2. bölüm / 39
Geride kalanlarTanıdık koku
Bölümler 39Şu an: Tanıdık koku
- 1 GÖREV803 kelime
- 2 Tanıdık koku880 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Geçmişim880 kelime
- 4 Küçük hanım1.246 kelime
- 5 Sen kimsin Sahra1.217 kelime
- 6 Gece görevi1.182 kelime
- 7 Depo1.424 kelime
- 8 Bilinmeyen numara1.256 kelime
- 9 Kırmızı1.202 kelime
- 10 Merak1.180 kelime
- 11 Kazandibi1.524 kelime
- 12 Röportaj1.921 kelime
- 13 Bilmiyorum1.234 kelime
- 14 Takip1.174 kelime
- 15 Rapor1.596 kelime
- 16 Kargo1.007 kelime
- 17 Ölümün sesiz sesi1.700 kelime
- 18 Açılmaması gereken kapı1.174 kelime
- 19 Siyah1.349 kelime
- 20 Sabır1.074 kelime
- 21 Komutanım1.674 kelime
- 22 Çıkış mı mezar mı1.400 kelime
- 23 Yavuz Karasu2.010 kelime
- 24 2 kez kaybermiydim1.520 kelime
- 25 Tavşanlı pijama1.232 kelime
- 26 Tavşanlı pijama 21.301 kelime
- 27 Satranç1.880 kelime
- 28 Ayşe teyze2.104 kelime
- 29 Çocukluğumun2.152 kelime
- 30 En güçlülerde güçsüzleşir3.381 kelime
- 31 Gerçek1.506 kelime
- 32 Hain2.842 kelime
- 33 Suçluluk1.431 kelime
- 34 Ölüm2.136 kelime
- 35 Şehit1.840 kelime
- 36 Cemrenin notu134 kelime
- 37 Çakır'ın notu172 kelime
- 38 Yazar teşekkür notu197 kelime
- 39 Şarkı öneri listesi55 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayatımızda İlk Defa Gördüğümüz Birini Nasıl Yıllardır Tanıyormuş Gibi Hissederiz?
İnsan, hayatı boyunca binlerce yüz görür. Kimi bir otobüs durağında birkaç saniyeliğine göz göze gelir, kimi kalabalığın içinde sessizce kaybolur, kimi ise hiç tanımadığı hâlde içinde açıklayamadığı bir yakınlık bırakır. İşte en garip olanı da budur. Bazen bir insanı ilk kez görürsün ama sanki onu yıllardır tanıyormuşsun gibi hissedersin. Konuşması yabancı değildir, bakışları ürkütmez, sessizliği bile tanıdık gelir. Oysa mantık buna bir açıklama bulamaz.
Belki de insan, sadece isimleri değil, hisleri de hatırlar.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza yeni girmez; sadece doğru zamanda karşımıza çıkar. Onları ilk kez görürüz ama içimizde çok eski bir yer kıpırdar. Sanki ruhumuz, aklımızdan önce tanımıştır onları. Bir gülüş, bir ses tonu ya da gözlerinin içindeki o tarif edemediğimiz ifade... Hiçbiri yabancı gelmez. Sanki yıllardır yarım kalan bir sohbetin devamı başlamıştır.
Belki de bunun nedeni, insanların kelimelerden önce duygularla tanışmasıdır. Çünkü bir insanın kim olduğunu bazen anlattıkları değil, hissettirdikleri söyler. Kimisi saatlerce konuşur ama yabancı kalır. Kimisi tek bir cümle kurar ve sanki yıllardır hayatındadır.
İnsanların arasında görünmeyen bağlar olduğuna inanmak belki bilimsel değildir ama hisler çoğu zaman mantığın önüne geçer. Bazı karşılaşmalar tesadüf gibi görünür; oysa insanın içinde bıraktığı etki, sıradan bir tesadüften çok daha derindir. Kendine bile söyleyemezsin nedenini. "Bu kişiyi neden bu kadar yakın hissediyorum?" diye düşünürsün. Cevap bulamazsın ama his değişmez.
Belki de tanışıklık, geçirilen zamanla değil; kurulan bağla ölçülür. Çünkü bazen yıllarca aynı evde yaşadığın insanlar bile sana yabancı gelirken, birkaç dakika önce tanıştığın biri kendini evinde hissettirebilir. Bunun açıklaması saatler değil, uyumdur. İki insanın sessizliklerinin birbirini rahatsız etmemesi, gözlerinin aynı duyguyu taşıması, kalplerinin aynı dili konuşmasıdır.
Belki de hayat, bize herkesi uzun uzun tanımamız gerekmediğini öğretir. Çünkü bazı insanlar kendilerini zamana bırakır, bazıları ise ilk bakışta içimize dokunur. Onların varlığı, yıllardır eksikliğini bilmediğimiz bir parçayı tamamlar gibi gelir.
Belki de bu yüzden bazı vedalar da tanışmalardan daha ağırdır. Çünkü kısa sürede kurulan bağın derinliği, geçirilen zamanla açıklanamaz. İnsan bazen yıllarını verdiği birini kolayca unutabilir; ama birkaç gün tanıdığı birini yıllarca aklından çıkaramaz. Çünkü hatırlanan şey zaman değil, hissedilen duygudur.
Belki de ruhun bir hafızası vardır. Aklın unuttuğunu, kalbin açıklayamadığını, ruh sessizce hatırlar. Bu yüzden bazı insanlar bize yabancı değildir; sadece onlarla tanışma zamanımız gecikmiştir.
Ve belki de bu hayatta en gerçek tanışıklık, bir ismi öğrenmekle değil, bir insanın yanında ilk kez gerçekten kendin olabildiğini hissetmekle başlar.
İnsanlar, geçmişlerinden kaçabildiklerinde geleceklerini yeniden şekillendirebileceklerine inanırlar.
Bana göre bu, koca bir yanılgıdan başka hiçbir şey değil.
Çünkü geçmişini bilmeyen biri geleceğini de bilemez. İnsan, bilmediği bir hikâyenin kahramanı olamaz. Cevabını bulamadığı sorular zihninin en karanlık köşelerinde sessizce büyür. Ne kadar kaçmaya çalışırsan çalış, geçmişin bir gölge gibi peşinden gelir. Bazen bir rüyada... Bazen tanıdık bir kokuda... Bazen de hiç tanımadığın bir insanın gözlerinde...
Ben de yıllardır o gölgenin içinde yaşıyorum.
Hayatım boyunca adını bile bilmediğim milyonlarca eksikle yürüdüm. İçimde, tarif edemediğim bir boşluk vardı. Sanki ruhumun bir parçası yıllar önce benden koparılmıştı ve ben onu hâlâ arıyordum.
Bazen, hatırlayamadığım geçmişimin kapıları hâlâ bir yerlerde açıkmış gibi hissediyorum. O kapının ardından bana seslenen silik anılar varmış gibi... Ama ne zaman o kapıya yaklaşmaya çalışsam, önümde yoğun bir sis beliriyor. Adımlarım yavaşlıyor, nefesim daralıyor ve o kapı her seferinde biraz daha benden uzaklaşıyor.
Düşüncelerimin içinde boğulmamak için banyoya girdim.
Musluğu sonuna kadar açtım.
Buz gibi su omuzlarımdan aşağı süzülürken bütün vücudum ürperdi. Tenime değen her damla, zihnimde dolaşan karmaşık düşünceleri birkaç saniyeliğine susturuyordu. Gözlerimi kapattım. Suyun sesi, geçmişimin çığlıklarını bastırmaya çalışıyordu.
Duştan çıkıp aynanın karşısına geçtim.
Buharla kaplanan aynayı elimle sildim.
Karşımda bana bakan kişi bendim...
Ama aynı zamanda ben değildim.
Bugün Cemre olmayacaktım.
Bugün Sahra İlbige olacaktım.
Dolabın kapağını açtım. Görev için hazırlanmış kıyafetler kusursuz bir düzenle asılmıştı. Siyah kumaş pantolon, açık renk gömlek, uzun trençkot... Her biri, yaşayacağım yalan hayatın bir parçasıydı. Parfümümü sıktığım anda havaya yayılan hafif yasemin kokusu bile bana ait değildi.
Kimliğimi çantama yerleştirdim.
Silahımı belime, küçük bıçağımı ise çizmemin içine sakladım.
Artık göreve hazırdım.
Evden çıkıp arabama bindim.
Kapıyı kapattığım an dış dünyanın bütün sesleri kesildi. Direksiyonu avuçladığımda istemsizce gülümsedim. Bu koca dünyada gerçekten bana ait olduğunu hissettiğim tek şey belki de bu arabaydı. Motorun sesi, yıllardır alıştığım tek güven duygusuydu.
Arabayı çalıştırıp buluşma noktasına doğru sürdüm.
Çakır Karadağ'la görüşeceğimiz mekân denizin hemen kıyısındaydı.
Erken gelmiştim.
Arabamı biraz uzağa park edip sahile doğru yürümeye başladım.
Akşam güneşi, denizin üzerinde altın renkli yansımalar oluşturuyordu. Hafif rüzgâr saçlarımı savururken burnuma tuzlu deniz kokusu doldu. Uzakta martıların sesi yankılanıyor, kıyıya vuran dalgalar birbirini kovalıyordu.
İçimdeki bütün karmaşaya rağmen denizin yanında garip bir huzur hissediyordum.
Sanki deniz, geçmişimi biliyor ama bana anlatmıyordu.
♤♤♤
Yaklaşık yarım saat geçmişti.
Saatime her baktığımda saniyeler ağırlaşıyor, beklemek daha da yorucu hâle geliyordu.
Sonunda yakındaki kafeye girip bir ice latte söyledim.
Yumuşak koltuğa oturduğum an derin bir nefes verdim. Saatlerdir üzerimde taşıdığım silah ve bıçakların ağırlığı omuzlarıma çökmüştü. Dışarıdan sakin görünen bedenimin içinde ise tetikte bekleyen bir asker vardı.
Bardağı dudaklarıma götürmüştüm ki dışarıdan güçlü motor sesleri yükseldi.
Kafenin camları hafifçe titredi.
Siyah renkli araçlar art arda durdu.
Kapılar aynı anda açıldı.
İçeri giren adamla birlikte havaya ağır ama rahatsız etmeyen bir tarçın, sedir ağacı ve yağmurdan sonra ıslanmış orman kokusu yayıldı.
Başımı yavaşça kaldırdım.
Bakışlarımız bir anlığına buluştu.
O an zaman durmuş gibiydi.
Hiç fotoğrafını görmemiştim.
Hiç tanışmamıştık.
Ama içimde tarif edemediğim bir his vardı.
Karşımdaki adamın Çakır Karadağ olduğundan en ufak bir şüphem yoktu.
---
🧭
Bölüm etkileşimi
