3. bölüm · Geride kalanlar
Geçmişim
ÇAKIR KARADAĞ
Déjà Vu Nedir?
Hayatın içinde bazı anlar vardır ki zamanı durdurur. Bir sokağın köşesinden dönerken, hiç gitmediğin bir kafeye girerken ya da tanımadığın biriyle konuşurken birdenbire içinde tuhaf bir his belirir. Sanki bütün bunları daha önce yaşamışsındır. Aynı cümleler kurulmuş, aynı rüzgâr esmiş, aynı insanlar aynı yerde durmuş gibidir. O anın birkaç saniye sonrasında ne olacağını bile bildiğini sanırsın. Sonra her şey normale döner ve geriye tek bir soru kalır:
"Ben bunu daha önce gerçekten yaşadım mı?"
İşte bu duyguya déjà vu denir.
Fransızca kökenli olan "déjà vu" kelimesi, "daha önce görülmüş" anlamına gelir. Ancak bu ifade, yalnızca bir şeyi görmekten çok daha fazlasını anlatır. Déjà vu, insanın daha önce hiç yaşamadığına emin olduğu bir anı, sanki geçmişte birebir yaşamış gibi hissetmesidir. Bu his genellikle birkaç saniye sürer. Ne kadar gerçek görünürse görünsün, açıklaması çoğu zaman yapılamaz.
Bilim insanları uzun yıllardır bu gizemli hissin nedenini araştırıyor. Kesin bir cevap hâlâ bulunmuş değil. Ancak en çok kabul gören görüşlerden biri, beynin bilgiyi işlerken yaşadığı çok küçük bir zamanlama hatasıdır. Beynimiz bir görüntüyü ya da yaşanan olayı iki farklı yoldan işler. Eğer bu süreçte milisaniyelik bir gecikme olursa, beyin aynı bilgiyi ikinci kez alıyormuş gibi algılar. İşte bu yüzden yaşadığımız an bize geçmişten geliyormuş hissini verir.
Bir başka teori ise hafızayla ilgilidir. Bazen bulunduğumuz ortam, yıllar önce gördüğümüz ama bilinçli olarak hatırlamadığımız bir yere ya da görüntüye benzeyebilir. Beyin bu benzerliği fark eder ama kaynağını bulamaz. Sonuç olarak ortaya, "Ben bunu daha önce yaşamıştım." hissi çıkar.
Bazı insanlar déjà vu'nun yalnızca bilimle açıklanamayacağını düşünür. Kimileri bunun ruhun geçmiş yaşamlarından kalan izler olduğunu söyler. Kimileri kaderin önceden yazılmış küçük bir parçasını hissettiğimize inanır. Hatta bazıları rüyalarda gördüğümüz olayların yıllar sonra gerçekleştiğini ve déjà vu hissinin bundan kaynaklandığını savunur. Bu düşünceler ilgi çekici olsa da, günümüzde bunları doğrulayan bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır.
İlginç olan ise déjà vu'nun sanıldığı kadar nadir olmamasıdır. Araştırmalar, insanların büyük bir kısmının hayatında en az bir kez bu hissi yaşadığını gösterir. Özellikle genç yetişkinlerde daha sık görüldüğü düşünülmektedir. Stres, yorgunluk ve yoğun zihinsel faaliyetler sırasında da daha sık ortaya çıkabileceği öne sürülmektedir.
Déjà vu'nun en etkileyici yanı, insana zaman kavramını sorgulatmasıdır. Çünkü o birkaç saniye boyunca geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışmış gibi hissedilir. İnsan, hafızasının gerçekten ne kadar güvenilir olduğunu düşünmeye başlar. Acaba hatırladıklarımızın hepsi gerçek mi? Yoksa beynimiz bazen bize küçük oyunlar mı oynuyor?
Belki de déjà vu'nun büyüsü tam da burada saklıdır. Kesin bir cevabının olmaması, onu daha gizemli hâle getirir. İnsanlık uzaya araçlar göndermiş, okyanusların derinliklerini keşfetmiş, hastalıklara çareler bulmuş olabilir. Ama kendi zihninin bütün sırlarını hâlâ çözememiştir. Déjà vu da bu çözülmemiş bilmecelerden biridir.
Belki bir gün bilim, bu hissin neden ortaya çıktığını tüm ayrıntılarıyla açıklayacak. Belki de hiçbir zaman kesin bir cevap bulunamayacak. Ama ne olursa olsun, bir gün yine hiç tanımadığın bir yerde durup, "Sanki bu anı daha önce yaşamıştım." diye düşündüğünde, insan zihninin ne kadar karmaşık ve ne kadar büyüleyici olduğunu bir kez daha hatırlayacaksın.
Çünkü bazen en kısa süren hisler, insanın aklında en uzun süre kalan soruları bırakır. Ve déjà vu, belki de bize her şeyin cevabını bilmek zorunda olmadığımızı hatırlatan en gizemli deneyimlerden biridir.
🧭
Bir çocuk düştüğünde ilk kimi çağırır?
Annesini...
Babasını...
Çünkü bilir ki biri gelip elini tutacak, dizindeki yarayı saracak ve "Geçecek." diyecektir.
Ama kimsesiz çocuklar öyle değildir.
Onlar düştüklerinde sessizce ayağa kalkarlar.
Acılarını kimseye göstermezler. Gözyaşlarını içlerine akıtıp yollarına devam ederler. İşte bu yüzden çoğu insanın cesaret edemeyeceği şeyleri başarırlar. Çünkü onların tutunacak bir eli yoktur; tek dayanakları kendi yürekleridir.
Ben de öyle büyüdüm.
Ben...
Çakır Karadağ.
Türkiye'nin en güçlü mafya liderlerinden biri.
Bu güce sahip olmak için nice dostumu toprağa verdim, nice ihaneti kendi ellerimle gömdüm. Hayat bana merhameti değil, tetikte yaşamayı öğretti.
Bu yüzden hiçbir yere rahat giremem.
Her kapının ardında bir pusu, her gülümsemenin altında bir ihanet ararım.
Aracımdan inerken gözlerim çoktan etrafı taramaya başlamıştı. Korumalarım sessiz adımlarla önümde ilerliyor, ben ise binanın her köşesini tek tek inceliyordum. Çıkış kapıları... Güvenlik kameraları... Şüpheli yüzler...
Benim için hayatta kalmanın yolu, herkesten önce görmeyi öğrenmekti.
Kafenin kapısını açtığım anda yüzüme serin bir rüzgâr çarptı.
Taze kahve kokusu...
Denizden gelen tuzlu esinti...
Ve...
Çok hafif...
Neredeyse fark edilmeyecek kadar ince bir menekşe kokusu...
Adımlarım istemsizce yavaşladı.
O koku...
Kalbimin derinliklerinde yıllardır kilitli duran bir kapıyı aralamış gibiydi.
Bir anlığına nefes almayı unuttum.
Sebebini bilmiyordum.
Ama o koku bana yabancı değildi.
Sanki yıllar önce, küçücük bir çocuğun gülüşüne karışmıştı...
Sanki bir çift küçük el, aynı kokuyla avuçlarıma dokunmuştu...
Hatırlayamıyordum.
Ne zamanını...
Ne de sahibini...
Ama içimde açıklayamadığım bir sızı büyümeye başlamıştı.
Gözlerim mekânın içinde dolaşırken pencere kenarında oturan genç kadın bana hafifçe el salladı.
İşte o an...
İçimdeki bütün sesler sustu.
Sadece kalbimin ritmini duyabiliyordum.
Yıllardır korkunun bile hızlandıramadığı kalbim, ilk kez sebebini bilmediğim bir şekilde sıkışıyordu.
Yanımda duran Tufan'a baktım.
Bakışlarımız yalnızca birkaç saniye sürdü.
Başımı hafifçe salladım.
Adamlarım sessizce harekete geçti.
Müşteriler tek tek dışarı çıkarılırken kimse bağırmadı, kimse itiraz etmedi.
Birkaç dakika sonra koskoca kafe bomboştu.
Denizin kıyıya vuran dalga sesleri içerideki sessizliği daha da belirgin hâle getiriyordu.
Derin bir nefes aldım.
Menekşe kokusu hâlâ havadaydı.
Ve ben...
Nedenini bilmeden o kokunun peşinden yürüyordum.
Masaya yaklaştım.
Kadının gözleriyle göz göze geldiğim an, sanki yıllardır eksik olan bir parçayı görmüş gibi hissettim.
Bu his tehlikeliydi.
Çünkü ben hislerime güvenmezdim.
Onlar insanı öldüren ilk şeydi.
Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
"Merhaba."
---
