18. bölüm / 22
HAYALLERİME DÜŞEN SON DAMLALAROn yedinci
Bölümler 22Şu an: On yedinci
- 1 AH KALBİM-12.593 kelime
- 2 İkinci1.172 kelime
- 3 Üçüncü744 kelime
- 4 Dördüncü992 kelime
- 5 Beşinci1.797 kelime
- 6 Altıncı899 kelime
- 7 Yedinci1.054 kelime
- 8 Sekizinci569 kelime
- 9 Dokuzuncu449 kelime
- 10 Onuncu643 kelime
- 11 On birinci759 kelime
- 12 On ikinci1.181 kelime
- 13 On üçüncü884 kelime
- 14 On dördüncü340 kelime
- 15 On beşinci483 kelime
- 16 On altıncı758 kelime
- 17 On yedinci658 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 On sekizinci284 kelime
- 19 On dokuzuncu469 kelime
- 20 Yirminci649 kelime
- 21 Yirmi birinci-Final1.110 kelime
- 22 Kitap olduk131 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lavinya ve Siyah Güller
12.11.90: Karan'
"Sevmiyor beni." Dedim Göktuğ'a bakarken.
"Haberi olmamıştır be abi."
"Hilal mektuplaşıyor onunla. Kesin söylemiştir. Oysa o bana can verdi Göktuğ. Ben ölecektim."
Elimdeki şişeyi kumsala bırakıp kendimi gerisi geriye, yere attım. Yıldızlar çok fazlaydı. Küçükken olduğu gibi sayabilir miydim acaba onları?
Olduğum yerden kalkıp şişeyi tek dikişte bitirdim.
"Ben böyle olabilecek biri miydim Göktuğ?"
"Aşk deniyor buna işte."
"Aşk...Aşk değil bu, ıstırap. Aynı gökyüzüne bakıyoruz, aynı havayı soluyoruz ama o bana çok uzak. Onun kokusunu duymadan geçen bir gün, bin yıl gibi geliyor. Mendilini, bizde unuttuğu siyah renk, çiçekli yazmasını saklıyorum, onunla uyuyorum her gece."
"Ah," dedim uzunca. "Kara gözlerinde sürme çekili Öğretmen Hanım, kışımı yaza çeviren sevgilim," dedikten sonra yine kumsala uzandım. Gözüm Kuzey Yıldızı'nı aradıktan bir müddet geçince bulduktan sonra gülümsedim: "Kuzey Yıldız'ım, neredesin?"
"Nedense birbirini çok seven aşıklar hep ayrılırmış." Dedi Göktuğ.
Anlamaz gözlerle ona baktım.
"Leyla ile Mecnûn'u bilmiyor musun?"
"Hayır, duydum ama dinlemedim hikâyeyi."
"Anlatayım mı?"
"Anlat."
"Uzun ama, dinler misin ki?"
"Evet."
Göktuğ da tıpkı benim gibi kumsala uzanarak gökyüzüne bakmaya başladı.
"Leyla ve Kays ilkokul'da aşık olmuşlar ama kısa zamanda bu öğrenilmiş. Tabii Leyla da okuldan alınmış. Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays'a, bu yüzden Mecnûn derler. Mecnûn deli demektir."
Kaşlarımı kaldırıp ona baktım, o devam etti: "Mecnûn bu sevda yüzünden çöllere düşmüş. Ona herkes Leyla'yı unutmasın söylese de kainat Leyla'dan ibaretmiş artık. Hem Leyla'nın hem Mecnun'un halleri gittikçe perişan bir hâl almakmış. Bu sırada başkasıyla nikahlandırılan Leyla, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikaye uydurmuş ve bir süre sonra adam ölmüş."
"Ee?"
Mecnun çölde, aşkın bin bir tülü cefasıyla yoğrulurken dünyayla bütün bağlantısı kesilmiş ve sadece ruhuyla yaşar hale gelmiş. Leyla'nın vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiş. Bir gün Leyla çölde onu bulmuş ama Mecnun onu tanımamış "Leyla benim içimdedir, sen kimsin?" demiş. Onun eriştiği mertebeyi anlayan Leyla gitmiş ve bir süre sonra ölmüş. Onun ardından da Mecnun, onun mezarı başında Allah'a ölmesi için yalvararak hayata veda etmiş, böylece ruhları hakiki kavuşmayı yaşamış."
Dolan gözlerimi tek elimle hızla silip ayağa kalktım. Üzerimdeki kumları sirkeleyip, "Hadi," dedim. "Bu akşam bizde kal sen en iyisi, kafan güzel bayağı."
"Yok be," dedi gülerek. "Yok abi, ben sarhoş olmam. Sana öyle gelmiş, sen gel bize."
"Oğlum, sen polissin he, hadi gel." Dedim. Benim de pek kendimde olduğum sayılmazdı ama Göktuğ'dan daha az sarhoş olduğum kesindi.
"Abi benim sarhoş olduğumu düşünmüyorsun?" Dedi.
"Len, yürü!"
-*-
Yazar'dan:
Gündüz olduğunda şiddetli yağmurun sesiyle gözlerini açtı genç adam.
"Şimdi," dedi ela gözlerini kırpıştırıp hayli dağınık olan saçlarını bir eliyle karıştırarak: "Öğretmen Hanım burada olsaydı çoktan kahve içmek için cam önüne çıkıp bana el sallamıştı bile." Diye geçirdi içinden.
Anılar birbirini kovalarken yer yatağındaki Göktuğ'u görünce gülmekten alamadı kendini.
Göktuğ, yatakta kollarını ve bacaklarını iki yana açmış, ağzı da açık uyuyordu.
Daha sonra odadan çıktı, annesini uyandırmadan mutfağa geçti ve yer masasını yere koyup üzerine kahvaltılık bir şeyler çıkarmaya başladı.
Bu mutfakta Aslı'nın çay yaparkenki o halini anımsadı.
Annesinin zorla taktırdığı çiçekli yazmayı eline alır, boynuna çarparak kendini serinletmeye çalışırdı, oflardı... Onu görünce genç kızın yüzünde güller açardı. Yanakları al al olur, dudaklarının kenarını ısırırdı ona gülümsememek için...
Yıllardır tıpkı Ay ve Güneş, Leyla İle Mecnûn gibi kavuşamayan aşıktı onlar.
Karan, sevdiğinin bakmaya kıyamazdı gözlerine. Sevdiği ise onunla göz göze gelmek için vakitlice bakardı ona.
Bakamaya kıyamayan mı aşıktı yoksa bakışmak için deli divane olan mı?
Onlar birbirinden kaçadursun, buna karşın zaman da geçiyordu. Sevda, yeni zamanda Aşk, insanı değiştiriyordu. Sevmek ve sevilmek yaraları sarıyordu ya da yaralıyordu.
Genç kız yeni açmıştı gözlerini.
Açık kalan cam yüzünden kesilmişti nefesi. Yukarı dikti gözlerini, "Ne olacak?" Dedi.
Çok özlüyordu sevdiğinin nefesini, ona bakmayan gözlerini ve ona olmayan ilgisini...
Burnunu çekti, ardından bir elini koltuğun başlığına bastırıp güçlüce öksürdü, nefes alamadı bir süre. Elini koltuktan çekip pencereye ilerledi ve kapattı. 'Üşüttüm herhalde,' dedi içinden.
Camın hemen altında olan masaya oturup dışarıyı seyretmeye başladı. Açtığı radyoda bir zamanlar -Ona çok uzun süre gibi geliyordu- Sabahları kahve içme bahanesiyle Karan'ın çıkışını görmek için camda bekleyişini anımsadı.
Bölüm etkileşimi
