Bölüm 16: Araştırma Kalıntıları ve Huzurun Melodisi

Vaveyla Yazarı: Mavi_kelebeğim Kelebek

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Bölüm 16: Araştırma Kalıntıları ve Huzurun Melodisi

Zoe’ den:
Kelimeler zihnimde yankılanırken ruhumun yaraları açılmaya başlıyor. “O kız çocuğu sendin, Zoe.” Dediğinde anılarımdaki yerin gerçek bir yetimhane olduğunu anlamaya başlıyorum. Zihnim gri renkli kapıya koşuyor ve kilidi kırmaya uğraşıyor.
Gri kapının kilidi sert bir gürültüyle kırılırken ortamdaki sessizlik aynı kalıyor. Zaman yolculuğuna adım atarken kimsenin sesini duymuyorum.
*Flashback*
Yeşil duvarların olduğu açık yetimhane kapısından üç kişi giriyor. Elimdeki Barbie’yi beyaz masaya bırakıp ayağa kalkıyorum. “Zoe, nereye gidiyorsun?” diyor Mark. Ona dönüp çukurlarımın olduğu gülümsememi gösteriyorum.
“Ben bu insanları merak ettim, bakıp hemen döneceğim, canavar prensim.” Diyorum meraklı tonumla. Mark, üzgün bir ruh haline bürünüyor. Ayağa kalkıp yanıma yaklaşıyor. “Hayır, o insanlar tehlikeli. Seni benden koparmalarını istemiyorum, prensesim.” Dediğinde inatçı bir tavıra bürünüyorum.
“Döneceğim, canavar prensim. Kimse beni senin elinden alamaz.” Diyorum. Bakışlarındaki mahzun ifade ile hüzün dalgaları ikimizi de sarıyor. İnanmayan bakışlarının parıltısı sönüyor. “Kimse seni benim elimden alamaz, prenses.” Diyor ve kollarını belime sarıyor.
Ben de kollarımı beline sarıyorum ve sarılışımız dostların ruhlarını koparamamasına benziyor. Bu günün son günümüz olacağını hissediyorum.
İleriye yavaş tempoyla yürüyüp ruh halime tezat duran duvarların rengine bakıyorum. ‘ Acaba bunlar kim?’ Diyorum içimden. Meraklı adımlarım zorunlu bir işe gidiyor gibi, ruhum ise “Gitme!” diyor.
Sanki hissediyor bedenim, başımın dönmesini umursamıyorum. Heyecanım arkadaşımı geride bırakmanın acısıyla çarpışıyor. Acı, kanın yere damlamasına benziyor. Yarayı arıyorum ama bulamıyorum. Sonra ruhumdan kan damladığını fark ediyorum.
Mark’ın saçlarının renginin aynısına sahip olan 1.45 boyundaki çocuk ile gözlerimiz kesişiyor. “Sen kimsin?” diyorum ama ses vermiyor. Bakışları krem rengine boyanmış mermer zemine odaklı duruyor.
Gözlerinin önünde parmak şıklaşttığımda kendine geliyor. Kara bulutlar dağılırken ifadesi gülümsemeye dönüşüyor. “Adım Kai, peki sen kimsin ufaklık?” diyor meraklı sesi. “Adım Zoe, senin adın ne tuhafmış. Bir anlamı var mı?” diyorum merakla.
Tanıdıklık zihnimi sararken görünmez bir bağ bizi birbirimize çekiyor. “Anlamı sanırım yok, bilmiyorum.” Diyor kararsız ses tonuyla. “Kai, buraya gel tatlım!” diye sesleniyor bir ses.
Kumral saçlı kadının bakışları buraya dönerken aidiyetlik hissi netleşmeye çalışıyor. Görünmez bağların ikinci düğümü atılıyor. Kadının bakışlarında huzur ve şaşkınlık karışıyor. Adımlarındaki şaşkınlık arada yalpalamasına neden oluyor.
“Tatlım, bu kız kim?” diyor yaklaşınca. Yanaklarım kırmızının açık tonuna bürünüyor. Sessizlik, gürültünün ortasında kalkana dönüşüyor. Kai, afallamış hâlini geride bırakmaya çalışırken annesine cevap veriyor. “Adı Zoe, anne. Bu kız çok tatlı değil mi?” diyor Kai.
Annesiyle bakışlarında bilmediğim bir ittifak var. Gözlerle anlaşıyorlar ama dudakları mühürlü mektuplar gibi sessiz geliyor. Annesinin şefkatli bakışları bana dönüyor. “Merhaba, küçük hanım. Bizimle gelmek ister misin?” diyor naif sesi.
Kuğunun gerçek bir naifliğine sahip olan bakışları bana “Gel.” Diyor. Kalbimdeki silüet, beraber dünyalar inşa ettiğimiz canavar prensim. Aklım “Gidelim!” diyor ama kalbim aklımla kavgaya tutuşuyor. Sıkışmışlık ruhumu sararken Kai’nin annesi cevap bekliyor. “Emin değilim.” Diyorum dürüst tonumla.
Minik bacaklarımla Mark’ın yanına koşuyorum. Minik elimle saçlarını karıştırdığımda endişeli bakışlarının yerini sahte bir kızgınlık alıyor. “Küstüm, seninle bir daha konuşmayacağım.” Diyor.
Mızıkçılık yapmasam da dudaklarını büzüyor. Kollarımı beline sardığımda sahte buzlar yığılıp yerini saf bir sıcaklığa bırakıyor. “Özür dilerim, barıştık mı?” diyorum ayrıldığımda.
Kocaman gülümsüyor, dişlerinin beyazlığı göz önüne serilirken bakışlarındaki korku en saf hâle bürünüyor. “Barıştık, prenses.” Diyor yanağıma öpücük bırakırken.
“O aile, beni almak istiyor.” Dediğimde gözlerindeki korku belirginleşerek dehlizlerinde boğuluyor. “Olmaz, beni bırakma prenses.” Diyor ama gözlerindeki korkunun yerini acı alıyor.
“Seni bırakmak istemiyorum ama aile ile bir bağ hissediyorum, sanki onlar gerçek ailemmiş gibi.” Dediğimde bakışları yumuşuyor. “Bak, seni de almalarını isteriz.” Dediğimde ikna olmuşa benziyor.
Mark ile ben kadının yanına ilerliyoruz. “Sence beni kabul ederler mi?” diyor endişeyle. “Umarım.” Diyorum kararsızlıkla. Kadının yanına geldiğimizde omuzlarına gelen kumral saçlarını dağınık örgü yaptığını görüyorum. Mark tereddütlü bakışlarla etrafa bakınıyor.
“Olur ama arkadaşımı da almanızı istiyorum.” Diyorum kararlı duruşla. Mark, onu korumama hayranlıkla bakıyor. “Bakacağız ufaklık.” Diyor Kai.
Kıskanç bakışlar eşliğinde Mark, Kai, Kai’nin annesi ve babası olarak yürüyoruz. Babanın bakışlarındaki hüzün dışarıya vuruyor. Müdirenin kapısını tıklatan baba, merhametle karışık acıyla bana bakıyor. ‘Bu adam neden üzgün?’ Diyorum içimden.
Hepimiz içeriye giriyoruz “Gir!” komutuyla. Müdirenin bakışları adama dönerken adam gerginlikle gece mavisi saçlarını geriye atıyor. Elini çekip gerginlikle tırnaklarıyla oynuyor.
“Hoş geldiniz, Diana Hanım ve Mike Bey. İçecek ister misiniz?” diyor nezaketle. “Hayır, teşekkürler.” Diyor ikisi de. Bordo koltuklara yerleşiyorlar ve Mike Bey konuşuyor. “Gelirken girişte bu küçük kıza rastladık. Küçük hanım kimdir?” diyor merakla. Niye adam beni bu kadar çok merak ediyor?
“Yetimhanedeki en uysal kızla karşılaşmışsınız, Mike Bey. Adı Zoe Katherine. Üç yaşına bastı iki gün önce.” Diyor neşeyle karışık hüzünle. “Peki, işlemleri başlatalım mı karar verdiysek?” diyor Diana Hanım. Sesindeki heyecan hissediliyor. “Ne dersin bebeğim?” diyor Mike Bey’e. “Olur.” Diyip duraksıyor. Müdire Abla’ya dönüp “Biz kararımızı verdik, Müdire Hanım. Küçük Hanım’ı istiyoruz.” Diyor.
Mark, ona ne olacak peki? Onu almayacaklar mı, niye ondan ayrılmak zorundayım? Düşüncelerim beni niye yılan gibi boğuyor?
Mark, bakışlarındaki hüzünü yansıtmazken ben gözlerinin içinde görebiliyorum. Sessizliğin verdiği ortam aslında gürültülü. Sesler, konuşmalar, bakışlardaki o duygular...
Mark, kapıyı açıp koşarak gittiğinde kalbime bir yumru yerleşti. Gözyaşlarım akmak istiyor ama gizliyorum. Müdire Hanım, acı dolu gözlerini bana çevirdi ve konuştu. “ Eşyalarını toplayabilirsin, kızım.” Dediğinde yumru baskın hâle geldi.
Eşyalarımı toplamaya gittiğimde merdivene attığım adımlar hüznün adımlarına benziyor. Pembe mor karışımı odaya girdiğimde yan odadan hıçkırık sesleri geldi. Bu ses, Mark’ın iç çekişlerine benziyor.
Eşyalarımı aceleyle topladım ve yan odaya doğru koştum. Kapıyı açıp girdiğimde gelen ses ile başını kaldırdı. Gözlerinden akan yaşlar ruhumu acıtıyorken nemli gözlerinde hayal kırıklığını gördüğümde dünyamın kilitleri döküldü. “Özür dilerim, canavar prensim. Seni de almalarını istedim ama başaramadım.” Dediğimde gözlerimden yaşlar aktı.
“Seni bir daha göremeyecek miyim, prenses?” dedi kırgın ses tonuyla. “Bilmiyorum.” Dediğimde netlik zihnimde kayboldu.
*Flashback bitti*
“Bücür, uyan!” dedi bir ses endişeyle. Abim, gözlerindeki endişeyle bana baktı. Öfkesi endişesinin ardına saklandı. “İyi misin, bücür?” dedi endişeyle. “İyiyim, sadece içim geçmiş.” Dediğimde Mark hüzünle karışık hayretle bana baktı. “Emin misin?” dedi şüpheyle. “Eminim.” Dediğimde ikna olmuştu.
Bakışlarındaki şüphelenen ifade beni yılan gibi boğuyor ve elimle kurtulmaya çalışıyorum. Mark, şüpheyi merhametli ifadesine gizlediğinde bu işin peşini bırakmayacağını düşündüm. Çaresiz bir kedinin en masum bakışlarını alan Linda’ya döndüm.
“Linda, burada mısın elmalı kurabiyem?” dedim endişeyle. Kendine gelmek adına başını silkeledi. Derin olmayan gülümsemeyle bana baktı. “ Gözüm dalmış, iyiyim.” Dedi Linda. Sesinin tonu acının en derin hâline benziyor. Göz göze geldiğimizde bakışlarını çekti.
‘En yakın arkadaşım iyi mi?’ dedim içimden. Şüpheci tarafım etrafa bakarak analiz etti. Linda’nın gözleri korkuyu ve acıyı harmanlıyor. Ortamın gergin havası büyük balona dönüşüyor. Görünmez bir ruhani el gergin havayı avucunun içine saklıyor yumruk yaparak.
Linda’dan:
Ruhum, gerçeklerle karanlık battaniyeye daha fazla sokuldu. Gözlerimdeki boşluk hissi gittikçe büyüyor. Zoe, bana bakarken aslında kardeşi olduğumu bilmiyor. Zoe’nin kalbi dayanmaz, söyleyemem!
“Trink!” gelen sesle iç dünyamdan ayrıldım. Tedirginlik, beni boğazlamaya devam etse de hafifledi. Bir elimdeki tırnaklarımı yerken diğer elimle lila kılıflı telefonumu şifreyle açtım.
BİLİNMEYEN NUMARA
030 512 220 17 16: Kardeşlerin gerçeği ortaya çıkarmaya çalışıyor, dikkat et. Sende bu gerçek havuzunda boğulma, Diana’nın kızı.
Linda: Sen beni korkutamazsın, Victor.
030 513 220 17 16: Peki abin gerçekten senin abin mi? Bunu bilmek istersin. İplerin benim elimde, Diana’nın kızı.
Telefonun ekranını korkuyla kapatırken gerginlik beni boğazlıyor. ‘Hayır, o gerçek abim. Hayır, Victor yalan söylüyor. İplerim onun elinde ve bununla gurur duyuyor, kibirli adam.’ Dedim içimden.
Kalbim ansızın gelen korkuyla hızlanırken Zoe ve Mark bana baktı. “Ballı turtam, iyi misin? Ne oldu seni bu kadar endişelendiren?” dediğinde korkumu zihnimin kuytu köşelerinde kontrole aldım.
“İyiyim, beni endişelendiren yok.” Dedim içten olmayan gülümsememle. Mesaj sesi zihnimin kuytu köşesindeki korkuyu dışarı çıkarmayı denedi.
BİLİNMEYEN NUMARA
030 512 220 17 16: Emin misin, Diana’nın kızı.
Mesaja cevap vermedim ve ekranı kapattım. Sakinleşmek için etrafa bakındım ve Mark’ın gözlerinde takılı kaldım. Bakışlarımda gizlenen korkuyu hissetmiş gibi güven veren samimiyetle baktı.
Ellie’ den:
Çatının pürüzlü kenarına elimi dokundurdum ve elimi acımı fiziksel acıya dönüştürmek için ellerimi sürttüm. Ellerimden akan kanlar ruhumu yansıtırken Henry’yi düşünüyorum.
‘Bana niye o kadar yakındı? Karanfil kokusu beni niye etkiliyor?’ sorular zihnimde zincirlere dönüyor. Birden çekilmemle okyanus mavisi gözlerin derinliğine daldım. “Ne yapıyorsun? Senin için korktum, nar çiçeğim.” Dediğinde kalın sesi beni içine çekti.
“Ben, sadece manzarayı izliyordum. Hem sana ne bundan?!” dedim kendime gelince. ‘Gözlerin büyüsüne kapılma, Ellie. Geri çekilmek yok.’ Dedim kendimi içimden telkin ederek. Gözlerindeki pişmanlık netleşirken bir an gardımı indirmeyi düşündüm.
“Nar çiçeğim, ben öyle demek istemedim.” Dediğinde kızgınlıkla karışık hayranlıkla baktım. Dudakları kenara kıvrılırken karanfil kokusu kendini belli ediyor. Bakışlarımdaki kızgınlığı görünce gamzelerini ortaya çıkararak güldü.
Henry’den:
Ellie, hayatımın parlak ışığı, en güzel manzaram, nar çiçeği kokulum. Ona kendimi affettirmeliyim, bir gün duvarlarını yıkacak ama o güne kadar beni affettirecek şeyler yapmalıyım.
Ela hareleri okyanus rengine büründü. “Nar çiçeğim, ben özür dilerim. Ben ciddiyim, sana öyle dememeliydim.” Dedim ve soluklandım. Ardından konuşmaya devam ettim. “Ben, seni korumak istedim Victor’dan. O, benim hayatımı çaldı ve ailemin kim olduğunu bilmiyorum.” Dedim acı içinde.
Saf merhamet gözlerinden acı ile çatışıyor. “Ben, beni sevmiyorsun sanmıştım, buzlar prensim.” Dedi şok içindeyken. Sesi titrerken gözlerime sevginin en mükemmel hâliyle baktı. “Sen, benim kalbimi hızlandırıyorsun. Sen varlığınla neşe saçıyorsun, nar çiçeğim.” Dedim sesim titrerken.
Bakışlarındaki tereddüt ellerine yansıdı. Tırnaklarını kemirmeye başladığında gözlerine baktım. “Sen, benim duvarlarımı yıktın. Ruhumu acıttın, en acısı da ne biliyor musun?” dedi ve nefes aldı. Ellerini saçlarına geçirirken ellerini tuttum ve bir elimi beline sardım.
“ Ruhum senin sayende nefes alıyor, nar çiçeğim.” Dediğimde yanakları kırmızı tona büründü. Gözleri yüzümde gezinirken kiraz rengi dudaklarımda takılı takıldı. Heyecanlı hâli sırıtmama neden oldu. “Sen, ihtimallerimi yıkıp aklımı kaybetmeme neden oluyorsun.” Dedim aramızdaki mesafe azalırken.
“ Sen, benim için kurtuluş yolusun. Seni arkadaş olarak mı seviyorum bilemiyorum. Gözlerimi kapatıyorum, aklımdasın.” Dediğimde nefesi hızlandı. Beyaz çatıdaki gergin hava sıcak bir ortama dönüşüyor.
“Ben, senden uzun zamandır hoşlanıyorum. Bunu nasıl söyleyeceğimi bilemedim, beni reddedersin zannettim.” Dedi sıcak ses tonuyla. ‘ Nar çiçeğim, sen zihnimdeki sarmaşıksın.’ Dedim içimden.
Elini sıkıca tuttum ve belimdeki elini çektim. “Aşağı inelim, nar çiçeğim.” Dedim. Kalbimin sesi maratonda hissettiriyor. İtiraz etmedi ve el ele merdivenlerden indik. Sınıfa ilerledik ve sırama geçti.
Ben de diğer kahverengi sandalyeye oturdum ve eskiz defterimi açtım. Kağıt hışırtısı sessizliğin arasındaki gürültüyü temsil ediyor. Resmi bulduğumda önüne doğru nazik hareketle ittirdim. “ Sen, içime işliyorsun. Ilık bir nefesin tamamlanmış parçasısın benim için, buz prensim.” Dedi şoktan çıktığında. Resme hayranlıkla dolu bakışlar atarken onu izlemeye başladım.
Kızarmış yanakları, gülen yüzü ve çiçek gibi parlayan beyaz teni... Onu izlemek kalbimin iyileşmesini sağlıyor, huzurun ilmek ilmek bir coşku gibi işlediğini hissediyorum.
Mark’tan:
‘Linda’nın tedirginliği ruhumu rahatsız ediyor. Kim ballı turtama ne yaptı? Kaçırıldığında ne oldu? Niye gizem perdesi aralanmıyor?’ Zihnimdeki sorular karmaşık rakamlara dönüşüyor. Zihnimde tek bir sayı kalıyor, 1. Zoe’nin naif sesi düşüncelerimin arasına girdi.
“Annem, bir günlük yazardı. Abimle annemin yanına giderdik. Çok meraklıydık, anneme sorduk bir gün “Anne, sen niye mutsuzsun?” . Sustu, bize gülümsedi yalnızca. “Ben mutluyum, papatyalarım.” Dedi. Mutsuz gibi bazen dalıyordu ve bu sır gibi saklı.” Dedi Zoe. Sesindeki titreme fırtınanın ortasındaki yanardağ.
“ Günlük nerede, biliyor musunuz?” dediğimde Kai cümleye atladı. “Annemin odasında olmalı, ben bir bakıp getireyim.” Dedi aceleci tavırla. Siyah kapüşonlu uzun kollu ve siyah geniş eşofmanı evdeki tarzı sanırım.
‘Zoe, o iyi değil. Hayır, bakışlarındaki hüzün bana bir şey hatırlatıyor. Ayrılık günümüz...’ dedim içimden. Ayrılık günümüzden sonra odaya çekilip günlerce fotoğrafına bakmıştım. Ruhum yaşamıyordu ama temel ihtiyaçlarımı giderirken bile dalıp gidiyordum. Sanki oraya ait değilmişim gibi.
Turuncu kapüşonlu kazağımın kırışan kenarlarını düzelttim. Mavi eşofmanım ortamın gergin havasına zıt düşüyor. ‘Kai niye bu kadar acele davrandı?’ dedim içimden.
Adım sesleri geldiğinde başımı dikleştirdim. Siyah kapağındaki pürüzler, kilitli olması için basit bir ip. Orta boy günlüğün siyah kapağındaki ipi açtı ve sayfaların hışırtısı kulaklarıma geldi.
“Buldum! Bakın burada bir şey yazıyor. “Victor, peşimden geliyor. Hayır, uzak durmalı. Ondan ayrılsam da peşimi bırakmıyor.” Ve gözyaşı izi. Bu, tanıdık geldi mi?” dedi sorgular tavırla Kai.
Biz özel bir defteri okuyoruz ama ya annesi istemiyorsa? Bunu hiç mi düşünmedi? Zoe, titrek bir nefes verdi. “Leo, abi o benim peşimi bırakmıyor.” Dediğinde gerginlik artarken Leo’nun adını duymamla sinir hücrelerim belirginleşti. ‘Sakin ol, Mark. Bu mesele kapanmadı. Sakin dedim sana!’ dedim içimden.
Kai, gergin ve sinirle karışık bakarken söyleyecek bir şey bulamadı. Beş dakika sonra Linda konuşmaya başladı. “Benim, söylemem gereken bir şey var.” Bakışlarındaki kararsızlık dudaklarını kemirmesine neden oldu. ‘ Huzurlu ortamda yaşatmak isterdim seni, ballı turtam. Prensesime gelince, onun adını almak artık seni ürkütmüyor mu?’ dedim içimden.
Linda’nın soğuk ellerinin üzerine sıcak ellerimi koyduğumda minnetle baktı. “Biz...” Sesi tereddütlü çıktı.
“Clink,clink,clink.” Çalan telefon sesi odağımı böldüğünde Linda dudaklarını mühürledi. Linda, mor kılıflı telefonunu cebinden çıkarıp ekrana baktı.
Neden tedirgin bakmıştı başta? Ne oluyordu bu hüzünlü bakışlarında? Neden onu sarıp sarmalamak istiyorum, sadece arkadaşım olduğu için mi?
“Alo! Anne, tamam geliyorum.” Dediğinde meraklı bakışlarımız Linda’ya döndü. “Annem çağırıyor, gitmeliyim.” Dediğinde sesinde tedirginlik kol geziyor. “Önemli bir şey söyleyecektin. Neydi o?” dediğimde korkusunu gizlese de gözlerinin derininde gördüm.
“Boşver, sadece yorgunum. Görüşürüz, hayat arkadaşı.” Dedi ve Zoe’ye döndü. “Görüşürüz, menekşem.” Dedi gülümseyerek. Linda, Zoe’ye kollarını sardığında hafif bir kıskançlık hissetsem de kendimi toparladım. “Görüşürüz, ballı turtam.” Dedim çaresizce.
Kai’den:
“Zoe ,o kız çocuğu sendin.” Dedim soğukkanlılıkla. ‘Bücür, özür dilerim. Dürüst olmalıydım, bücür.’ Dedim içimden. Ortamdaki gerginlik havası ağırlaşmaya başladı.
Zoe, bir yere dalmaya başladı ve gözleri kapandı. ‘Benim yüzümden ona zarar geliyor. İyi olmalı, onu korumayı başarabilmeliyim.’ Dedim içimde fırtınalar koparken. Gözyaşlarım akmak istediğinde aidiyet duygusu yine ortadan kayboluyor.
Aramızdaki bağ ipi koparken karanlık ortama bürünüyor. Geçmişin siyah eli kirli bir griye dönüşüyor. Kapı aralanmaya çalışırken siyah el kapatıyor. “Ay meleğim, lütfen uyan.” Sesim sessiz haykırışlara dönüştü.
“Bücür, uyan!” dedim endişeyle. ‘Uyanmalı, kardeşime zarar vermiş olamam. Uyan, ay yüzlüm.’ Dedim kendime gelemezken. Gözleri açıldığında nefesim rahat hâle büründü.
“İyi misin, bücür?” dedim endişeli sesimle. “İyiyim, abi.” Dedi. Hayır, o iyi değil mi? Emin olamıyorum artık, ruhum beni boğuyor. Mark, hüzünle karışık endişeyle Zoe’ye baktığında bir yanım ‘Haklı!’ derken bir yanım da ‘Kardeşimin yanında ne işi var?’ dedi.
“Emin misin?” dedi şüpheyle Mark. Canım kardeşim, nefes verdi ve konuştu. “Eminim.” Dediğinde sesindeki hüznü hissediyorum. Gerginlikle karışık sinirin bakışlarıma yansımasına engel olamadım.
“Ballı turtam, iyi misin?” dedi kibarca Zoe. İlk hoşlantısını bana anlatan, acılarını paylaşan, sevinçlerimizi paylaştığımız canım kardeşim.
Yanındayken huzurlu hissetsem de biri bana sesleniyor. ‘Sen, ait olduğun yerde değilsin.’ Diyor. Duraksıyorum, ait olduğum yer burası ama fısıltı öyle söylemiyor.
Ellie’ den:
Otobüs durağına ilerlerken huzurun zihnimde yer edindiğini hissettim. Heyecanımla huzurum birbirine karıştığında düşüncelerimde Henry var. Bana gösterdiği resim, o resimde beni çizmiş.
Yüz hatlarımın belirginliği, saçlarımın gerçekçiliği, zarif bir çizim. Kuğu gibi hareket etmek istesem de kendimi durdurdum. ‘Hayır, şimdi değil. Evde serbestiz.’ Dedim içimden.
“Gözlerimi kapatıyorum, aklımdasın.” Sesi zihnimde yankılanırken gülümsemem genişledi. Çukurlarım derinleşti ve aklım o anda takılı kaldı. ‘İçime işleyen kar tanesisin, buz prensim.’ Dedim içimden.
Otobüs durağındaki küçük, gri oturaklar boş iken ortadakine yerleştim. Rüzgar, saçlarımı uslu bir çocuk gibi savuruyordu. Etrafın sessizliği kalbimin sesinin gürültüsünü duyulur hâle getirdi.
“Seni seviyorum, buz prensim.” Sesimin fısıltısı rüzgarın esişiyle kayboldu. Saçlarım önüme gelirken büyük bir el çekti. “Nar çiçeğim, hava soğuk. Üşütmeni istemiyorum.” Dedi narin bir çekicilikle.
“Ben...” dedim sesim titrerken. Sıcak nefesi yüzüme çarptığında nefesim kesildi. Yüzündeki sırıtışı erimeme neden olurken okyanus mavisi gözlerindeki bakışı dudaklarıma takıldı. “Güzelim, sen aklımı kaçırmama neden oluyorsun. Bunu biliyor muydun?” dedi sırıtışı genişlerken.
“Olur.” Dedim kekelememeye çalışarak. Siyah jeep ihtişamıyla göz kırptı. “Biliyordum.” Dedim titreyen sesimle. Yanaklarımdaki kızarıklık belirgin hâle geldiğinde narin hareketi aklımdan çıkmadı.
Sağ elini sol elimin üstüne koyup sıkıca tuttum. Yüzümüzdeki gülümseme, huzurun gerçek bir çiçeğine dönüştü.
Henry’den:
Elini tutarken onun güvende olması rahat nefes almama neden oldu. Arabanın kapısını açtım nezaketimi sergileyerek. “Buyurun, nar çiçeğim.” Dediğimde sıcak gülümsemesi kıkırdamaya dönüştü.
Onu artık bir arkadaştan öte sevdiğimi fark ettim. “Ellie, ben...” Patlayan ses ile kanlar akmaya başladı. Victor, yine ne yapıyordu? ‘Hayır, hayır olamaz. Ellie güvende mi?’ dedim içimden.
Rüzgarın uğultusu siyah bir karanlığa neden olurken yağmur damlaları sanki bize ağlıyor. Damlalar yüzüme çarparken Ellie’ nin belindeki elim sıcak bir şey hissetti.
Gözlerimdeki yaşlar, içimdeki sessiz çığlıkları dile getirdiğinde göz kapaklarımı kapattım. ‘Ellie iyi, o iyi.’ Dedim içimden. Rüzgarın uğultusu hızlanırken ağaçların hışırtısı duyuldu. “Henry.” Dedi fısıltıyla.
Yağmur, bize ağlarken gözyaşlarım uyum sağlıyor. “Nar çiçeğim!” Haykırışım kuşların yeşil ağaçlardan uçmasına neden oluyor. Elimdekiler teker teker giderken bakışlarımdaki Hüzün, nefret ile karıştı.

Nasılsınız kelebek okuyucularım?
Sizce bölüm nasıldı?
Yorumlarınız benim için değerli, bunu unutmayın.
Sizleri seviyorum! Hoşçakalın 🧚♀️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18