5. bölüm / 22
HAYALLERİME DÜŞEN SON DAMLALARDördüncü
Bölümler 22Şu an: Dördüncü
- 1 AH KALBİM-12.593 kelime
- 2 İkinci1.172 kelime
- 3 Üçüncü744 kelime
- 4 Dördüncü992 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Beşinci1.797 kelime
- 6 Altıncı899 kelime
- 7 Yedinci1.054 kelime
- 8 Sekizinci569 kelime
- 9 Dokuzuncu449 kelime
- 10 Onuncu643 kelime
- 11 On birinci759 kelime
- 12 On ikinci1.181 kelime
- 13 On üçüncü884 kelime
- 14 On dördüncü340 kelime
- 15 On beşinci483 kelime
- 16 On altıncı758 kelime
- 17 On yedinci658 kelime
- 18 On sekizinci284 kelime
- 19 On dokuzuncu469 kelime
- 20 Yirminci649 kelime
- 21 Yirmi birinci-Final1.110 kelime
- 22 Kitap olduk131 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
26/08/1990
Gözlerimi açtığımda hâlâ bana sarıldığını fark ettiğimde gülümsedim.
Çok hoş...
Usulca kollarının arasından kalkıp odadan çıktım. Mutfağa giderken, 'dün' gözlerimin önünden geçti...
Yer sofrasının örtüsünü yaydıktan sonra sessizce masayı örtünün üzerine koydum. Mutfak dolabını açıp bir tane su bardağı, bir tane de çay bardağı çıkardım -'O' su bardağında içiyordu çayını-. Onları masaya bıraktıktan sonra tek demlikte çay koydum. Yumurtaları kırmak için tavayı tam çıkarırken onun yanında duran birkaç tava ve tencere de aşağı düştü.
İçimden Karan'ın uyanmaması için dua ederken omzumda bir el hissederek ürperdim. Göz ucuyla arkama baktığımda tabi ki orada olan Karan'dı.
"İyi misin?" Dedi endişeli tavırla ve elimdeki tavayı aldı.
"Ne yapıyorsun?"
"Yumurta yapıyorum. Otur sen..."
"Ben de yardım edeyim, olmaz öyle...Misafirsin sen." Derken onun elinden tavayı almaya çalışıyordum ama o yukarı kaldırıyordu.
"Karan, ver şunu!"
"Vermeyeceğim, git Aslı."
"Karan..."
"İyi tamam, yardım et ama bir şartla."
"Ne?"
"Sadece dediklerimi yapacaksın."
"Peki, söyle..!"
"Şimdi sen domates doğruyorsun, ben de salata, tamam mı?"
"Tamam." Dedim ve aldığım birkaç domatesi yavaş yavaş kesmeye başladım. Ben bir tane domatesi kesene kadar Karan'ın en az 4 tane salata kesmesini varsaymazsak adam olana çoktu bile.
Karan'ın yönlendirmeleriyle -Ki birinin beni yönlendirmesinden nefret ederim, ama onun..?- sofra kurup oturduk. Sessiz bir şekilde kahvaltımızı ettikten sonra Karan ateşime bakıp hâlâ ateşim olduğunu, Zeliha ablalara yani onun evine gitmemi söyledi. Israrla karşı çıktım tabi ama beni bir şekilde ikna etti.
Beni yerimden bir saniyeliğine bile kaldırmayarak masayı topladı, iş için hazırlanacağını söyleyerek tam kapıdan çıkarken durdu ve bana baktı, gülümsedi ve gitti.
Bense olduğum yerde kendime bir bardak daha çay doldurarak onun bana gösterdiği sevgiyi ve şefkati hatırladım. Gerçekten mi seviyordu beni, yoksa ben mi yanlış duymuştum bilmiyordum. İnanmam için gözlerimin tam içine bakması, ellerimi tutup söylemesi gerekiyordu.
Çayım bittiğinde yer sofrasından, "Hiçbir zaman böyle bir şey olmayacak Aslı, seni sevmiyor..." Diyerek kalktım. Ne kadar da pozitif(!) Bir insandım...Canım kendim.
Yine kafamda olmayacak senaryolar kurmaya başlayarak çamaşır asmak için arka bahçeye çıktım. Yeni senaryom şöyleydi: Karan, Zeliha ablalarla tanıştırmak için tam bir İstanbul Hanımefendisi'yle oraya geliyor. Tabi ben de bu sırada Zeliha Ablalara geliyorum, bakıyorum Karan'ın yanında bir kız... Sonra kızla tartışıyoruz falan...
Kendime kendime gülüp bu saçma senaryoyu aklımdan sildim. Karan benimdi...Yani olacaktı herhalde..?
Kendimi zorlayarak çamaşırları assam da daha çok işim vardı...Yerler süpürülecek, silinecek, sedirler toplanacak, banyo yapılacak, yemek yapılacak, Zeliha ablalara gidilecek...
Ben bu kadar işin ne kadarını yapardım burası meçhuldü ama artık, halledecektik bir şekilde.
Yerleri süpürmek için evi biraz kolaçan ettiğimde hiçbir yerin süpürülmeyecek, sadece silinecek olduğuna kendimce kanaat getirip öyle yaptım. İlk önce salonu, sonra mutfağı, sonra evin geri kalan yerlerini silip sedirleri öylesine, sadece 'toplamış olmak için toplamak' dedikleri şeyden yaptım.
Daha sonra akşam yemeğini Zeliha ablamlarda yiyeceğim aklıma geldiğinde yemek yapmaktan da vazgeçtim. Evde tekken yemek yapmaya ne gerek vardı canım? Eğer gece yemek yemek istersem diye Zeliha abla ne yaptıysa eve dönerken bir tabak ondan alabilirdim.
Hayır, kesinlikle yaptığım yüzsüzlük değil (!)
Hızlıca yıkanıp en sevdiğim beyaz t-shirt'ümü üstüme giydim. Onun da üstüme bu son 1.5 ayın yeni modası olan -Benim modası geçse de giymeye devam edeceğim- bahçıvan kot tulumumu giydim. Saçımı yukarıdan topuz yapıp evden çıkıyordum ki, anahtarım olmadığını fark ettim. Eğer dışarı çıkarsam bahçeden eve girmeyi göze almalıydım, ya da gitmemeliydim. Hızlıca düşünüp karar verdim ki... Gitmeliyim. Yoksa Karan 24 saat başımın etini yer, beni de iyileşene ve annemler gelene kadar Zeliha ablalara tıkardı. Bunun olmaması için bahçeden girmeyi göze alarak Zeliha ablalara gittim.
"Zeliha abla ben geldim..." Dedim kapıyı açması için. Minik adımlarla yavaş yavaş geldi Zeliha abla ve kapıyı açıp sanki 40 yıldır birbirimizi görmüyormuşuz gibi sarıldık.
Birbirimizden ayrıldıktan sonra içeriye beni eliyle buyur etti.
Etmese de girecektim zaten...
Salona girmeden önceki büyük koridorda duran masadan daha yeni çıkmış olan kahveli şekerlerden bir tane ağzıma atmışken, o da konuşmaya başladı: "Biliyor musun, Karan'ın sevgilisi var galiba... Allah'ım, şükürler olsun sonunda bana da torun gelecek."
Anlık adrenalinle kahveli şekeri büsbütün yuttum: "N...Ne, sevgilisi mi var?"
"Evet, dün sana yemek getirdikten sonra daha gelmedi eve, sabah geldi giyindi gitti."
"Allah Allah," dedim düşünceli düşünceli ama içten içe sırıtıyordum.
Benim böyle bakışlarımdan Zeliha abla ne olduğunu kavramış gibi nazikçe bileğimden tutup salondaki sedirlerden birine oturttu beni.
"Kız siz yoksa dün birlikte miydiniz."
Yüzümü ekşittim.
"Ne münasebet Zeliha abla, zaten hastayım görmüyor musun yüzümü? Ne yapayım ben senin pasaklı oğlunu?"
"Pasaklı olduğunu nereden biliyorsun?"
"Farkında mısın bilmiyorum ablacığım, ben senin oğlunla büyüdüm."
"Senin eve girdikten sonra çıkmamış, Neriman'lar görmemiş."
"Kime inanmak istiyorsan ona inan abla. Sen her buraya geldiğimde böyle yapacaksan gelmem bir daha. Her geldiğimde böyle konuşuyorsun ayıp vallahi, hiç yakışmıyor sana...Neriman ablalara laf söylüyorsun, senin ne farkın ka..." Derken kapı çaldı. Saniyesinde ayaklanıp kapının sürgüsünü açtım.
Gelen Hilal'di.
"Hoş geldin Hilal."
"Hoş buldum abla, seni evde bulamayınca ben de buraya geleyim dedim."
"İyi etmişsin, bir şey mi var?"
"Sen bir gelsene benimle dışarıya..." Dedi ve dudağının kenarını ısırdı. Zeliha ablaya bir bakış atıp Hilal'i çiçekli, dizlerinin hafif aşağısına gelen, kolları uzun elbisesinin kenarından çekip çıkardım dışarıya.
"Abla, ben sanırım yapamayacağım..." Dedi.
"Neyi yapamayacaksın Hilal?"
"Düğünün ertelenmesine ben sebep oldum çünkü emin değilim."
"Nasıl yani?"
"Evlenmek isteyip istemediğimi bilmiyom."
"Güzelim benim..." Deyip sarıldım Hilal'e.
Birkaç dakika onunla öylece durduktan sonra ayrıldık.
"Murat'ı sevmiyor musun?"
"Seviyorum ama..."
"Ama..?"
"Özür dilerim senin de aklını karıştırdım." Deyip yanımdan koşarak uzaklaştı. Kalakalmıştım ben de.
Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemez şekilde Zeliha abla'nın beni soru yağmuruna tutacağını bile bile içeri girdim.
Tahmin ettiğim olmuştu, başlamıştı yine.
"Ne var, neden gelmiş o kem gözlü kız?" Demişti Hilal için.
"Ne kem gözlüsü, ne diyorsun abla?"
"O kızdan uzak dur diye kaç kere tembih edecem seni ben?"
"Abla kızın annesi babası yok. Tek güvendiği benim... Nasıl yarı yolda bırakayım onu?"
"İnsanları çok düşünüyon. O evlencek bu akşama kurtardı kendini? Ya sen ablam? El alem senin hakkında dedikodu eder. Başkasıyla olmuş, saklıyo derler."
"Sıkıldım artık şu el alemden. El alem dediğin kim abla?"
"Nerimanlar."
"Neriman önce Karan'a yamamaya çalıştığı Gülay'ı evlendirsin de bana laf etsin sonra. Hadi ben eve gidiyorum, gece görüşürüz abla."
"Kız dur şaka ettim ben sana nereye gid..."
"Hastayım abla, gidiyorum ben."
Bölüm etkileşimi
