş vardı. Ben 27, o ise 24 yaşındaydı. Yine de gözüme küçük gelmişti.

‘’İstediğin zaman sana yapabilirim.’’ Deyip bir bardak su içip annemlerin yanına çardağa çıktı.

Aslıhan’dan:

Çardağa oturduğumda hâlâ az önce bana Karan’un dedikleri ve o hoş gülüşü geliyordu aklıma.

Sahi, ne zamandır seviyordum onu?

Ne zamandır kalbim onu gördüğümde delicesine çarpıyordu?

Zeliha abla kolumu cimcirdi.

“Ne düşünüyon kız, bana da anlat.” Dediğinde şaşıp kalmıştım.

“İşe gireceğim inşallah okullar açılınca da, onu düşünüyorum abla.” Dedim.

Zeliha abla bana ters ters bakıp anneme döndü. Kendi kendine bir şeyler mırıldandandığında başımı önümdeki masaya dayayıp gözlerimi kapattım.

Gözlerim kapalıydı, uyuyor gibiydim ancak her şeyi anlamsızca duyuyordum.

Salondan tanımadığım bir erkek sesi geldiğinde kafamı masadan kaldırdım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.120okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.