10. bölüm / 25
Diğer Yarım : Görünmeyen KaderBölüm 10: Gizemin İki Yüzü
Bölümler 25Şu an: Bölüm 10: Gizemin İki Yüzü
- 1 Bölüm 1: Zoe'nin Hisleri678 kelime
- 2 Bölüm 2: Romantik Anlar496 kelime
- 3 Bölüm 3: Derin Duygular231 kelime
- 4 Bölüm 4: Tesadüf407 kelime
- 5 Bölüm 5: Yeni Öğrenci297 kelime
- 6 Bölüm 6: Kıskançlık466 kelime
- 7 Bölüm 7 : Bayılma ve Çarpıntı934 kelime
- 8 Bölüm 8: Sevgi Tohumları ve Taburculuk877 kelime
- 9 Bölüm 9 : Renkli Hayat Gerekçeleri1.631 kelime
- 10 Bölüm 10: Gizemin İki Yüzü2.201 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bölüm 11: Acının İki Yüzü2.309 kelime
- 12 Bölüm 12: Sırların Sessizlik Fırtınası1.677 kelime
- 13 Bölüm 13: Özgürlük Kapıları2.216 kelime
- 14 Bölüm 14: Ruhların Derin Haykırışları2.367 kelime
- 15 Bölüm 15: Aynanın Kırık Yansımaları1.951 kelime
- 16 Bölüm 16: Araştırma Kalıntıları ve Huzurun Melodisi2.623 kelime
- 17 Bölüm 17: Sessizliğin Çığlığı2.394 kelime
- 18 Bölüm 18 : Geçmişin Hayaleti837 kelime
- 19 Bölüm 19: Gerginliğin Gri Tonu ve Anıların Ruhu1.701 kelime
- 20 Bölüm 20: Adalet Kılıcı ve Huzur Katili1.980 kelime
- 21 21. Bölüm: Adaletin Merhametli Yüreği ve Acının Buruk Kalemi1.353 kelime
- 22 Bölüm 22: Acının Adaleti942 kelime
- 23 23. Bölüm: Adalet Korkularının Kabusu871 kelime
- 24 Bölüm 24: Gizem Yağmuru875 kelime
- 25 25. Bölüm: Karanlığın Ucundaki Fener1.510 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zoe’den:
Gözlerimi açtığımda gördüğüm cam kırıkları ile zihnimin kapıları aralanmaya başladı. Beyaz ışık geldiğinde artık bazı sesler daha net duyuluyor.
Flashback:
Küçük çocuğun yüzü netleşti. Artık her şey daha net duyuluyordu. “Zoe, lütfen uyan kardan adam yapacaktık.” Dedi küçük çocuk ağlamaya devam ederek. Küçük kız minik göz kapaklarını açtı ve neşeyle kahkaha attı. “Şaka yapmıştım. Ağlama, niye ağlıyorsun?” Dedi küçük kız vicdanı sızlarken.
Minik Zoe, çocuğun ağlamasıyla o da ağlamaya başladı. “Hey, ağlama! Sana ağlama diyorum!” dedi küçük çocuk endişeyle. Küçük çocuk Zoe’ye kol kanat gerdi. Kollarını belinin etrafına sardı ve samimiyet ile kıza baktı.
Kızın gözyaşlarını minik elleri ile sildi. Kız , çocuğun bu hareketi karşısında afalladı. “Her zaman yanında olacağım, Zoe.” Dedi küçük çocuk. Küçük kız, küçük çocuğa gülümsedi.
*Flashback bitti*
“Zoe, Zoe! İYİ MİSİN , ZOE?” dedi kalın ve çekici bir ses. Bileğimde soğuk bir el hissettim. Görüntü netleşince o kişinin Leo olduğunu fark ettim.
Leo’dan:
Yarım Saat Önce;
Zoe, çok güzel gözüküyor. Baygınken o kızarık yanakları, kiraz dudakları... Bu hâline daha fazla dayanamayacağım, onu uyandırmalıyım. Telefonumu cebime atarak montumun fermuarını kapattım. O iyi olmalı... O İYİ OLMALI!
Evden çıktığımda kapıyı sertçe kapattım. Anahtarım zaten cebimde, ben Zoe’ye bakmalıyım. Küçük meleğim iyi olmalı, araba anahtarının açma tuşuna tıklayıp arabanın kapısını sertçe açtım. Arabanın sürücü koltuğuna oturup kapısını hızlı bir şekilde kapattım.
Hızlı şekilde arabayı sürerken beynimde Zoe’ nin baygın hâli dönüyor. O hâli aklıma geldikçe aklımı kaçıracak gibi hissediyorum. Ruhum bu hâlimi kaldıramıyor, bedenim kaldırabiliyor ama aklım uçmuş gibi. Sinirin tüm damarlarına dağıldığını hissettim, sinir hücrelerim belirginleşti ve ben kafamı dağıtmaya çalışırken Zoe’nin evinin önüne geldiğimi fark ettim.
Arabadan öfkeyle indim ve sakinleşmek için bekledim. Beklerken aklıma Zoe geldi, masum, heyecanlı, güleryüzlü ve sevimli bir hâli var. ‘O benim sevgilim, o benim kaybolmuş ruhumun kırık parçası...’ dedim içimden.
Eksik ve kırık parçalarımı Zoe topluyor, o beni heyecanla izlerken ben her şeyin farkındaydım, onun bu yanları içimi ısıtıyordu. Ama ona aşık gibi hissetmiyordum. Ondan hoşlanmıyordum ama artık ona aşığım.
‘Onu kimseyle paylaşmam, o daima benim sevgilim olacak.’ Dedim içimden. Sinir damarlarım yeniden iflas etmek üzere ve sinirden ellerimin titrediğini görüyorum. Elimi yumruk hâline getirerek sıkıyorum ve nefesler alarak sakinleşmeye çalışıyorum.
Hızlıca apartmandan içeri girip Zoe’nin evinin kapısına geldim. Kapının yanındaki zili çaldım ve açılmasını bekledim. Kapıyı gece mavisi saçları biraz kısa ama uzun saçı da olmayan, dalgalı saçları dağılmış, yaklaşık 1,90 boyunda ve yüzü oval , kaşları kalın ve koyu maviye çalan gözleri olan, kaslı olduğu görülen biri açtı.
‘Bu kim ve Zoe’nin evinde ne işi var?’ Dedim içimden. Kiraz rengi ve kalın dudakları aralandı ve konuştu. “Sen kimsin?” dedi ve durumu toparlamak adına zoraki bir gülümseme edindim. “Ben Leo, Zoe’nin arkadaşıyım, onu merak ettiğim için geldim. Bir de proje ödevimiz var. Biyoloji hocası herkese ortak projeler verdi. Onu yapmak için geldim aslında.” Dedim şüphe çekmemeye çalışırken.
“Zoe’ye çok benziyorsunuz, siz kimsiniz?” Dedim merakıma yenik düşerek. Tanrı adına, onu uzaklaştırmalıyım. “Ben, Kai. Zoe’nin abisiyim, seni fotoğraflarda görmüştüm.” Dedi boyun damarları gerilirken. Onun ne hakkı var kıskanmakta?
Kenara çekildi ve kapıyı araladı. İçeri girdim ve sakin olmaya çalışarak merdivene ilerledim. Yukarı kata çıktım ve Zoe’nin odasının kapısını tıklattım. Kahretsin, deliriyorum!
Kapının kulpunu aşağı indirip açtım ve kapıyı kapattım. Aşağı ses gitmemeli, kimse şüphelenmemeli. Zoe, başı yastığa geri dönmüş hâlde ve baygın yatıyor. Zoe’nin yanına ilerledim ve onun omuzlarını tutup sarstım. Uyanmıyor.
“Zoe, Zoe! İYİ MİSİN ZOE?” Okyanus mavisi gözlerini özledim, uyan meleğim. Senin bana bakarken gözlerime dalışını ve kızarışını özledim. Meleğim, şaka yapıyorsan bozuşuruz. Lütfen, şaka yapıyor ol.
Victor’dan:
Leo, Zoe’nin bayıldığını mesaj olarak attığında dudaklarım kenara kıvrıldı. Planım işlemeye devam ediyor. Asıl hâmlemi daha yapmadım. Zoe, Linda ve Henry...
Siz benim favori oyuncaklarımsınız. Sizinle sürekli oynamak istiyorum ama işimi kolaylaştırıyorsunuz. Sizin en çok bu yönünüzü seviyorum. Leo, o benim gönüllü olarak sağ kolum. O, bu oyundaki en büyük yardımcım. “Alo, Linda’yı alıp gelin. Ona çok beğeneceği sürpriz hazırlayacağım.” Dediğimde, koruma “Tamam, efendim. Yola çıktık, Linda Hanım’ı alacağız.” Dedi .
‘Oyun devam ediyor, Diana. Senin bilmediğin en büyük can parçanı çalacağım. Artık ciddileşme vaktin.’ Dedim zafer nidaları içimdeyken. “Oyun devam ediyor, Linda.” Dedim Rusça.
Linda’dan:
Kalbim ağrıyor, niye ağrıdığını bilmiyorum ama daha öncekinde doktor bir hastalığım olmadığını söyledi. Zoe iyi mi? Tanrım, onu görmeye gitmeliyim. Telefonumu ve anahtarımı alıp yeşil montumu giydim. Evden uçarcasına çıktım ve kapıyı kapattım. Apartmandan düşmemeye dikkat ederek indim.
Apartmanın kapısını kapatıp kaldırımda hızlı şekilde yürüdüm. ‘Biri beni takip ediyor gibi hissediyorum.’ Dedim içimden. Takip hissi iliklerime işliyor. Arkamı dönüp baktığımda kimse yok. Tekrar arkama baktım. Kimse yok ama niye böyle hissediyorum?
Kalbimin ağrısı geçmedi ama bu gizem beni korkutuyor. Dudaklarıma ıslak pamuk bastırıldı. Eter kokusunu istemeden alırken gözlerimin karardığını ve karanlığın beni içine çekmesini hissettim. Vücudum güçsüzleştiğinde artık kendimi bıraktım. En son hatırladığım biri beni kucağına alıp bir arabaya götürüyordu.
Henry’den:
Okulun en arka sırasında, sınıfı gözlemliyorum. Zoe, yine geç kalacak sanırım. Sınıftaki çoğu öğrenci yine benim zincirlerimi görmüyor, kimse vurulurken olan o çığlığımı ve sinirden kendimi yiyişimi bilmiyor.
Öğrendiğim gerçek benim zincirlerimi kırma isteğimi arttırıyor, Victor benimle oynarken kahkaha atıyor. Onun benim üvey babam çıkması ve Valerie’nin beni severken olan o soğukluğu... Hiçbir sevgi gerçek değil.
‘Karanlık oda, yanıklar, can yakan sırlar ve bilinmeyen bağlar...’ dedim içimden. Kalbimdeki cam parçalarının derine battığını ve kalbimi kanattığını hissediyorum. Ruhum toz olup uçuyor, mantığım kendini kaybetmiş, cam parçalarını elimle sökerken ruhumun uçup gittiğini hissediyorum.
Okulun beyaz tahtasına bakarken kimse yine beni umursamıyor. Leo, bu okulun popüler çocuğu ve bununla gurur duyuyor. Okula gelirken bakışları artık değişmiş, aynı babam gibi planlar yapıyor ve bunu manipüle ederek gizliyor. Herkes sahte merhametine kanıyor, ben dışında.
Hissediyorum, o da babam gibi. Ona çok benziyor, ikisinin de siyah saçları, orman yeşili gözleri, kemerli burnu ve bakışlarındaki sahte samimiyet...
Zoe, o ise daha samimi bakışları, utangaç yapısı ve neşeli tavırlarıyla etrafa enerji yayıyor. Enerjisi iyi ama bunu Leo fark etti. Kızın enerjisini sömürmeden Leo’yu durdurmalıyım.
Başımı sıraya yasladım ve gözlerimi kapattım. Hocalar benim varlığımı hissetse de soru sormuyor. Hocalar beni görmezden geliyor. Bana baktığını hissettiğim bir kız var. Adını bilmiyorum çünkü genelde sınıftan çıkmam. Kızın bal peteği saçları, 1.60 boyu ve v şekilli yüzü var.
Bana bakarken eli ayağına dolaşıyor ve yanakları kızarıyor. Bordo yuvarlak şekilli metal gözlüğü var. Gözleri uzaktan bakınca siyaha benziyor. Yakından bakınca koyu kahverengi olduğu anlaşılıyor. Onunla sadece arkadaşım ama o kız benden hoşlanıyor gibi davranıyor.
Zoe ise eskisi gibi değil. O neşeli kızın yerini kalbi kırık bir kız alıyor sanki. Victor, bir işler çeviriyor. Linda ise bir gün önce okuldaydı ama bugün yok. Hasta değilse bu kıza ne oldu? Zoe’nin ruhu saydam bir cam parçası gibi kırılgan.
Camdan bir bebek gibi parçalar ruhuna batıyor, nefes alıyor ama yaşamak için nefes alıyor. Ruhu yaşamak istemiyor gibi. Cam parçalarını toplayıp çöpe fırlatmak ve elimi umursamadan onun ruhundaki oluşan yaraları sarmak istiyorum.
Kalbimde aynanın yüzlerinden biri kayboldu. Boşluk, sessiz bir yankı gibi hissettiriyor. Victor ise beni karanlığında boğarak ruhumun saf hâlini kaybettirdi.
Ruhumun kayıp parçalarını bulmaya çalışırken her seferinde engel çıkıyor, tökezliyorum ve cesaretimi kaybederek parçalarımı olduğu gibi bırakıyorum. Victor’un karanlığı kendisini de boğuyor, ruhu yok oluyor.
Victor, benim zincirlerimi tutuyor ama bilmediğim kişilerin zincirlerini de tutuyor. Özgürlüğüm kısıtlanıyor, çığlık atsam kimse duymuyor. Leo ise Victor gibi zincirler tutuyor. Leo’nun zincirleri Zoe’yi sarıyor.
‘Gerçeğim kim? Annem ve babam öldü mü, yaşıyor mu? Ben kimin oğluyum?’ sorular beynimi kemirirken eskiz defterimi açık çantamdan alıp sıranın üstündeki kalemliğin fermuarını çekip açık bıraktım. 3D kalemimi alıp rastgele figürler çizdim, ruhum resim çizerken anlam buluyor.
Flashback:
“Henry, sana bunu söylemek çok zor. Sen benim oğlum değilsin, şunu bilmeni istiyorum ki ben senin öz olup olmamanı umursamıyorum. Sen benim oğlumsun, üvey veya gerçek. Bu gerçeği baban bile değiştiremez.” Dedi Valerie .
Gözlerindeki soğuk olan otoriter bakışlarını görüyorum. Valerie , beni oğlu olarak sevse de soğuk bir sevginin altında eziliyor. Victor, onun zincirlerini de tutuyor ama o kurtulmaya çalışıyor.
*Flashback son*
Zoe’den:
Zihnimdeki büyük dehlizlerden kurtulmayı deniyorum. Olmuyor, eskiye dönmüyor. Sanki biri zincirlerimi sıkı sıkı tutuyor. Karanlık ve aydınlık dengeli olması gerekirken karanlığa çekiliyorum.
Gözlerimi açtığımda başımı yastıkta yana çevirip baktım. Bugün abim evde. Cam kırıklarını sayıyorum, 28 tane. Ruhum bu ağırlığın altında eziliyor, kırıklar ruhumu parçalıyor ve yine belirsiz sahnelere dönüyorum.
Flashback:
Küçük kız koşarken kaldırıma çarpıp öne savruldu. “Zoe, ben sana düşersin dedim ama dinlemedin kelebeğim.” Dedi uzun boylu bir kadın. “Olsun, sorun değil. Düştüysem kalkmasını da bilirim Müdire Abla.” Dedi minik kız.
Müdire Abla’nın dudaklarında bir gülüş belirdi. Bu küçük kız ona iyi geliyor. Müdire, küçük kızın boyuna eğildi ve dizlerinin üzerinde kaldı. “Her zaman güçlü kal, Zoe. Sen gitsen seni özlerim, biliyorum.”
Ve başka bir sahne:
“Hile yapıyorsun!” dedi küçük Zoe. Kollarını birleşirdi ve dudaklarını büzdü. “Hiç de hile yapmadım, iftira atma.” Dedi kim olduğu belirsin kız. Zoe, küçük kızın saçını çekiştirerek savaşı başlattı. Küçük kız çığlık atıyordu. “Yapma! Seni Müdire ’ye söylerim.” Dedi küçük kız.
Bir erkek çocuğu çığlıkları duyup hızlı şekilde oraya koştu. “Hey! Ayrılın. Kelebeğim, niye kızın saçını çektin?” dedi erkek çocuk kızın saçını okşarken. “ O hile yaptı!” dedi kız trip atarak.
Küçük çocuk, kıza şefkatle gülümseyerek “Konuşarak uzmanlaşmalısın, kelebeğim.” Dedi ve kızı sıkıca sardı.
*Flashback bitiş*
Parçalara ayrılmış küreye bakarken ruhum sızlıyor. Hayatımın ellerimden kopuşunu izliyorum. Linda, onu merak ediyorum.
Telefonumu komodinin üzerinden elime alıp ekranı açmak için tuşa bastım. Sonra yukarı kaydırıp şifremi girdim. Ana ekran açılınca telefon uygulamasına elimle dokunup açılmasını bekledim.
‘Ay Parçam♤” yazısına tıkladım ve hoparlörü açtım. Birinci çalış, telefona yetişiyor, ikinci çalış, bu kız ne hâlde, üçüncü çalış, normalde anında açardı?
Ruhum telefonun her çalışında boşlukta gibi hissediyor ve kaçış yolu arıyor. Kaç kez çaldığını sayamıyorum. ‘Linda nerede? Bu bir şaka değil mi?’ Dedim içimden.
O yanımda olmalı ve ona elimden geldiğince sarılmalıyım, içimdeki bağlardan biri koptu ve ruhum gibi uçup gitti. Leo, ben bayılınca hissetmiş gibi gelmiş.
Dün:
Gözlerimi araladığımda karşımda Leo ve onun soğuk ellerinin bıraktığı izler vardı. “Meleğim, çok korktum. Hastalığının seni tüketmesinden korkuyorum. Bir süre daha dinlen.” Dedi ve yastığımı dikey şekilde koydu. “Ben sana su getireyim.” Dedi ve gitti.
Yine zihnimle baş başa kalmıştım, içime kapanıklığım geri geliyordu. Ruhumla ilgileniyor olsam da enerjim yok oluyor. Kendimi ağlamak ve her şeyden uzak durmak ister gibi hissediyorum.
Zihnim karamsarlığı sahipleniyor ve kalbimin bağları gibi sımsıkı tutuyor. Kapı açıldığında zihnimin karanlığının içinden çıktım, kendimi ağlamak ister gibi hissediyorum. “Suyunu getirdim, meleğim.” Dedi Leo kocaman gülümseyerek.
Suyu elinden alıp komodine bıraktım. “Sevgilim, cam parçaları niye yerde?” dedim şüphelenirken. Tereddüt ettiğini gözlerinden okuyorum. “Meleğim, elimden kayıp düştü. Ayağına batmasın diye kenara çektim.” Dedi Leo mahcup şekilde. “Anladım, çok ince düşünmüşsün sevgilim.” Dedim gözlerine bakmaya dalmışken.
“Linda nerede , Leo? Normalde beni arardı.” Dediğimde bakışlarından bazı düşünceler geçti. Ne düşünüyor, okuyamıyorum. “Uyuyordur meleğim, şimdilik rahatsız etmeyelim.” Dedi Leo. Tavırlarında tutarsızlık var, niye bir şey saklıyor gibi?
Şimdiki Zaman:
Leo, dün çok garip davranıyordu ve sanki bir şey saklıyor. Linda’yı sorduğumda beni geçiştirdi. Linda’nın annesinin numarasını tıkladım ve aramaya tıkladım. “Alo Rebecca Teyze, Linda’yı arıyorum ama açmıyor. Nerede olduğunu biliyor musunuz?” diye sordum ve cevap beklerken tırnaklarımı kemirdim.
“Dışarı çıkmıştı, bize bir şey demedi kızım.” Dedi Rebecca Teyze. İçimde bir huzursuzluk hissediyorum, cam parçalarının batışı ruhumu kamçılıyor. “Teşekkürler, Rebecca Teyze. Meşguldür , birazdan ararım.” Dedim nazikçe ve telefonu kapattım.
Linda’yı yeniden aradım ve tekrar çalmaya başladı. 1. Çalış, Açılmıyor, 2. Çalış, Sesini duyamıyorum, açılmıyor. Telefonu kapama tuşuna bastı. ‘Ruhum, arkadaşımı arıyor.’ Dedim içimden.
Dehlizlerimin ortaya çıkışı beni yıpratıyor, denizin suyunda boğulduğumu hissediyorum. Ağlama isteği çarpıcı gerçek gibi. Gözyaşlarımı serbest bırakıyorum, gözlerim doluyor ve daha fazla gözyaşı akıyor.
Gözlerimden akan yaşları kurumaya yüz tutmuş ellerimle siliyorum. Durmuyor ve gözlerimden akmaya devam ediyor, onun yokluğu kalbimi sızlatıyor.
‘Güçlü olmalısın, Zoe.’ Kimin olduğunu bilmediğim bir ses fısıldıyor. Müdire Hanım’ın tanıdık sesi var kulaklarımda. ‘Her zaman güçlü kal, Zoe.’
Ellie’den:
Henry, çok yakışıklı... O kumral saçları, 3D kaleminden çıkmış gibi olan böğürtlene yakın dudakları. O benim hayatımdaki neşe kaynağım, o benim bal peteğim.’ Dedim içimden.
Henry, gürültünün içinde kütüphaneye yol alıyordu. Arkadan onu takip etmeye devam ederken kapısı açık kütüphaneden içeriye girdi. Biraz bekledim ve kütüphaneye doğru yürüdüm. Kitapların arasında dolaşırken onu izleyebileceğim bir köşeye geçtim.
Domates gibi kızaran yanaklarımı bal peteği saçlarımı önüme alarak kapatmayı denedim. Derin bir nefes aldım ve buradaki kitaplardan sıkılmış gibi ofladım.
Henry’nin oturduğu ahşap rengi masanın arkasındaki rafa bakınmaya başladım. Arada bir Henry’i inceliyorum. ‘İçinde bir fırtına var, düşünceleri karmakarışık. Gözlerinden bunu okuyabiliyorum.’ Dedim içimden. Onun soğuk ve kalın duvarlarının altında sevgisiz büyümüş olduğu her hâlinden belli olan, yaralı bir çocuk var.
O çocuğun yaralarını saracağım, onun kalbindeki yaraları dikip tekrar açılmasına izin vermeyeceğim. Pantolonun cebinde duran fıstıklı çikolatayı sessiz bir hareketle elime aldım. Bir kitabı elime alıp bir elimde çikolata bir elimde kitapla birlikte Henry’nin karşısındaki ahşap sandalyeye geçtim.
Sesi duyan Henry ortamdan kaçmak istiyor gibi gözlerime baktı. Gülümsemeye devam edip çikolatayı masanın üzerine yerleştirdim. “Buz parçası, nasılsın? Hey, buz parçası! Çok durgunsun. Biraz neşelen buz parçası.” Dedim neşeyle.
“Sen beni niye takip ediyorsun? Ben seninle konuşmak istemiyorum ama sen inatla benimle konuşuyorsun! SENİ İS-TE-Mİ-YO-RUM!” diye bağırdığında kalbimin tuzla buz olduğunu hissettim.
Yutkunmaya çalışırken onun gözlerine bakmayı bıraktım. ‘Onu takip ettiğimin farkında mı? Peki, bundan sonra onu takip etmem. Ona iyi geliyorum zannediyordum. Yanılmışım, öyle istiyorsa ben de öyle davranırım.’ Dedim içimden. Kırık parçalarım etrafa dağılıyor ve bu yük bana ağır geliyor.
Bu aralar düşünceleri çok karanlık, belki o yüzden öyle davrandı. Belki duygusal olarak iyi değil. Sınıfımın adına baktım ‘11-D’ . Henry’nin sınıfı yan tarafta ve bir daha kapıya dahil yaklaşmam, öyle istiyor.
Selam! Bölüm bitti hatta ben bile duygusallaştım.
Neyse , sizce yeni karakterlerimiz nasıl?
Valerie, Henry, Ellie?
Linda’nın kaçırılması?
Bölüm etkileşimi
