Geride kalanlar kitap kapağı

25. bölüm / 39

Geride kalanlar

Tavşanlı pijama

Vaveyla Yazarı: Ömür Kalkan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 39Şu an: Tavşanlı pijama

İnsan neden gülmeyi bırakır. İnsan neden gülümsemeyi unutur?

Hiç düşündün mü... İnsan neden bir gün sebepsiz yere gülmeyi bırakır? Gerçekten büyüdüğü için mi? Yoksa büyürken kendinden bir şeyler kaybettiği için mi? Bana sorarsan hiçbir insan gülümsemesini bir anda kaybetmez. Bu, yavaş yavaş olur. Tıpkı denizin kıyıyı fark ettirmeden aşındırması gibi... Önce seni heyecanlandıran şeyler sıradan gelmeye başlar. Sonra insanlara eskisi kadar güvenmezsin. Ardından konuşmaların kısalır. En sonunda da biri sana "Neden eskisi gibi değilsin?" diye sorduğunda cevap veremezsin. Çünkü sen de ne zaman değiştiğini hatırlamazsın. Peki sence insan gerçekten değişir mi? Yoksa sadece canı yandıkça kendini saklamayı mı öğrenir? Belki de mesele değişmek değildir. Belki mesele, hayatta kalabilmek için kendinden vazgeçmektir. Ama sana bir şey soracağım... Hayatta kalmak uğruna kendinden vazgeçersen, geriye gerçekten sen kalır mısın?

Bir çocuğu düşün. Yağmur yağınca ilk yaptığı şey dışarı koşmaktır. Bir yetişkini düşün. İlk yaptığı şey ise pencereyi kapatmaktır. Sence aradaki fark gerçekten yaş mı? Yoksa biri dünyayı hâlâ güzel bir yer sanırken, diğeri dünyanın ona öğrettiklerini mi taşıyor? Ne zaman gökyüzüne bakmayı bıraktık? Ne zaman yıldızlar bize yalnızca astronomi oldu da hayal olmaktan çıktı? Ne zaman kahkahalarımızın sesini kısmaya başladık? İnsan neden büyüdükçe daha çok şey biliyor ama daha az hissediyor? Bilmek gerçekten insanı olgunlaştırıyor mu, yoksa sadece daha temkinli biri mi yapıyor?

Belki de en büyük yanılgımız, güçlü olmayı yanlış anlamamızdır. Güçlü olmak gerçekten ağlamamak mı? Hiç kimseye ihtiyaç duymamak mı? Kimseye güvenmemek mi? Yoksa bütün bunlara rağmen kalbini kapatmamak mı? Çünkü etrafına bak. En güçlü görünen insanlar gerçekten en güçlü olanlar mı? Yoksa yalnızca acılarını göstermemeyi öğrenmiş insanlar mı? Bir insanın sessiz olması, huzurlu olduğu anlamına mı gelir? Yoksa konuşacak gücü kalmadığı anlamına mı? Hiç bunu düşündün mü?

Bir de şu var... İnsan neden aynaya her gün bakmasına rağmen kendini tanımamaya başlar? Çünkü aynalar yüzü gösterir, ruhu değil. Peki ruhumuz ne zaman yaşlanıyor? Takvim yaprakları değişince mi? Yoksa ilk kez hayal kırıklığı yaşadığımız gün mü? Bana kalırsa insanın yaşı doğduğu günle değil, vazgeçtiği günlerle ölçülür. İlk vazgeçişini hatırlıyor musun? İlk kez "Boş ver." dediğin günü... İlk kez "Anlatmanın bir anlamı yok." diye sustuğun anı... İşte belki de o gün, içinde bir şey sessizce eksildi.

Sana garip bir soru soracağım. Sence insan gerçekten başkaları yüzünden mi değişiyor? Yoksa başkalarının yaptıklarından sonra aldığı kararlar mı onu değiştiriyor? Çünkü aynı ihaneti yaşayan iki insan düşün. Biri hâlâ güvenebiliyor. Diğeri ise hayatı boyunca kimseye yaklaşamıyor. Demek ki bizi yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımızdan sonra kim olmaya karar verdiğimiz şekillendiriyor. Ama o kararı gerçekten biz mi veriyoruz? Yoksa korkularımız mı bizim yerimize seçiyor?

Hiç fark ettin mi? Çocukken düştüğümüzde hemen ayağa kalkardık. Şimdi ise bazen tek bir cümle yüzünden yıllarca ayağa kalkamıyoruz. Neden? Dizlerimiz mi daha hassas oldu, yoksa kalbimiz mi? Belki de insanın en kırılgan yeri hiçbir zaman bedeni değildi. Belki de en kolay kırılan şey, bir gün yeniden mutlu olabileceğine dair taşıdığı inançtı.

Peki neden hep güçlü görünmeye çalışıyoruz? Kime neyi kanıtlamaya çalışıyoruz? Bir gün yorulduğumuzu söylesek gerçekten dünya duracak mı? Bir gün "Canım acıyor." desek insanlar bizi daha mı değersiz görecek? Yoksa bütün bunlar yalnızca kendi kendimize kurduğumuz kurallar mı? Belki de en ağır hapishaneler demir parmaklıklarla yapılmıyor. İnsan bazen kendi zihninin içine öyle kalın duvarlar örüyor ki, yıllar sonra çıkış kapısını kendisi bile bulamıyor.

Ve sonra... Çok uzun zaman sonra... Hiç beklemediğin bir anda gerçekten gülüyorsun. İçten. Sessiz. Sebepsiz. O an şaşırıyorsun. Çünkü unuttuğunu sandığın bir his geri dönüyor. Peki o his gerçekten geri mi döndü? Yoksa hiç gitmemiş miydi? Belki de yıllardır sen onu susturuyordun. Belki de gülümsemeyi kaybetmedin. Sadece onu göstermeye cesaret edemedin. Çünkü yeniden gülen insan, yeniden incinebileceğini de kabul etmiş olur.

Şimdi son bir soru soracağım sana. Belki de bütün bu metnin cevabı o sorunun içinde saklıdır. Eğer bir gün aynanın karşısına geçip çocukluğundaki hâlinle göz göze gelebilseydin... Sence seni tanır mıydı? Yoksa yüzüne uzun uzun bakıp, "Sen ne zaman bu kadar yabancı oldun?" diye mi sorardı?

🧭

İnsan bazen kendi aklına bile güvenemiyor.

Ben de o gece kendime güvenemiyordum.

Arabanın direksiyonuna yaslanmış, apartmanın girişine bakıyordum.

Sarı sokak lambası kaldırımın üzerine solgun bir ışık bırakıyordu.

Rüzgâr, yol kenarındaki çınar ağacının yapraklarını usulca sallıyor, ara sıra kopan yapraklar asfaltın üzerinde sürüklenerek kayboluyordu.

Motor çoktan susmuştu.

Ama kafam...

Susmuyordu.

"Sakın gitme."

diyordu mantığım.

"Git."

diyordu içimdeki çocuk.

Derin bir nefes verdim.

"Çakır..."

Kendi kendime güldüm.

"Kos koca adamsın."

"Bir kapıyı çalmak bu kadar zor olmamalı."

Arabadan indim.

Ayakkabılarımın sesi boş sokakta yankılanıyordu.

Apartmanın kapısını açıp merdivenleri çıktım.

Her basamakta aynı soru dönüp duruyordu.

'Gerçekten ne diyeceğim?'

"Merhaba, evinizi dinlemeye geldim."

Olmazdı.

"Tesadüfen geçiyordum."

Daha da saçmaydı.

Kapının önüne geldiğimde elim zile uzandı.

Bir an durdum.

Sonra bastım.

İçeriden hafif ayak sesleri duyuldu.

Kapının kilidi çevrildi.

Kapı yavaşça açıldı.

Ve...

Hayatım boyunca gördüğüm en tuhaf manzaralardan biriyle karşılaştım.

Karşımda...

Pembe, yumuşacık, tavşan kulaklı bir tulumun içinde Cemre duruyordu.

Kulaklar omuzlarına kadar sarkıyordu.

Kapüşon başındaydı.

Saçlarının birkaç teli yanağına düşmüştü.

Bir elinde tahta kaşık vardı.

Diğer eli hâlâ kapının kolundaydı.

Yüzüme baktı.

Ben ona baktım.

Sonra...

Tavşan kulaklarına baktım.

Tekrar yüzüne baktım.

Hayatımda ilk defa...

Ne diyeceğimi unuttum.

Cemre kaşlarını çattı.

"Niye öyle bakıyorsunuz?"

Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı.

"Şey..."

Başımı hafifçe salladım.

"Hiç."

İki saniye sustum.

Sonra kulakları işaret ettim.

"Bunlar..."

Cemre aşağı baktı.

Sonra tekrar bana döndü.

"Evet?"

"Gerçek mi?"

Yüzüme öyle bir baktı ki...

Neredeyse kapıyı suratıma kapatacaktı.

"Çok komiksiniz."

"Ben de öyle düşünüyorum."

Gözlerini devirdi.

"Niye geldiniz?"

İşte...

Beklediğim soru.

Hiç düşünmeden cevap verdim.

"Acıktım."

Sessizlik.

Cemre bana baktı.

Ben ona baktım.

Rüzgâr bile durmuş gibiydi.

"...Ne?"

"Acıktım."

"Onu duydum."

"Tekrar söyledim."

"Ben..."

Alnına hafifçe vurdu.

"...galiba ateşleniyorum."

"Yok."

dedim.

"Gayet iyisiniz."

"Bence siz değilsiniz."

İçimden gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

"Neden bana geldiniz?"

Omuz silktim.

"Konağın yemeklerinden sıkıldım."

"Ee?"

"Ev yemeği yemek istedim."

"Ve aklınıza ben mi geldim?"

"Evet."

"Niye?"

"Çünkü başka kimseyi tanımıyorum."

Cemre derin bir nefes aldı.

Sonra tavana baktı.

"Allah'ım..."

diye mırıldandı.

"Sabır."

Ben ciddi kalmaya çalışıyordum.

Ama olmuyordu.

"İçeri almayacak mısınız?"

"Burası restoran değil."

"Biliyorum."

"Otel de değil."

"Onu da biliyorum."

"Misafirhane hiç değil."

"Onu da."

"Eee?"

"Ama güzel kokuyor."

Tam o sırada içeriden tereyağında kavrulan yemeğin kokusu geldi.

Burnumu istemsizce çektim.

"Bakın..."

dedim.

"Kokular beni haklı çıkarıyor."

Cemre iki saniye gözlerimin içine baktı.

Sonra pes etmiş gibi iç çekti.

"Beş dakika."

Parmağını bana doğrulttu.

"Sadece beş dakika."

"On."

"Beş."

"Sekiz."

"Altı."

"Güzel."

"Ne güzeli?"

"Altıya anlaştık."

"Ben öyle bir şey demedim."

"Dediniz."

"Demedim."

"Gözleriniz söyledi."

"Benim gözlerim konuşmuyor."

"Biraz önce konuştu."

Cemre kapıyı sonuna kadar açtı.

"İçeri girin."

Sesinden anlaşılıyordu.

Beni dövmemek için büyük çaba harcıyordu.

Eve adım attım.

İçerisi sıcacıktı.

Vanilya...

Kahve...

Ve yeni pişmiş yemek kokusu birbirine karışıyordu.

Salon küçüktü ama huzurluydu.

Kitaplar...

Battaniye...

Koltuğun üzerinde gelişigüzel bırakılmış bir defter...

Her şey...

Onu anlatıyordu.

Cemre mutfağa doğru yürüdü.

"Yerinizden kıpırdamayın."

"Emredersiniz."

"Sizi ciddiye almıyorum."

"Fark ettim."

Mutfağa girer girmez tencerenin kapağını kaldırdı.

Ben de cebimdeki küçücük cihazı usulca çıkardım.

Tek bir hareket...

Tek bir saniye...

Elimi sehpanın altına uzattım.

Parmak uçlarımla yerine sabitledim.

Hiç ses çıkmadı.

Tam o anda...

"Cemre!"

"Efendim?"

"Tuz nerede?"

Mutfağın içinden bağırdı.

"Siz misafirsiniz!"

"Evet."

"E o zaman oturun!"

"Tamam."

Hiçbir şey olmamış gibi koltuğa yaslandım.

Birkaç saniye sonra elinde tabakla geldi.

Masaya bırakırken tavşan kulaklarından biri omzunun üzerinden önüme düştü.

Dayanamadım.

Gülümsedim.

"Neye gülüyorsunuz?"

"Kulak..."

Hemen eliyle kulakları düzeltti.

"Bakmayın."

"Bakmıyorum."

"Şu an bakıyorsunuz."

"İstemeden."

"İnsan istemeden tavşan kulağına bakmaz."

"Bence bakar."

"Bence bakmaz."

İlk kez...

Uzun zamandır ilk kez...

İçten içe güldüğümü hissettim.

Ve yıllar sonra...

Bir akşamın bu kadar normal geçmesi bana garip gelmişti.

Ama ikimiz de bilmiyorduk.

Bu sıradan görünen akşam...

Hayatımızı değiştirecek gecelerden yalnızca biriydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 4beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18