22. bölüm / 39
Geride kalanlarÇıkış mı mezar mı
Bölümler 39Şu an: Çıkış mı mezar mı
- 1 GÖREV803 kelime
- 2 Tanıdık koku880 kelime
- 3 Geçmişim880 kelime
- 4 Küçük hanım1.246 kelime
- 5 Sen kimsin Sahra1.217 kelime
- 6 Gece görevi1.182 kelime
- 7 Depo1.424 kelime
- 8 Bilinmeyen numara1.256 kelime
- 9 Kırmızı1.202 kelime
- 10 Merak1.180 kelime
- 11 Kazandibi1.524 kelime
- 12 Röportaj1.921 kelime
- 13 Bilmiyorum1.234 kelime
- 14 Takip1.174 kelime
- 15 Rapor1.596 kelime
- 16 Kargo1.007 kelime
- 17 Ölümün sesiz sesi1.700 kelime
- 18 Açılmaması gereken kapı1.174 kelime
- 19 Siyah1.349 kelime
- 20 Sabır1.074 kelime
- 21 Komutanım1.674 kelime
- 22 Çıkış mı mezar mı1.400 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 Yavuz Karasu2.010 kelime
- 24 2 kez kaybermiydim1.520 kelime
- 25 Tavşanlı pijama1.232 kelime
- 26 Tavşanlı pijama 21.301 kelime
- 27 Satranç1.880 kelime
- 28 Ayşe teyze2.104 kelime
- 29 Çocukluğumun2.152 kelime
- 30 En güçlülerde güçsüzleşir3.381 kelime
- 31 Gerçek1.506 kelime
- 32 Hain2.842 kelime
- 33 Suçluluk1.431 kelime
- 34 Ölüm2.136 kelime
- 35 Şehit1.840 kelime
- 36 Cemrenin notu134 kelime
- 37 Çakır'ın notu172 kelime
- 38 Yazar teşekkür notu197 kelime
- 39 Şarkı öneri listesi55 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cemre Nur Kalkan
"Kapıları Açmaya Devam Edersen... Bir Gün Hangisinin Çıkış, Hangisinin Mezar Olduğunu Ayırt Edemezsin."
İnsan, hayatını kapılar arasında geçirir.
Bazı kapılar ardına kadar açıktır.
Bazıları aralıktır.
Bazıları ise yıllardır kimsenin dokunmadığı kadar sessiz ve kapalıdır.
Ne tuhaftır ki insan, en çok da kapalı olan kapıları merak eder.
Çünkü bilinmeyen, her zaman bilinenlerden daha çekici görünür.
İçeride ne var?
Neden kilitli?
Kim kapattı?
Ya da asıl soru...
Neden açılmaması gerekiyor?
İnsan, cevabını bilmediği her şeyi eksik hisseder. Sanki her kapının ardındaki sırrı öğrenirse tamamlanacakmış gibi yaşar. Oysa bazen eksik kalmak, insanı hayatta tutan tek şeydir.
Her kapı bir ihtimaldir.
Yeni bir şehir...
Yeni bir insan...
Yeni bir hayat...
Yeni bir acı...
Yeni bir başlangıç...
Ama insan çoğu zaman yalnızca ilk kısmını görür.
Kapının ardındaki ışığı...
Kapının ardındaki umudu...
Kimse kapının ardındaki karanlığı düşünmek istemez.
Çünkü umut, insana gerçeği unutturmayı çok iyi bilir.
Hayat sana sürekli kapılar çıkarır.
Bazıları başarıya açılır.
Bazıları pişmanlığa...
Bazıları sevgiye...
Bazıları ihanete...
Fakat hiçbir kapının üzerinde içeride seni neyin beklediği yazmaz.
İnsan da bu yüzden seçim yapar.
Bazen doğru...
Bazen yanlış...
Ama her seçim, açılan bir kapıdır.
Ve her açılan kapı, arkanda kapanan başka bir kapı demektir.
İnsan bunu çoğu zaman geç anlar.
Çünkü hayat geri dönüp bütün kapıları yeniden deneme şansı vermez.
Merak...
Belki de insanın en güzel özelliğidir.
Bizi yürütür.
Öğretir.
Büyütür.
Ama merak, yönünü kaybettiğinde tehlikeli bir hâl alır.
Çünkü artık öğrenmek için değil, duramamak için kapılar açarsın.
Bir sır öğrenirsin.
Yetmez.
Bir tane daha...
Sonra bir tane daha...
En sonunda hangi gerçeğin sana ait olduğunu unutursun.
İnsan bazen bilgiye değil, bilgi hissine bağımlı olur.
Sürekli daha fazlasını ister.
Daha derinini...
Daha gizlisini...
Daha karanlığını...
Oysa her gerçek, insanın taşıyabileceği kadar hafif değildir.
Bazıları omuzlarına değil, ruhuna yük olur.
Bir ev düşün.
Koridorunda yüzlerce kapı var.
Her kapının arkasında başka bir oda.
Birinde çocukluğun...
Birinde pişmanlıkların...
Birinde korkuların...
Birinde seni sen yapan anılar...
Birinde ise yıllardır görmek istemediğin gerçekler...
Şimdi düşün.
Hepsini aynı gün açmaya çalışırsan ne olur?
O odaların ağırlığını taşıyabilir misin?
İnsan bazen tek bir gerçekle bile yıllarca yaşamakta zorlanırken, neden bütün kapıları aynı anda açmaya çalışır?
Belki de cevap basittir.
Çünkü insan, bilmediği şeyin kendisine zarar veremeyeceğini değil; bilmediği sürece eksik kalacağını düşünür.
Oysa bazı eksiklikler insanı korur.
Bir çocuğun bütün dünyanın kötülüğünü bilmemesi gibi...
Bir annenin evladının yaşayacağı bütün acıları önceden görmemesi gibi...
Bir insanın geleceğini baştan bilmemesi gibi...
Düşünsene...
Yarın yaşayacağın bütün acıları bugünden öğrenseydin...
Yine aynı yolda yürür müydün?
Belki hayır.
Belki de hiç başlamazdın.
İşte bu yüzden bazı kapılar kapalı kalır.
Çünkü zamanından önce açılan her kapı, insana bilgi değil; yük verir.
İnsanların en büyük yanılgısı, her kilidin yanlışlıkla kapatıldığını sanmalarıdır.
Hayır.
Bazı kilitler özellikle vardır.
Seni içeriden uzak tutmak için...
Seni korumak için...
Henüz hazır olmadığın bir gerçekle karşılaşmaman için...
Ama insan bunu kibir sanır.
"Kaldırırım."
"Başa çıkarım."
"Bana bir şey olmaz."
Sonra kapıyı açar.
Ve içeriden çıkan şey, beklediği cevap değildir.
Bir pişmanlık...
Bir vicdan...
Bir kayıp...
Ya da geri dönüşü olmayan bir gerçek...
İşte o an anlar.
Bazı kapılar, açıldıktan sonra bir daha kapanmaz.
Ve insan, bazı şeyleri öğrendikten sonra artık eski hâline dönemez.
Hayatın en sessiz dönüşümleri böyle başlar.
Bir cümleyle...
Bir dosyayla...
Bir fotoğrafla...
Bir isimle...
Tek bir kapının açılması, bütün hayatını değiştirebilir.
Ama değişen her şey iyi değildir.
Bazen insan öğrendiği şey yüzünden huzurunu kaybeder.
Bazen güvendiği insanı...
Bazen de kendisini...
Çünkü bazı gerçekler, yalnızca başkalarını değil; seni de değiştirir.
Kapılar yalnızca dışarıda değildir.
İnsanın içinde de kapılar vardır.
Yıllardır açmadığı odalar...
Unutmaya çalıştığı anılar...
Konuşmaktan kaçındığı duygular...
İnsan çoğu zaman dışarıdaki kapıları açmakla meşguldür.
Çünkü içeridekileri açmak daha zordur.
Başkalarının sırlarını öğrenmek kolaydır.
Kendi korkularını görmek ise cesaret ister.
Belki de bu yüzden insanlar sürekli dışarıya bakar.
Çünkü içeriye bakmak, karanlık bir odada tek başına yürümeye benzer.
Ve herkes o cesarete sahip değildir.
Bir gün durup düşündüm.
Belki de hayat, doğru kapıyı bulmakla ilgili değildi.
Belki de hangi kapıyı açmaman gerektiğini öğrenmekle ilgiliydi.
Çünkü olgunluk, bütün kapıları zorlamak değildir.
Bazı kapıların önünden sessizce geçebilmektir.
Merakına rağmen...
Eline uzanan anahtarı geri bırakabilmektir.
Her cevabın sana ait olmadığını kabul edebilmektir.
Çünkü insan, her sırrı bilmek zorunda değildir.
Her geçmişi öğrenmek...
Her yarayı görmek...
Her sessizliği bozmak...
İnsanı güçlü yapmaz.
Bazen yalnızca daha yorgun yapar.
Ve en sonunda...
Kapıları açmaya o kadar alışırsın ki...
Artık hangisinin umut, hangisinin felaket olduğunu ayırt edemezsin.
Işığa benzeyen her şeyi çıkış sanırsın.
Sessiz olan her yeri güvenli...
Karanlık olan her yeri kötü...
Oysa hayat böyle işlemez.
Bazen en aydınlık kapılar insanı en büyük boşluğa çıkarır.
Bazen en karanlık görünen kapılar ise insanın kendini bulduğu yerdir.
Bu yüzden mesele kapıyı açmak değildir.
Mesele, neden açtığını bilmektir.
Meraktan mı?
Korkudan mı?
Açgözlülükten mi?
Yoksa gerçekten hazır olduğun için mi?
Çünkü bazı kapılar seni yeni bir hayata çıkarır.
Bazıları ise senden geriye yalnızca pişmanlık bırakır.
Ve belki de hayatın en ağır gerçeği şudur:
Kapıları açmaya devam edersen, bir gün hangisinin çıkış, hangisinin mezar olduğunu ayırt edemezsin. Çünkü insanı yok eden kapının kendisi değildir; her kapının ardında mutlaka kendisini bekleyen bir cevap olduğuna inanmasıdır. Oysa bazı kapılar cevap vermez. Sadece senden bir parça alır ve sessizce arkandan kapanır.
🧭
Konağın demir kapıları dikiz aynasında yavaş yavaş küçülüyordu.
Ayağımı gaza biraz daha bastım.
Motorun sesi gecenin sessizliğini yararken ellerim direksiyonu öyle sıkıyordu ki parmak uçlarım bembeyaz kesilmişti.
Nefesim düzensizdi.
Kalbim hâlâ yemek salonunda atıyordu.
"...Her sorunun cevabını ilk gün vermem, küçük hanım."
Sesi kulaklarımın içinde yankılandı.
"Deli..."
Dudaklarımın arasından istemsizce döküldü.
"Tam bir deli..."
Ama bunu söylerken bile kendimi ikna edemiyordum.
Çünkü deli olan biri...
İnsanın içine bu kadar korku salamazdı.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Silecekler camın üzerinde ritmik bir ses çıkarıyordu.
Tak...
Tak...
Tak...
Farların aydınlattığı yolun iki yanında yükselen çam ağaçları, karanlığın içinde birbirine yaslanmış dev gölgelere benziyordu.
Bir an...
Dikiz aynasına baktım.
Hiçbir şey yoktu.
Yine de ikinci kez baktım.
Sonra üçüncü...
Sanki siyah bir araba beni uzaktan takip ediyormuş gibi hissediyordum.
Ama yol bomboştu.
"Saçmalıyorsun."
Kendi kendime fısıldadım.
"Kimse peşinde değil."
Buna inanmak istiyordum.
Ama içimdeki his...
İnatla bunun tersini söylüyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra apartmanın önüne geldim.
Motoru durdurdum.
Bir süre arabadan inmediğim hâlde ellerim direksiyonun üzerinde kaldı.
Sessizlik...
Bir anda ne kadar ağırlaşmıştı.
Derin bir nefes aldım.
Çantamı koltuğun üzerinden alıp aşağı indim.
Gece serindi.
Rüzgâr saçlarımı yüzüme savuruyordu.
Apartmanın giriş kapısını açarken istemsizce arkamı döndüm.
Boş sokak...
Sarı sokak lambaları...
Ve uzakta sallanan elektrik kabloları...
Başka hiçbir şey yoktu.
Yine de içimdeki huzursuzluk peşimi bırakmıyordu.
Merdivenleri ağır adımlarla çıktım.
Anahtarı kapıya taktım.
Kilit açıldı.
Evin içi karanlıktı.
Elimi duvardaki düğmeye uzattım.
Salon, loş bir ışıkla aydınlandı.
Ceketimi sandalyenin üzerine bıraktım.
Ayakkabılarımı bile çıkarmadan doğruca çalışma masama yürüdüm.
Çantamı açtım.
Alıcı cihazı dikkatlice çıkardım.
Parmaklarım hafif titriyordu.
Kulaklığı taktım.
Nefesimi tuttum.
Kayıt başlamıştı.
İlk birkaç saniye...
Sadece uğultu...
Sonra sandalye sesi...
Cam bardağın masaya bırakılışı...
Ali'nin sesi...
"Abi..."
Tufan...
"Ne yapalım?"
Her kelimeyi dikkatle dinliyordum.
Kalemimi elime aldım.
Not almaya başladım.
Çakır'ın sesi duyuldu.
Sakin...
Her zamanki gibi ölçülü...
Her zamanki gibi hiçbir şey anlatmayan...
Ama her cümlesi insanın zihnine yerleşen o ses...
Kayıt birkaç dakika sürdü.
Sonra...
Sessizlik.
Kaşlarım çatıldı.
Cihaz çalışıyordu.
Ama kimse konuşmuyordu.
Tam kulaklığı çıkaracaktım ki...
Ayak sesleri duyuldu.
Yavaş...
Kararlı...
Tek kişiye ait...
Çakır.
Odadaydı.
Nefes alışını bile duyabiliyordum.
Bir çekmece açıldı.
Sonra kapandı.
Bir kitap çevrildi.
Bir sandalye hafifçe gıcırdadı.
Ve ardından...
Sessizlik.
Uzun...
Rahatsız edici...
Boğucu bir sessizlik.
Dakikalar geçmiş gibiydi.
Tam kayıt dondu sandığım anda...
Çakır'ın sesi fısıltı kadar alçak bir tonda duyuldu.
"Dinlemek..."
Kısa bir duraksama.
"...duymak değildir."
Kalem elimden düştü.
Nefesim kesildi.
Ne demekti bu?
Kime söylüyordu?
Odadaki başka birine mi?
Yoksa...
Hayır.
Olmazdı.
Olmamalıydı.
Bir anda kayıtta metalik bir ses yükseldi.
Tık...
Sanki biri eski sarkaçlı saate dokunmuştu.
Ardından...
Kayıt kesildi.
Kulaklığın içini yalnızca cızırtı doldurdu.
"Hayır..."
Cihazı elimden alıp yeniden çalıştırmaya uğraştım.
Hiçbir şey.
Tekrar.
Yine hiçbir şey.
Ekrana baktım.
Bağlantı kopmuştu.
Boğazım kurudu.
Başımın içinden tek bir düşünce geçiyordu.
Ya cihazı bulduysa?
O anda...
Telefonum titredi.
Masanın üzerinde duran ekran karanlık odanın içinde aniden aydınlandı.
Bilinmeyen Numara.
Kalbim göğsüme öyle sert vurdu ki nefes almakta zorlandım.
Bir süre sadece ekrana baktım.
Telefon susmadı.
Titremeye devam etti.
Parmağımı yavaşça ekrana götürdüm.
Bir an duraksadım.
Sonra...
Aramayı cevapladım.
"Efendim?"
Karşı taraftan birkaç saniye boyunca yalnızca derin bir nefes sesi geldi.
Hiç konuşan yoktu.
Sadece...
Nefes.
Sonra alçak, boğuk bir erkek sesi duyuldu.
"Kapıları açmaya devam edersen..."
Sözünü yarıda kesti.
Ardından fısıltıya yakın bir tonla devam etti.
"...bir gün hangisinin çıkış, hangisinin mezar olduğunu ayırt edemezsin."
Hat kesildi.
Telefon ekranı yeniden karardı.
Ben ise olduğum yerde kıpırdayamıyordum.
Çünkü ilk defa...
Bu oyunda yalnız olmadığımı hissetmiştim.
Bölüm etkileşimi
