Yirmi birinci-Final

Vaveyla Yazarı: Sevim Öğmenoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Yirmi birinci-Final

Mutsuz Sonsuz

"Ortalık durulmuş durumda, yaralılar var, halktan ölen yok. 11 şehit var. Evleri teker teker gezin. İsteği, ihtiyacı olan varsa adresle birlikte bildirin. Gezilmemiş tek bir ev kalmayacak." Dendiğinde başımızla onayladık. Neredeyse binlerce kişi gitmiştik. Elimizdeki silah bizim en büyük dostumuz olmuştu o anlar.

"Aslıhan," dedim. Cebimde, onun mektubundan koparılmış adres yazılıydı. Herkes bir tarafa dağıldığında, benim hedefim 'o' evdi.

Yola çıktığımızda yağmur durmuş, yerini daha soğukta ortaya çıkan küçük kar tanelerine bırakmıştı.

Polis arabasından indiğimizde birçok eve girdik. Herkes iyiydi. Bir kapıyı çaldım, yüzü kapalı fakat yeşil gözleri açıkça belli olan bir kız açtı kapıyı.

"Kimsiniz?" Dedi korkuyla.

"Polisiz biz. Sizi kontrol etmeye geldik." Dedim ve içeri göz ucuyla baktım. 5 tane 5-14 yaş arası çocuk vardı. İki tane yaşlı adam ve iki tane yüzü kapalı yaşlı kadın, bir tane genç adam vardı. 3 erkek ve bir kız. Kız en büyükleriydi.

Yaşlı adamlardan birisi ayağa kalkıp bana baktı: "Giresiniz, çay ikram edelim."

"Yok amca, nasılsınız iyi misiniz? Bir sorun, problem var mı?"

"Yok Allah'a şükür. Alıştık artık hepimiz normal gelir bize de."

Ceketimin iç cebimden çıkardığım çikolata ve şekerleri çocuklara uzatıp bir dizimin üzerine çöktüm. O sırada yüzü kapalı yeşil gözlü kadın da geri çekilip çocuklara işaret vermişti gelip almaları için. Yaşlı kadınların ve adamların dizlerine oturan çocuklar gülerek yanıma koştuklarında hepsine teker teker verdim çikolata ve şekerleri. Bunlar biraz olsun mutlu olabilmeleri içindi.

"Öğretmen nerde?" Diye sordu kız olan.

"Hangi öğretmen?"

"Neydi...Neydi Fahriye abla." Dedi kız, yeşil gözlü kadına bakarak.

Adının Fahriye olduğunu öğrendiğim kadınsa: "Aslı ö'retmenden mi bahsediyo'n? Dedi.

"Heh, ondan."

"G...Görmediniz mi?" Diye sordum. Bahsedilen öğretmen benim Aslı'm olabilir miydi?

"Ben gö'medim vallah, ana sen gö'dün mü?" Diye arkasını dönüp sordu Fahriye.

İki kadın da aynı anda cevap verdi.

"Yok valla' biz gö'medik."

"Onun evi nereden çıkıyor?" Deyip cüzdanımdan onun fotoğrafını çıkardım hızla, "Bundan, bu kızdan bahsediyoruz?" Diye sordum.

Kız, "He he bu kadın hep klasik okuyo'du, öğretmenim, konuşmuştuk." Dedi.

"Bana onun evini gösterin olur mu?" Diye sordum herkesin gözünün içine baka baka.

"Neden?" Diye sordu yaşlı amcalardan hafif toplu olanı.

"Ben...Ben onun sevgilisiyim. Onu nasıl görmediniz? Bir şey olmamıştır değil mi?" Derken içeriye bakakalmıştı.

"Okulda gördüm ben en son, o demeden kaçtık."

"Nereye?"

"Evlerimize."

"O?"

"Bilmiyoruz. Diğer öğretmenler gelmişti. Hasan da onlarla kaldı."

"Anladım, lütfen izin verin, götürsün beni?" Dedim içerdeki kişilere bakarken.

"Tarif edeyim, ben gelemem." Dedi küçük kız. Bir adım atınca bana doğru, düzgün göstersin diye geriye çekildim iyice.

"Bak." Dedi tepeyi göstererek.

"Şurada ufacık tepe var. Oradan dümdüz aşağı git. Dışı az gri, merdivenli bir ev. Orda da sorarsan gösterirler sana olur mu?"

Onları başımla onaylayıp hızla tepeye ilerlemeye başladım. O kadar fazla yorulmuştum ki koşarken, kalbim bir anlığına duracak sandım. Tepenin ardını görmemle kendimi bilir-bilmez şekil koştum, koştum, koştum...

Beni durduran şey, o evin duvarları oldu. Nefeslenip camlara baktım. Perdeler ardına kadar çekiliydi. Hiçbir hayat belirtisi yoktu.

"Aslıhan!" Diye bağırdım camdan, "Aslıhan!"

'Yok,' dedim, duymuyor beni.

"Aslıhan, ben geldim sevgilim!"

Beni neden duymuyor?

Gözüm kapıya iliştiğinde incecik, tahtadan bir kapıydı bu. Tam olarak kapanmıyordu bile.

Hayır, olamaz, olamaz, olamaz... Allah'ım, ne olur! Yaşayamam ben onsuz. Yeni bulmuşken olmaz.

Birkaç merdiveni aynı anda çıkıp yavaşça açtım kapıyı.

"Aslı!"

Evden gitmiştir, değil mi?

Girişi geçtikten sonra attığım her adımda içime bir soğukluk giriyordu. Kalbim ağrıyordu.

Mutfağa baktığımda açılmış salatalık turşusu ve salça çekti dikkatimi.

"Yaşıyor." Dedim.

Hıçkırık sesi duyduğumda bunun Aslıhan'ın olduğundan emin değildim.

"Allah'ım," dedim. "Ne olur onun sesi olsun."

Salona girdim. Bir erkek çocuğu, kırmızı yazmalı birinin yanındaydı.

Onun yazması siyahtı. O renkli yazma takmazdı.

"Adın ne çocuk?" Dedim ona yaklaşırken. O ise bana cevap vermeden kızı işaret etti. Bir eli masadan düşmüş, damla damla kanlar aklıyordu.

İlerledim, ilerledim. Kalbim küt küt atarken onun gerçekten Aslı olmaması için adaklar adıyordum.

Masanın yanına gelip eğildiğimde, onun 'Öğretmen Hanım' olduğunu gördüm.

"Hayır, hayır, hayır, hayır..."

"Aslı olamazsın sen, sen Aslı olamazsın. Aslı yaşıyor, Aslı ölmedi..."

Elimi yanağına koydum. Çok soğuktu.

"Aslı, ne olursun uyan. Ölmedim de, seni seviyorum, yaşıyorum de, tüm o sana bakmadığım yılların acısını çıkar benden. Vur, kır, yak ortalığı ama ne olur uyan Aslı!" Dediğimde onu kucağıma almıştım ama fazla gidemedim, olduğum yere çöktüm.

Sanki bir bebek gibi kollarımın arasına aldım onu. Nabzına baktım. En ufak bir yaşam belirtisi yoktu. Oldukça soğuktu.

"Aslı kalk!" Dedim yüzünü ellerimin arasına almışken. "Ne istersen yaparım seni kaybedemem. Yeni kazandım Aslı kalk!"

Kalbinin odasından yere hâlâ kanı akarken sakinleşemezdim. İlk defa ağlıyordum öyle.

Bir müddet sonra sustum, sustum... Dakikalarca susup onun sanki gülümser gibi olan yüzüne baktım. Elini tuttum: "Aslı çok soğuksun ben ne yapı'cam sensiz kalk!

Çocuk kalkmış, tam karşıma oturmuştu. Ben de ayağa kalkıp Aslı'mı, sevgilimi, sevdalımı kucağıma aldım, koltuğa koydum. Sanki ölmemiş de, uyuyor gibi görünüyordu.

Onu koymamla avucunun içinden düşen kanlı fotoğrafımı gördüm.

"Aslı kalk!" Diyerek kendimi yere attım. Yerlere vuruyor, bir yandan da kendime küfürler saydırıyordum onu koruyamadığım için.

Kaç dakika sonra bilmiyorum ama, ayağa kalktım. Masanın üstündeki günlükümsü şeyi elime alıp ilk sayfasını açtım. Bütün günlerini bana anlatır gibi mi yazmıştı o?

Okudum, okudum, okudum... O mutlu, şen şakrak günleri, şimdi onun kanının üzerinde olduğu, kendi göz yaşlarımın da üzerine akan defterden okuyordum.

En son sayfaya geldiğimde durdum. Bugünün tarihi atılmıştı. En son kısmı, sesli şekilde okudum.

-*-

''Korkuyorum şu an, dışardan fazlaca silah sesi geliyor, öleceğim korkudan. Karan neredesin? Anne seni çok seviyorum, baba seni çok seviyorum, Hilal, Deniz, Gülşah...Hatta Gülay lanet olsun ki seni de seviyorum sen kötü biri değildin sadece Karan'ı seviyordun, küçükken sana vurduğum için özür dilerim, baban sana vururken gerceği söylemediğim için özür dilerim, anne senin ağlamana göz yumduğum için özür dilerim, babamdan korkup sana vurmasına göz yumduğum için özür dilerim, baba sana sarılamadığım için özür dilerim, Karan sana korkak dediğim için özür dilerim. Ben hepinizi çok sevdim. Eğer olur da yaşarsam bu ortamda, bunu size söyleyeceğim yemin ederim.)

Seni seviyorum Karan. Öyle bir seviyorum ki, Allah'a her gün seninle kavuşturması için yemin ederim ki dua ediyorum... Kalbimi hiç alamadım senden, hiç... Yağan yağmurda, açan güneşte, ya da ne bileyim, küçük bir kedi mırlamasına bile seni düşünerek mutlu oluyorum ben. Bilmiyorum, sen o kadar yoktun ki yanımda, ben senin gerçekten beni sevebileceğine hiç düşünmüyordum. Lütfen gel öleceğim... Ölmek istemiyorum Karan. Ne olursun gel artık.

Senle ben,''

-*-

Yazıyordu. Ben orada çatışırken o ölüyor muydu.

Kim olduğunu bilmediğim erkek çocuğu, Aslı'nın yanına yaklaşıp saçlarını sevdi: "İyi uykular Pamuk Öğretmen." Dedi o arada. Bir anlığına ona baktım ve kafamı deftere döndürdüm yine.

"Sikeyim," dedim. "Çok korkmuş, çok korkmuş, çok korkmuş... Ölmek istemiyorum demiş, lütfen gel demiş, ne olursun demiş..."

Rengi siyah da olsa üzerinde kurumuş kan olan olan kalemi güçlükle elime aldım ve onun yarım bıraktığı sözü ben devam ettirdim:

"Hep bir hayaldik zaten. Sonsuz yolculuğunda bir mevsim gibi geçtin hayatımdan. Sonbaharda düşen yapraklar gibi düşmüş hayatının son damlaları düşlerine. Seni seviyorum Öğretmen Hanım."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.027okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.