18. bölüm / 25
Diğer Yarım : Görünmeyen KaderBölüm 18 : Geçmişin Hayaleti
Bölümler 25Şu an: Bölüm 18 : Geçmişin Hayaleti
- 1 Bölüm 1: Zoe'nin Hisleri678 kelime
- 2 Bölüm 2: Romantik Anlar496 kelime
- 3 Bölüm 3: Derin Duygular231 kelime
- 4 Bölüm 4: Tesadüf407 kelime
- 5 Bölüm 5: Yeni Öğrenci297 kelime
- 6 Bölüm 6: Kıskançlık466 kelime
- 7 Bölüm 7 : Bayılma ve Çarpıntı934 kelime
- 8 Bölüm 8: Sevgi Tohumları ve Taburculuk877 kelime
- 9 Bölüm 9 : Renkli Hayat Gerekçeleri1.631 kelime
- 10 Bölüm 10: Gizemin İki Yüzü2.201 kelime
- 11 Bölüm 11: Acının İki Yüzü2.309 kelime
- 12 Bölüm 12: Sırların Sessizlik Fırtınası1.677 kelime
- 13 Bölüm 13: Özgürlük Kapıları2.216 kelime
- 14 Bölüm 14: Ruhların Derin Haykırışları2.367 kelime
- 15 Bölüm 15: Aynanın Kırık Yansımaları1.951 kelime
- 16 Bölüm 16: Araştırma Kalıntıları ve Huzurun Melodisi2.623 kelime
- 17 Bölüm 17: Sessizliğin Çığlığı2.394 kelime
- 18 Bölüm 18 : Geçmişin Hayaleti837 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Bölüm 19: Gerginliğin Gri Tonu ve Anıların Ruhu1.701 kelime
- 20 Bölüm 20: Adalet Kılıcı ve Huzur Katili1.980 kelime
- 21 21. Bölüm: Adaletin Merhametli Yüreği ve Acının Buruk Kalemi1.353 kelime
- 22 Bölüm 22: Acının Adaleti942 kelime
- 23 23. Bölüm: Adalet Korkularının Kabusu871 kelime
- 24 Bölüm 24: Gizem Yağmuru875 kelime
- 25 25. Bölüm: Karanlığın Ucundaki Fener1.510 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zoe’ den:
Telefonum yine ısınıyor. Şarjı on beşe düştüğünde tuhaflıklar domino taşı etkisi yaratıyor. Kamera, kendi kendine açıldığında dayanamadım ve abimin yanına koşuyorum.
“Abilerin bir tanesi, neredesin?” Dediğimde Amerikan mutfağın kapısını nazikçe açıp çıktı. “Denizkızı, ne oldu? Önemli gelişme mi var?” Dediğinde nefesim düzene girdi.
“Abi, telefonum kendi kendine kamerayı açtı ve sürekli ısınıyor. Kenarda da kırmızı ışık yanıyor. Ne yapmalıyız, tamirciye mi versek?” Dedim telaşla. Kaşlarını çatıyor ve yumuşak ifadeyle yüzüme bakıyor.
“Çiçeğim, telefonu verir misin? Bir bakacağım.” Dediğinde sesi tok çıkıyor. Güven, sarmaşığın dalları gibi sararken telefonu ona uzattım. Telefonu elimden sert bir tutuşla aldığında biraz inceliyor ve hattı yerinden çıkarıyor.
Gri metal hattı elime uzattığında sıcaklığı, buz gibi elimin titremesine neden oluyor. Hattı, sıkıca ama kırmamaya çalışarak tutuyorum. Telefonu sertçe parçaladığında zihnim sorgulamaya başlıyor. ‘Niye telefonu kırdı ve hattı elime verdi? Yoksa, kamera mı vardı?’ Dedi düşüncelerim.
Şaşkın ifadem yüzümden eksilmiyor ama abim, şaşkınlıkla karışık öfkeyle bana bakıyor. Sağ eli cebini yoklarken ifadesi sanki bulmuş gibi aydınlanıyor.
Siyah orta boy cüzdanını çıkardı ve içini açtı. Bir miktar kağıt para çıkardı ve elime uzattı. “Al abiciğim, telefonda kamera olduğu için parçalamak zorunda kaldım. İstediğin bir telefonu alırsın, perim.” Dedi nazik ses tonuyla. “ Tamam, abi. Teşekkür ederim.” Dedim gülümseyerek.
Linda’dan:
“Seni korumak için senden vazgeçmek zorunda kaldım.” Cümlesi zihnimde yankılanırken hastaneden koşarak çıkıyorum. Adımlarım, özgürlüğe atarken Victor’un zincirleri beni boğmaya devam ediyor. “Senden nefret ediyorum, Nate.” Dedim fısıltıyla.
Adımlarım hızlandığında kaya gibi ama yumuşak bir şeye çarpıyorum. Bakışlarım mahcup ifadeye bürünürken acıyı zihnime saklıyorum. Kadının küllü bakır saçları topuz halini almış, kehribar bakışları yüzümü inceliyor.
“Affedersiniz, Savcı Hanım.” Dedim cüppesini görünce. Kadın nazikçe gülümsediğinde ruhum yeniden çiçek açıyor. “Sorun değil, küçük hanım.” Dedi kibar sesiyle. Naif tonu, zihnimdeki prangaları sökerken gelen rahatlama ile gülümsüyorum.
Kadının yumuşak elleri, ellerimi tuttuğunda bakışları ifademi görünce yumuşuyor. Ellerinin sıcaklığı tenimi yakarken gözlerindeki parıltı dikkatimi çekiyor. ‘Bu kadında özel bir şey var.’ Dedim içimden. Kadın gülümseyerek giderken zihnimdeki prangalar tekrar birleşiyor.
Nate’ den:
‘Beni sevmek seni öldürür Linda, benden nefret et. Üzgünüm, Linda.” Dedim içimden. Zihnimde sesi yankılanırken acı, bedenime hücreler aracılığıyla aktarılıyor. ‘Benim yüzümden sana zarar gelmesini istemiyorum, Linda.’ Dedi zihnim söylerken.
Dalgınlığım, sert bir kayaya çarpmama neden oluyor. Başımı kaldırdığımda koyu kumral saçlı ve benden uzun genç, kaşlarını çatarak bana bakıyor. Bakışlarındaki tanıdık ifade, uyarı gibi yayılıyor.
“Affedersin, dalgındım.” Dedim mahcubiyetle. Anlayışla bana baktığında ruhumdaki sesler uzaklaştı. “Sorun değil.” Dedi kısa keserek. Bakışmamız uzun sürerken gözlerini ayıran o oluyor.
Henry’den:
Tanıdıklık, zihnimi sararken gözlerini benden ayırıyor. Ruhu neden bu kadar tanıdık geliyor? Bilmiyorum ama tek bildiğim şey, Ellie. Ondan uzak durmalıyım yoksa Victor ona daha fazla zarar verecek.
‘Özür dilerim Ellie, seni korumak için senden vazgeçmeliyim.’ dedim içimden. Fırtına yaklaşırken hislerim gibi sürükleniyorum. Acı, her yanımı aşeka gibi sarıyor. Zincirlerim sıkışırken zihnim isyan ediyor.
Adımlarım durduğunda arkamdaki açık mavi ve pürüzlü duvara sırtımı yaslıyorum. Gözlerimi kapatıp başımı geriye atıyorum. Gözyaşlarım benden izinsiz akıyor. Ruhum parçalanıyor ama bedenim burada duruyor.
Duvardan ayrılıp beyaz renkli kapıya yöneldim. Zihnim ‘Uzak dur!’ derken bedenim ileriye adım atmak için can atıyor. Kapıyı açıp içeriye yöneliyorum. Ellie, uyuyan güzel gibi narin.
“Nar çiçeği, nasılsın? Ağrın var mı? Doktor geliyor zaten, endişelenme.” Dedim tereddütle. Gözlerinin kapalı olması en güzel rengi saklıyor. Elimdeki kurumuş kana baktığımda zihnim harekete geçiyor, ‘Ondan uzak durmalısın.’ Dedim içimden.
“ İyiyim, buz prensim. Ağrım yok.” Dedi narin sesiyle. Elimdeki sandviçi ve bitki çayını yanındaki sehpanın üstüne koyuyorum. Ağrısı olsa benim de ağrım olur, iyi olmaması beni de kötü etkiler.
Sandviçin şeffaf yüzeyini açıp yarısını bölüp onun narin ellerine verdim. “Acıkmışsın.” Dedim yiyişine kıkırdarken. ‘Ay meleğim, senden hoşlanıyorum. Bunu söylemeye yüzüm yok.’ Dedim içimden.
Yanakları al rengine bürünürken bakışları kiraz rengi dudaklarıma takılıyor. “Teşekkür ederim, buz prensim.” Dediğinde sırıtmam genişliyor. Kalan sandviçi de verip bitki çayını uzatıyorum. “Rica ederim, nar çiçeği.” Dedim. Zihnimdeki kapı aralandığında Ellie, elindekileri bitirip gözlerini kapattı.
(YAZAR’DAN) 7 yaşındayken, 12 yıl önce:
Küçük çocuk, kumral saçlarını geriye attı ve etrafa bakındı. Bal peteği rengindeki saçları olan küçük kız, ağacın arkasına iyice yaslandı. Küçük çocuk, babasını beklerken tırnaklarıyla oynadı.
Korku dolu bakışları etrafı tararken hışırtı sesi duyularını harekete geçirdi. Yeşil yapraklı ağaçlara baktı ve önemsiz olduğunu fark etti. Başını öne eğdiğinde küçük kız, ses yapmamaya çalıştı ve minik adımlarla ağacın arkasından çıktı.
Haylaz bakışları, korku dolu bakışlarla birleşti. Küçük çocuk, kızı tanıyamadı. “Sen kimsin?” dedi korku dolu sesle. Küçük kız, kıkırdadı ve çocuğa yaklaştı. “Hiç kimseyim, peki sen kimsin?” dedi neşeyle. Küçük çocuk, kızın neşesini garipsedi.
“Bilmiyorum.” Dedi emin olmayan sesle. Küçük kız, çocuğa yaklaştı ve mesafeyi azalttı. “Arkadaş olalım mı, buz prensi?” dedi merakla. Karanlık, toz bulutu gibi etrafı sararken küçük kızın silüeti silikleşti.
Günümüz, Hastane Odası:
Ellie’ nin önüne gelen saçını kulağının arkasına yerleştiriyorum. Teninin yumuşak dokusu, zihnimdeki huzuru arttırıyor. “Benden kaçma, buz prensi.” Fısıltısı geçmişin hayaletini ortaya çıkarıyor. Kulaklarımdaki yankı netleşirken bulanık görüntüsü zihnimden gitmiyor. “Seni seviyorum.” Sesi net bir melodiye dönüşüyor.
“Seni hiç bırakmadım, nar çiçeğim.” Dedim fısıltıyla. Geçmişin hayaleti bizi kovalarken ondan kaçıyoruz, belki de geçmişin hayaleti bizim zihnimiz, kim bilir?
Selam! Nasılsınız?
Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum! Hoşçakalın kelebeklerim 🩵
Henry ve Ellie sahneleri?
Gizemli kişi sizce kim?
Nate’ in pişmanlığı?
Kai’nin kamerayı fark etmesi?
Bölüm etkileşimi
