2. bölüm / 22
HAYALLERİME DÜŞEN SON DAMLALARİkinci
Bölümler 22Şu an: İkinci
- 1 AH KALBİM-12.593 kelime
- 2 İkinci1.172 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Üçüncü744 kelime
- 4 Dördüncü992 kelime
- 5 Beşinci1.797 kelime
- 6 Altıncı899 kelime
- 7 Yedinci1.054 kelime
- 8 Sekizinci569 kelime
- 9 Dokuzuncu449 kelime
- 10 Onuncu643 kelime
- 11 On birinci759 kelime
- 12 On ikinci1.181 kelime
- 13 On üçüncü884 kelime
- 14 On dördüncü340 kelime
- 15 On beşinci483 kelime
- 16 On altıncı758 kelime
- 17 On yedinci658 kelime
- 18 On sekizinci284 kelime
- 19 On dokuzuncu469 kelime
- 20 Yirminci649 kelime
- 21 Yirmi birinci-Final1.110 kelime
- 22 Kitap olduk131 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
18 /08/1990
"Çiğdem, bak bu kız evlenmiyor. Buna hayırlı bir kısmet bul da evlensin artık," dediğinde annem Çiğdem abla'ya, çiğdem abla avucunun içindeki kalan son çekirdeği alıp çitledi ve yere attı.
"Anne sen de beni başından atmaya mı çalışıyorsun ya?" Diye cırladığımda Çiğdem abla kocamam bir kahkaha attı.
Bu mahallenin de en çok bu yanını seviyordum işte. Herkes içten ve samimiydi. Kimsenin başka biri hakkında kötü bir düşüncesi, bir hareketi yoktu.
Zeliha ablaların kapısında toplanılmıştı bu gece...
Ardına kadar açık kapıdan içeriye bakıp ayağa kalktım. Üzerimde olan mavi tulumun üzerinden çekirdekleri olduğum yere döküp çaydanlığı aldım ve gecenin 3. Çayını yapmaya başladım.
Suyun kaynamasını beklerken buraya yaklaşan ayak seslerinden Karan'ın geldiğini anladım ve üzerimi düzelttim.
İçeri girip etrafa bakındıktan sonra gözlerini gözlerime dikti.
"Ne arıyorsun burada?"
"Çay yapıyorum, ister misin?"
"Hayır, istemiyorum bir sürü içtim bugün merkezde. Midem bulanıyor."
"Gazetede yazan haberi gördüm. O yüzden mi miden bulanıyor?" Dediğimde yüzünü ekşitti.
"Hiç hatırlatma." Deyip arkasını döndü bana aynı zamanda odasını giderken.
"Peki." Dedim.
Küçüklüğümüzde olan yakınlığımızın büyüdükçe uzaklığa dönüşmesinin en başlıca sebebi onun benden tam 3 yaş büyük olmasıydı. Ne olurdu biraz daha onun yaşına yakın olsam!?
Kaç dakika bilmiyorum ama çay kaynadığında onu demleyip çökmesi için bırakıp yine dışarı çıktım. Mahallenin çocukları ip atlıyordu. Ben hiç durur muyum?
Yine mahallenin çocuklarından, adı Hilal olan, 17 yaşında -Reşit bile olmayan- ama yine de yakın bir arkadaşım olan Murat ile nişanlı olan kız yanıma geldi.
"Ne diye bakıyorsun abla?"
"Hiç." Dedim ama o beni anlamıştı. bırakmamla beni...Yani bizi izleyen bir adam gördüm. Sarışın ya da kumraldı. Yüz hatlarını tam olarak göremiyordum ancak gözlerinin yeşil renk olduğu fazlaca belliydi.
Göz göze geldiğimizde gözlerimi kaçırıp hızla annemin yanına oturdum. Adam yaklaştıkça fark ediyordum ki bana doğru gülümsüyordu.
Anneme iyice sokulup koluna bir koala edasıyla sarıldım.
Annem irkilip: "Ne oldu kızım?" Dediğinde gözlerimle yanımıza gelen adamı işaret ettim.
Annem gülümsedi.
"Göktuğ evladım o. Karan'ın arkadaşı." Dediğinde o çocuk çoktan gelmişti.
Annem de dahil bütün komşuların elini öptü.
Göktuğ, Zeliha ablaya: "Zeliha teyzeciğim, Karan komiserim nerelerde ?" Deyip arkasına ve önüne sırasıyla baktı.
Zeliha abla: "Karan uyuy..." Derken Karan çıktı içeriden.
Herkes Karan'a bakıp güldüğünde her zamanki ciddi ifadesini takındı Polis Bey.
Ah, ona ne isim vereceğimi buldum. Ona artık Polis Bey diyeceğim.
Her neyse işte, Göktuğ denen çocukla gizli saklı bir şeyler konuştular dakikalarca, sonra bir şey de demeden gittiler.
Yanımda oturan Mine abla tulumumu çekiştirdiğinde ona baktım ben de.
"Efendim Mine abla?"
"Kız sen ne zaman annene torun sevdirecen? Tutturdun okuyacam da okuyacam, ne oldu okudun da? Başın göğe erdi mi? Hilal bile evleniyor yarın. Evde kaldın sen, evde."
"Ben evde falan kalmadım Mine abla."
"Kaldın kaldın. Sor anana, o da aynısını diyecek."
Göz devirmekle yetindim. Bir insan evladı da demiyordu ki " Gel hele seni Karan'ınla evlendireyim."
Ama yok... Bunlara kalsa kapıyla evleneyim ama yine de evleneyim. Onu istiyorlardı.
Hem okumayı da kötü bir şey gibi görüyorlar.
Onlar okumadığı için okumamak zorunda mıydım ben de canım? Ah, bunlar beni deli ediyor.
Mustafa Kemal Atatürk'ün kadınlara tanıdığı eğitim, seçme ve seçilme, oy kullanma gibi daha nice hakları kendi elleriyle itiyorlardı.
Şu an oturduğum ortamda okuma yazma bilen tek kişi bendim mesela. Annem de iyi-kötü bir şeyler biliyordu ama yarım yamalak işte. Geriye kalan 8 kadının biri bile okumamıştı, bir kere bile oy kullanmamıştı. Bunların hepsi de kendi istekleriyle olan şeylerdi.
Hepsi ya erken yaşta aşık olup evlenmişti ya da bir şekilde evlendirilmişlerdi ve bundan da gurur duyuyorlardı. Kendi kızlarının evlilikleri, onların ve kendilerinin bileklerindeki altınlarla hava atıp diğerlerini kıskandırmaktı tek dertleri.
Ve ben böyle biri değilim diye genelde dışlanırdım.
Yani... Benim gibi birkaç kadın öğretmen arkadaşım hariç arkadaşım yoktu. Buradakiler iyilerdi... Gerçekten çok iyilerdi ancak konuşmak için konu bulamıyorduk ki.
Daldığım yerden Emine abla'nın çığlığıyla korkudan yerimden zıpladım. Emine abla 30'lu yaşlarında genç, güzel bir kadındı ama o da diğerleri gibi erkenden evlenmişti ve 3. çocuğuna hamileydi... Ayrıca şu an doğuruyordu.
Bütün kadınlar hemen ayağa kalkıp Emine abla'yı, Zeliha abla'nın evine soktular. Ben böyle şeylere pek gelemezdim. Bunlarla annem ilgilenirdi. Bu yüzden hemen eve kaçıp odamda yastığımın altına sakladığım defterimi çıkarıp yarım bıraktığım hikâyeye devam etmek için salona geçip yemek yediğimiz yer sofrasını kurup oturdum, yanıma da radyoyu alıp yazmaya başladım. Bir kulağım kapıda, diğer kulağım dinlediğim müzikteydi.
Arada ne kadar geçti bilmiyorum ama artık yazmaktan ellerim acımıştı. Ama iflah olmaz bir kahve bağımlısına bu vız gelirdi.
Ayağa kalkıp mutfağa ilerlerken aynı anda gerindim.
İlerlerken dediğime bakmayın. Hemen salondan çıkışta birkaç adım attığınızda karşıdaydı. Birkaç bardak suyu üst üste içip; demir cezveyi aramaya başladım.
Bütün mutfak dolaplarını karıştırdıktan sonra nihayet bulduğum cezveye sinirli bir bakış atıp bir kaşık kahve, su ve şeker koyup aygaza yerleştirdim.
Ateşte yavaş yavaş yanan sıfır köpüklü kahveyi fincana döküp yine yer sofrasına doğru ilerlerken zil çaldı.
"Tövbe Allah'ım ya, kim bu yine?" Deyip kahveyi gördüğüm ilk yere bırakıp kapıyı açmaya gittim.
Tabi saçım başım dağınık şekildeydi ama ben bunu unutmuştum o sırada.
Kapıyı açtığımda gördüğüm kişiyle şaşırsam da belli etmedim. İçeri girebilir miyim demeden içeri girdiğinde onun her zamanki hali olduğu için fazla üzerinde durmadım.
O eve girdiğinde Ben de onun arkasından girip buraya ne için geldiğini öğrenmeye karar verdim.
Aheste aheste giderken birdenbire aklıma masanın üstündeki defter gelince adımlarını hızlandırıp salona geldim. Oysa benim köpüksüz kahvemi içmekle meşguldü.
Yutkundum ve defteri masadan alıp karşısındaki sedire oturdum.
"Kahve çok kötü olmuş," dedi küçümser bir tavırla.
Sağ kaşımı havaya kaldırıp konuşacaktım ki, kahveyi sedirim üzerine bırakıp gözlerini devirdi bana.
"Ne arıyorsun burada?"
"Ne mi arıyorum burada?"
"Evet."
"Canım istedi."
"Kaçar gibi gittin."
"Hayır."
"En son kadınlara çay demliyordun."
"Öyle."
"Bana çay dökmedin."
"İstemedin ki, o çocukla gittin."
"Göktuğ'u mu kıskanıyorsun sen?"
"Göktuğ'u falan kıskanmıyorum Karan."
"Beni sevdiğini biliyorum."
Ne demişti o? 'Beni sevdiğini biliyorum' mu?
Açıkçası yeni yetme kızlar gibi elim ayağıma dolanmamıştı ama hafiften tırsmamış değildim.
"Aşık değilim," dedim umursamazca.
"Meryem abla öyle demiyor ama..?"
"Annem mi?" Dedim birdenbire. İşte o an açık vermiştim.
"Evet, Meryem abla söyledi ama bana söylemedi. Annemle konuşurken duydum."
"Yok öyle bir şey ki?"
"Adımı her duyduğunda elin ayağına dolanıyormuş."
"Neden benim hakkımda konuşuyorlar ki?" Dedim kendi kendime.
O da bana "Anlamadım?" Dedi.
"Bir şey demedim."
"Doğru mu tüm bunlar, yoksa Meryem abla'nın zırvası mı?"
"Neden bu kadar öğrenmek istiyorsun ki? Yoksa sen mi beni seviyorsun?"
Sorduğum soruyla bir anda donup kaldı. Ben de bundan istifade devam ettim: Tahmin edeyim, ağzımdan laf almaya çalışıyorsun ve ben de zor duruma düşeceğim... Boşuna uğraşma."
"Ben polisim Aslı." Dedi tebessüm ederek. Ve devam etti:
"Kendini bu kadar savunduğuna göre sen de bana aşıksın."
Bu sefer ben donup kalmıştım. O beni seviyordu!!!
"Yani beni seviyorsun? 'sen de bana ' demek, seni seviyorum demek. Unutma, ben de öğretmenim Karan."
Dediğim cümleyle birlikte durdu, durdu, durdu ve kalkıp hiçbir şey demedi.
Korkak.
Onun arkasından gittiğimde kapıdan çıkmak üzereydi.
Çıkmadan birkaç saniye önce bana döndü ve tebessümle karışık bir göz kırpış yollayıp kapıyı sertçe vurup çıktı.
Karan evden çıktıktan sonra onun oturduğu yere oturup bir de bağdaş grup sırtım geriye yasladım. Annem gerçekten Zeliha ablayla konuşmuş muydu yoksa sadece benden laf almak için mi böyle yapıyordu anlamalıydım. Oduğum yerde duramayıp ayağa kalktım, evin içinde dolanmaya başladı.
"Şimdi..." dedim seslice.
"Şimdi ne yapacağım?"
Bölüm etkileşimi
