~HAFİ~ kitap kapağı

4. bölüm / 27

~HAFİ~

HAFÎ -3.BÖLÜM

Yazar: Zeynep

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: HAFÎ -3.BÖLÜM

Merhaba oy ve yorum yapmayı unutmayın💗

​Telsizi kapatıp dinleme cihazını kıyafetimin içinde bulamayacakları en güvenli noktaya sabitledim ve adımlarımı doğrudan başkanın odasına doğru yönlendirdim. Uzun koridordan geçerken, başkanın odasının kapısının yarı açık olduğunu gördüm. Aslında bu kapı normalde kilitli olurdu; içerideki o telaşı ve hareketliliği kapının aralığından anında fark ettim. Başkan odanın içindeydi, içeride harıl harıl bir şeyler saklıyordu ve aklıma bir plan gelmişti.
​Hemen kapının önünde duraksamadan, etrafı kollayarak planı devreye soktum. Başkan bu odanın yedek anahtarını daha önce kendi odasındaki saksının içine sokmuştu. Süratle eğilip saksının toprağını hafifçe eşeledim ve anahtarı parmaklarımın arasında yakaladım.
​Vakit kaybetmeden içeri den çıkıp kapıyı kapatım . Tam başkan adlı hasiyetsiz arkasını dönmeden koridorda yeni gelmişim gibi birkaç adım geriye attım ve o izlenimi vermek için duruşumu düzelttim.
​Tam kapıyı çalmak üzere elimi kaldırmıştım ki yan taraftan o piçin sesi duyuldu:
"Ne yapıyorsun orada?"
Hiç duraksamadan, saniyesinde yanıt verdim:
"Şey... Ben de tam senin yanına geliyordum, başkan."
Beni süzdü ama şüphesini belli etmeye fırsat bulamadan, "Tamam, gel, toplantıya gidiyoruz," dedi ve önden yürümeye başladı. Ben de vakit kaybetmeden peşine takıldım.
​Bizi kampın en ücra köşesindeki, dışarıdan sıradan bir depo gibi duran yere getirdiler. Yerde eski, pis bir kilim halı seriliydi. Piç eğilip halıyı kenara çektiğinde, altında gizli bir demir kapak ortaya çıktı. Kapağı açmadan önce elini cebine attı ve çıkardığı birkaç kağıdı doğrudan elime tutuşturdu.
"Bunlar önceki toplantılarla ilgili notlar," dedi tembihlercesine. "Al, biz içeride konuşup işi bitirene kadar bize buradan kurtulmak için sağlam bir plan hazırola getir, zordayız!"
"Tamam, başkan," dedim, kağıtları parmaklarımın arasında sıkıca kavrayarak.
​Kapağı açıp içeri girdik. İçerideki herkesi tek tek tanıyordum; çünkü buraya gelmeden önce MİT'in bana verdiği tüm kritik suçlular listesini, yüzlerini ve kod adlarını ezberlemiştim. Piç, masanın başındaki sandalyeye oturdu; ben de hemen yanındaki sandalyeye yerleştim. Bir yandan masadakileri dikkatle dinliyor, bir yandan da elime tutuşturulan kağıtları inceliyordum.
​Şerefsizler aralarında cidden karmaşık bir plan kurmuşlardı. Ben aralarında söz alıp kusursuz bir kaçış ve savunma planı sundum; öyle ustaca kurgulanmış bir plandı ki, hepsi nutku tutulmuşçasına beni dinliyordu. Piç memnuniyetle başını sallarken, etraftakiler "Helal olsun Hera, harika bir plan, tam zamanında hayat kurtaracak bir akıl!" diyerek beni övmeye ve gururumu okşamaya başladılar. Ne kadar salak olduklarını görmek midemi bulandırıyordu; çünkü o masada övdükleri plan, başlarını verecekleri bir tuzaktan ibaretti.
​Toplantının bitmesine az bir zaman kala, midemde ani bir bulantı dalgası yaratarak kusma sesleri çıkarmaya başladım. Masadakiler irkilerek bana döndü. Piç, yüzünü buruşturarak tiksintiyle baktı ve tek kelime etti:
"Kes sesini... Tamam, git lavaboya, defol!"
İkinci kez ikiletmeden, arkama bile bakmadan odadan fırladım. Doğruca başkanın her şeyi sakladığı o özel odasına girdim; lavaboya gideceğim bahanesini fırsat bilerek masadaki tüm flash bellekleri, gizli evrakları ve dijital verileri hızla toplayıp üzerimde kimsenin bulamayacağı yerlere sakladım. Ardından derin bir soluk alıp operasyonun finaline doğru hareketlenmeye başladım.
​depoya geldiğimde kapağı açmadan hemen önce, son bir kez telsize uzandım.
"Albay'ım, başlayabilirler," diye fısıldadım.
Karşıdan Albay’ın net ve soğuk talimatı geldi:
"Anlaşıldı. Helikopteri ormana, saat 09.00 yönüne indiriyoruz. Hedefi kandır ve bize getir."
"Emredersiniz komutanım!"
​Telsizi kapattım, kapıyı açtım ve yüzüme yerleştirdiğim kusursuz bir panik maskesiyle içeri daldım.
"Başkanım!" diye bağırdım, sesimdeki korkuyu titreterek. "Türk askerleri üssü basmış, etrafı sarmışlar! Derhal kaçmalıyız!"
​Ortalık bir anda ana baba gününe döndü; masadakiler dehşet içinde ayağa fırladı. Ben hemen piçin yanına koşup rolümü oynamaya devam ettim:
"Biliyorum! Kaçabilecek tek bir güvenli yol biliyorum, peşime düş!"
Korkudan beti benzi atmış, eli ayağı birbirine dolanmıştı. Zaten tutuşmuştu, zerre sorgulamadı. "Neresi, nerede, çabuk beni götür!" diye bağırdı soluk soluğa.
"Gelin başkan, arkamdan ayrılmayın!" diyerek depodan dışarı fırladım. O da korkuyla topuklarını vura vura peşimden geliyordu.
​Koşarken arkadan tedirginlikle sordu:
"Nereden biliyorsun bizi burada yakalamayacaklarını?!"
"Çünkü ilk buralara geldiğimden beri," dedim nefes nefese, sesime enjekte ettiğim o sahte özgüvenle, "olası bir baskında hayatta kalmak için kaçış rotası planladım!"
​Tam o sırada, ormanın derinliklerinden o tanıdık helikopter pervanesinin tok sesi kulaklarımızı doldurmaya başladı. Hedef noktaya sadece yüz metre kalmıştı. Tam sırasıydı.
​Hiç ses çıkarmadan, adımlarımı yavaşlatıp arkasına geçtim. Beden olarak benden neredeyse üç kat iriyarıydı ama bu bir şey değiştirmezdi. Bütün gücümü toplayarak, şah damarına denk gelecek şekilde ani ve kusursuz bir darbe indirdim.
​Zavallı piç daha ne olduğunu anlamadan gözleri kaydı ve olduğu yere yığılıp bayıldı.
​Sürükleye zar zor da olsa kalan o yüz metrelik mesafeyi aşıp helikoptere ulaştım. Cani gövdesini kabine itip pilot koltuğunun yanındaki koltuğa zorlukla oturttum. Ellerini ve kollarını vakit kaybetmeden sıkıca kelepçeledim.
​Pilot tam bana dönüp "Komutanım, izin..." diyecekken, kulaklığımdan Albay’ın sesi yankılandı:

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…