Altıncı

Vaveyla Yazarı: Sevim Öğmenoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Altıncı

27.08.1990

Karan'dan:

Başkomiser, hiddetle önüme dosyaları atarak, ''Tüm Türkiye öğrenmiş! Gazetecilere kim haber uçurduysa içimizden biri!'' dedi. Dünden beri başım deli gibi zonkluyordu. Gece 3'e kadar içip, ardından 4'e kadar ayılmaya çalıştım. İşim olmadığı bir gün, 6:30'da işe çağırılınca böyle oluyordu. Başkomiserin masasında duran kan kırmızı Türk bayrağını görünce içimden Türküler geçti. Ancak o sırada komiserin dediklerini duymamıştım. Üstümdeki dikkat dağınıklığı onunda dikkatini çekmiş olacak ki birdenbire sustu.

''Karan beni duyuyor musun, duvara mı konuşuyorum ben burada?!''

Dikkatimi bayraktan çekip gözlerini ona yönelttim.

''Duyuyorum Başkomiserim.''

''Güzel. Gerekli basın açıklamasını hazırlayacak, yazacak birini bul tamam mı? Sonra açıklamayı yaparsın. En az zararla atlatmalıyız, halkın paniğini hafifletecek bir şeyler yap.''

''Başka bir emriniz?''

''Gidebilirsin.''

Bulanık şekilde karakolda odama giderken Göktuğ'a çarpıp kafamı kaldırdım.

''Görmemişim kardeşim kusura bakma.'' deyip yüzüne bakmadan ilerlerken, ''Dur abim,'' dedi.

''Ne var Göktuğ?''

''Kahve getireyim sana ben. Ayılamamışsın.''

''Sağ ol kardeşim.'' deyip ilerledim odama. Kendimi koltuğuma atıp önüme bir kalem ve bir kağıt alıp yazmaya çalıştım bir şeyler. Ben anlamazdım ki. Ama açıklamayı ben yapacaksam benim yazmam gerekirdi. Her bir kelimesine hakim olmadığım bir yazıdan konuşamazdım. Kapı çalınıp gel komutunu verdiğimde Göktuğ'un kahvemi getirdiğini gördüm. Bense çoktan unutmuştum böyle bir şey olduğunu.

''Abi.'' dedi Göktuğ. Endişeli görünüyordu.

''Çok içmek yaramıyor bana.''

''Dün Aslı yenge neler demiş öyle.''

''Ne yengesi Göktuğ?''

''Öğretmen Hanım işte.''

''Bugün iş görüşmesine gidecekti. Gitti mi acaba?''

''Gittiği yerde yüzde yüz kabul edilecek zaten abi. Takma kafana.''

''Değil mi ya, ne diye kendimi geriyorum ki ben...'' dediğimde kapı çaldı. Kapıda duran iki güvenlik görevlisi adamdan biri buradaydı.

''Karan Komiserim, biri sizi görmek istiyormuş.''

''Kimse sonra gelsin, kafam dalgın.''

''İsminin Aslı olduğunu söyledi. Siz söyleyin, o beni alır. Almazsa zorla gireceğimi de bilir.'' dediğinde Göktuğ'a baktım.

''İyi insan lafının üzerine gelir Göktuğ.''

''Ben çıkayım abi, siz Öğretmen Hanım'la başbaşa kalın.'' dedi ve sırıtarak çıktı dışarı.

''Hay sana da...'' deyip sustum. Hala kapıda bekleyen güvenlikçi birdenbire, ''Çekil ya,'' diyen Aslı'nın ardından geriye çekilmiş ve görüş alanımdan kaybolmuştu.

Kocaman gülümsemesiyle Aslı içeri girip kapıyı sertçe kapattı.

''Aslı burada ne işin var?''

Elimdeki siyah torbayı yüz hizama kaldırdığımda içinden hafif bir yaprak sarması kokusu yayılıyordu. Torbaya doğru elimi uzattım ve sordum: "Bu bana mı ait?"

Aslı, nazik bir şekilde cevap verdi: "Evet, geçen gün sizde yaptığım sarmayı sevdiğini söylemiştin. Ben de ev için yapmıştım ve dün düğünden döndükten sonra aklıma sen gelince sana getirmeye karar verdim. Umarım beğenirsin." Bu sözler üzerine, ortada bulunan küçük masa etrafındaki sandalyelerden birine oturup torbayı masanın üzerine bıraktım. O da karşıma geçip oturdu. Gözlerimiz bir an için buluştuğunda o gözlerini benden kaçırdı.

"Benim görüşmem var biliyorsundur belki, ben kalkıyorum." Deyip ayağa kalktı.

"Sana iyi işler."

"Sağ ol Aslı. Göktuğ da seninle gelsin." Deyip kapıya ilerledim ondan önce.

"Yok, yok." Diye ısrar etti Aslı.

Durdum.

"Peki sen bilirsin. Dikkat et kendine." Deyip çıkması için kapıyı açtım. Israr etmemi bekliyordu ki bir anlığına durup gülümsedi.

"Akşam bizde görüşürüz." Deyip çıktı odadan.

Karşıdan göz göze geldiğim Göktuğ'a, Aslı'yı işaret ettim. O da beni kafasıyla onaylayarak Aslı'nın ardıca çıktı karakoldan.

Aslıhan'dan:

Karakoldan çıktığımda başımı masmavi gökyüzüne diktim. Kaderin benim hakkımdaki planı neydi? Babamın ben evden çıkarken söylediği şeyler aklımda dolanıp duruyordu: 'Ya istemediğin bir yere atanırsan? Hayatını mı mahvedeceksin sen?'

Ama ben kararlıydım, her neresi olursa olsun, neyle karşılaşırsam karşılaşayım bu vatanın her bir toprağı benimdi, bizimdi. Ben ne kadar faydalı olursam, yetiştireceğim öğrenciler de o derece faydalı olacaktı bu ülkeye. Onlara örnek olacak, vatanlarını savunmayı öğretecektim.

Derin bir nefes çektim içime.

''Sen başarırsın Aslı.'' dedim karakoldan uzaklaşmaya başladım.

''Güzelin derdi çok olurmuş. Senin de derdin bu kızım. Öğretmenlik...Ama nasıl bir dert, çok seviyorum ya rabbim.'' dedim içimden ama aynı şekilde gülümseyerek.

***
Bakanlıktan çıktığımda midemde hissettiğim ağrı, yerini bulantıya bırakmıştı.
Ben her yere gitmeye razıydım fakat bir köy okulunda geçirecektim birkaç yılımı.
Batman'ın Kozluk ilçeşine gidecektim.

Çantama sarılarak bir bank'a oturduğumda gülümsedim.

Küçük çocukların hayatına dokunmayı istiyordum fakat burayı terk etmek istemiyordum. Son zamanlarda köylerde ciddi bir öğretmen açığı vardı.

En geç iki haftaya orada olacaktım. Şu an beni ne beklediğini bilmiyordum fakat, umarım güzel şeyler bekliyor olacaktı.

Daha fazla zaman kaybetmemek adına elimdeki kağıdı çantama sokuşturup ayağa kalktım.

Karan'dan:

"Sikerim böyle işi!" Diye çıkıştım Göktuğ'a.
"Senin akraban yok muydu oğlum orda? Kızı Batman'a nasıl gönderirler?"

"Konuştum ama ne yapayım abi, adam konuşmuş zaten önceden buradaki bir okula versinler diye. Ülkedeki öğretmen açığını biliyorsun zaten. Giden iki güne geri dönüyor. Şartlar kötü."

"Öğretmen Hanım gidiyor yani?" Dedi Göktuğ sanki Aslı'nın gidiş haberini o bana vermemiş gibi.

Sessiz kaldım. Bunu basın açıklamasından sonra düşünecektim. Hazırladığım basın açıklamasına göz gezdirdim tekrar. Birazdan çeşitli kanallar basın açıklaması için gelecekti ve ben kendimi asla buna hazır hissetmiyordum.

"Kusacağım," dedim birdenbire Göktuğ'a bakarak.

Yüzünü ekşitti.

"Yapma be abi, sakin ol."

"Sabahtan beri mideme bir şey girmedi be oğlum."

Göktuğ önünde olan masadaki küçük tencereyi açtı.

"E öğretmen Hanım ne güzel getirmiş işte yaprak sarması. Yesene bana söyleniceğine."

"Harbi lan," deyip masanın diğer tarafına geçtim ben de. Yaprak sarmalarını ağzıma ikişer ikişer atarken birdenbire kapı açıldığında ağzım dolu şekilde o tarafa baktım.

"Komiserim, Başkomiser Sami Bey sizi basın açıklaması için bekliyor." Dediğinde elimle gel işareti yaptım polis memuru çocuğa.

İçeri girip kapıyı kapattı, ben de önümdeki tencereyi ona uzattım: "Kaynanan seviyormuş."

"Sağ olun komiserim," deyip geri çekildi memur.

"Lan al diyosam al." Dediğimde aldı ve yüzünde beğenmiş bir ifade belirdi.

(...)

"Yani durum böyle arkadaşlar. Aranan katil, her neredeyse biz onu güvenlik güçleri olarak er ya da geç bulacağız." Dedim ve büyük kürsüye benzer yerden indim.

Ellerim titriyor, kalbim deli gibi çarpıyordu...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.024okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.