25. bölüm / 25
Diğer Yarım : Görünmeyen Kader25. Bölüm: Karanlığın Ucundaki Fener
Bölümler 25Şu an: 25. Bölüm: Karanlığın Ucundaki Fener
- 1 Bölüm 1: Zoe'nin Hisleri678 kelime
- 2 Bölüm 2: Romantik Anlar496 kelime
- 3 Bölüm 3: Derin Duygular231 kelime
- 4 Bölüm 4: Tesadüf407 kelime
- 5 Bölüm 5: Yeni Öğrenci297 kelime
- 6 Bölüm 6: Kıskançlık466 kelime
- 7 Bölüm 7 : Bayılma ve Çarpıntı934 kelime
- 8 Bölüm 8: Sevgi Tohumları ve Taburculuk877 kelime
- 9 Bölüm 9 : Renkli Hayat Gerekçeleri1.631 kelime
- 10 Bölüm 10: Gizemin İki Yüzü2.201 kelime
- 11 Bölüm 11: Acının İki Yüzü2.309 kelime
- 12 Bölüm 12: Sırların Sessizlik Fırtınası1.677 kelime
- 13 Bölüm 13: Özgürlük Kapıları2.216 kelime
- 14 Bölüm 14: Ruhların Derin Haykırışları2.367 kelime
- 15 Bölüm 15: Aynanın Kırık Yansımaları1.951 kelime
- 16 Bölüm 16: Araştırma Kalıntıları ve Huzurun Melodisi2.623 kelime
- 17 Bölüm 17: Sessizliğin Çığlığı2.394 kelime
- 18 Bölüm 18 : Geçmişin Hayaleti837 kelime
- 19 Bölüm 19: Gerginliğin Gri Tonu ve Anıların Ruhu1.701 kelime
- 20 Bölüm 20: Adalet Kılıcı ve Huzur Katili1.980 kelime
- 21 21. Bölüm: Adaletin Merhametli Yüreği ve Acının Buruk Kalemi1.353 kelime
- 22 Bölüm 22: Acının Adaleti942 kelime
- 23 23. Bölüm: Adalet Korkularının Kabusu871 kelime
- 24 Bölüm 24: Gizem Yağmuru875 kelime
- 25 25. Bölüm: Karanlığın Ucundaki Fener1.510 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ellie’den:
“Katilin, iş adamı kimliğinin arkasına saklandığı ortaya çıktı ama delil yetersizliğinden dolayı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı biliniyor.” sessiz gözyaşlarımın tuzlu tadı ruhumu parçalara böldü.
Elimdeki telefondan rehberdeki kişilere girdim. Henry’i aramalı mıyım? Neden o hayatımızı zindan ediyor? Daha hangi sırlar var? Henry iyi mi?
Dudaklarımı kemirerek ekrana bakmaya devam ettim. His bulutları güneşin ışığını sakladığında karanlıkta yürürken ayağım taşa takıldı ve düştüm.
Düşmemle birlikte sessiz bir acı kırıntısı yüreğime yerleşti. Düştüğüm yerden titreye titreye kalkıp arkama baktım ama
o yok?
Rüyanın parçaları kar küresinin camına yansıdı. Issız bir adanın gecesi gibi ateş böceklerinin sesi korkuların sessizliğini yuttu.
Cesaret gölgenin elini tutup zihnimde dolaştı. Onun rehberine dokunup arama tuşuna bastım, telefonun sesi cesaretimi körükledi.
“Alo, buz prensim?” çaresiz bir kuşun son çırpınışlarının haykırışı gibi titredi sesim. “Alo, nar çiçeğim? İyi misin?” kısık çıkan sesi yaralı bir hayvanın hüznünü yansıttı.
“Seni özledim, o serbest kalmış. Yine ne peşinde? Niye bizi kavuşturmuyor?” soğuğun tenimize işleyen titremesi gibi soruların peşinde koştum.
Yatakta oturur pozisyona gelip tırnaklarımla oynadım. “Onu hapise geri gönderince kavuşabileceğiz, nar çiçeğim. Ben de seni özledim.” narin bir gülün koparılan dalı gibi umut bekledik.
7 Yıl Önce, Ellie 10 Yaşındayken:
Kar taneleri rüzgarın artmasıyla birlikte daha hızlı yağmaya başlamıştı. Kırık bir kalbin vedayı nasıl karşılayacağını bilmeden usul usul yağıyordu.
“Onları da toplayın, elindekini şuraya koy bal peteğim.” babasının annesine seslenişini gülümseyerek karşıladı küçük kız. Elindeki hafif koliyi kenara bırakan babası esen rüzgarın duygusuna kapılmıştı.
Etrafı buruk bir tebessümle izleyen bal peteği saçlı kız kapının önündeki ağaca yaslanmış birini gördü. Tanıdık gelen silüete doğru koştu ve yanındayken soluklandı.
“Gitmeseniz olmaz mı, nar çiçeğim?” kırgın bir kalbin çığlığı sesin anlamına saklanmıştı. Buruk tebessümü yüzünden sildi ve kısık ses tonuyla konuştu, “Senden ayrılmak istemiyorum ama buna mecburum. Hoşçakal, buz prensim.”
“Seni özleyeceğim, umarım ileride görüşürüz. Beni özlediğinde yıldızlara bak, oradan seni izliyor olacağım.” hüzün bulutları merhametin etrafını sarmaladı.
Kararan bulutlar gözyaşlarımızın ardındaki ruhu hissetmiş gibi peşimizden geldi. Yağmur damlaları saçlarımızı kıyafetlerimizle ıslatırken içeriden annemin sesi geldi.
“Kızım! Her şey hazır, arabaya bineceğiz. Seni bekliyoruz, çabuk ol.” dedi annemin kendinden emin sesi. Gözyaşlarım yağmur damlalarına karışırken son bir kez gözlerinin derinliğine baktım.
Elindeki kırmızı şemsiyeyi bana uzatarak derin bir hüzünle baktı. “Ay bugün çok güzel, yıldızlar sana yol göstersin nar çiçeğim.” dedi acısını kalbine gömerek.
Uzattığı şemsiyeyi aldığımda elini indirmeyerek gözümden akan yaşları sildi. “Bir sonraki evrende görüşmek üzere, nar çiçeğim.” sadece benim duyabileceğim fısıltıyla konuştu.
“Görüşürüz, buz prensim.” dedim fısıltıyla. Kar taneleri yağmur damlalarına dönüşmüş ve kamyonetin camına sertçe vuruyordu. Cebimdeki kalpli notu ona uzatırken elim titredi ama sözleri bir kez daha kalbimi esir almıştı.
Porselen bebekmişim gibi elimdeki kağıdı kolunu uzatarak aldı ve elimi son bir kez daha tuttu. “Karanlığın şafağı saf ışığını esir alacak olursa yıldızlara bak ve beni hatırla.” Dedi zihnimdeki hatıra uzaklaşırken. Küçük erkek çocuğunun sesi fısıltıdan farksız çıkarken hatıra kapısı kara bulutların etkisiyle kilitlendi.
Günümüz, San Francisco;
Vincent’ten:
Sessiz çığlıklarım dağlarda yankılanmaya devam etti. Ölüm gölge gibi saklanırken gözlerimdeki ifade korkusuzluğum onu şaşırtmıştı. Bilgisayardaki kodlamayla uğraşırken yine hayallere dalmıştım.
"Arkanda iz bırakma." dedi Alex uyarıcı bir sesle. Başımı onaylarcasına salladım ve yazılım yapmaya devam ettim. "Evet, başardık. Victor'un sistemine girebildim!" dedim Alex'e sarılarak.
"Ondan bir gün kurtulacağım demiştim, şimdi de sözümü yerine getirme vakti." dedim kollarımı birbirine dolayarak.
Dudakları kenara kıvrıldı ve omzuma hafifçe vurdu. "Bunu yapacağını biliyordum, göster kendini." dedi sakin bir ses tonuyla.
Sahte iş belgeleri, hastane kayıtlarının kopyasını aldım ve bilgisayarından çıktım. "Kopyasını alman iyi oldu, artık serbest kalamayacak." dedi gülerken gözlerini kısarak.
Henry'den:
Kapıyı tıklattım ve "Gir!" sesiyle içeriye girdim. Kapıyı ardımdan kapatarak yeşil sandalyeye geçtim. "Hakim Hanım, yeni bir kanıt bulduğunuzu söylediniz. Sizi dinliyorum." dedim arkama yaslanırken.
"Evet, Henry. Serbest kaldığı zamanki belgeler sahteymiş, kendisini masum gibi göstermiş." dedi ağırbaşlı bir ifadeyle. Siyah dosyayı bana uzattığında incelemeye başladım. "Peki, size kim ulaştırdı belgeleri?" dedim çatallı çıkan sesimle.
"Üvey kardeşin, Vincent." dediğinde ifadesiz yüz ifademin ardında yaşanan şaşkınlığı sindirmeye çalıştım.
"Bunu nasıl yaptı?" dedim ayaklarımı ritimle sallarken. "Bilmiyorum, bu arada kayıp dosyasıyla ilgili yeni ayrıntı buldum." dedi buz gibi bir sesle.
"Ailene dair iz bulduk, kardeşin Carrie bir aileye evlatlık verilmiş." dedi boğazını temizledikten sonra. Bu nasıl olabilir? Peki neden onları bulamıyorum, dedim içimden.
Zoe'den:
Flashback;
Elimdeki kalemi masaya bıraktığımda defterimi kapattım ve odamdan çıktım. Mutfağa girdiğimde gördüğüm karşısında şaşırdım. "Abi, sen portakallı kek mi yapıyorsun?" dedim gözlerimi büyütürken.
"Evet, güzelim. Sana yapıyordum." dedi sıcak bir şefkatle. Söyledikleri içimi ısıtırken kıkırdadım. "Canım abim, iyi ki varsın!" dedim belinden sarılırken.
"Sen benim hayatımdaki ışıksın, güzelim." dedi ben başımı omzuma koyarken. Elindeki çırpıcıyı kenara bıraktı ve ellerini başımın arasına koyarak bana doğru eğildi. Alnıma yaklaşıp öptüğünde samimi bir gülümseme edindim.
Çırpıcıyı eline aldığında salona gittim ve Love Next Door'un onuncu bölümünü açtım. Odağım ekrana kaydığında iki saatte iki bölüm izledim.
*Uyanış*
"Güzelim, bunu yapmak zorundaydım." dedi tanıdık bir ses. Başımdaki ağrı şiddetlenirken gözlerimi araladım. Görüntü neteştiğinde seslenen kişinin Leo olduğunu gördüm.
"Seni reddettim, yetmedi şimdi de beni kaçırmaya mı karar verdin?" dedim soğuk bir ses tonuyla.
Bakışlarındaki tehlikeli ışık öfkeye dönüştü, "Ben bitti demeden bitemez demiştim, meleğim." dedi dudaklarımı okşayarak.
Bağlı olan ayaklarım yüzünden elimden geldiğince tekme attım ve refleksle bacağının vurduğum kısmını tuttu.
"Meleğim, sinirliyken çok tatlı oluyorsun." dedi psikopatça kahkaha atarken.
"Uzak dur! Sen bana aşık değilsin, sen takıntılı bir manyaksın!" dedim öfkeli sesimle. Gülüşü söndü ve çenemi tek eliyle kavradı.
"Meleğim, ben sana aşığım. Niye bunu anlamıyorsun?" dedi yüzünü yüzüme yaklaştırırken. Nefesi dudaklarıma çarptığında başımı yana çevirdim.
Gözlerindeki tehlikeli parıltı bir anlığına söndü. "Sen psikopat bir insansın! Eğer beni seviyor olsaydın bana baskı yapmazdın, sen beni oyuncak gibi kontrol etmeye çalıştın takıntılı pislik!" dedim gizlice yerdeki bıçağa göz atarken.
"Bir zamanlar, sen beni her gün izliyordun. Hatta Linda yanındayken Nate ve ben hakkında konuşuyordunuz sizin sesinizi duyuyordum." dediğinde yutkundum.
"Sen...o olayı nereden biliyorsun?" dediğimde sırıttı ve tek bacağına ağırlık vererek baktı. "Çünkü ben de seni izliyordum ama sen fark etmiyordun!" dedi rahat bir tavırla.
Beni bırakması için ne yapmalıydım? Ben bunları düşünürken az önce yerde gördüğüm bıçağı o bana bakmazken alıp gizlice sıkıca bağlı ipi kesmeyi deniyordum.
"Meleğim, sana yemek getireceğim, uslu dur." dedi tehditkar bakış atarak. Odadan çıkıp gitti ve ip kesildiğinde ilk önce bileklerimi ovaladım. Ayağımdaki ipi de hızlıca çözüp kenardaki bıçağı aldım ve koşarak odadan çıktım.
Hızlı olmazsam beni fark eder, dedim içimden. Dış kapıdan çıkıp kapının kenarındaki anahtarla içeriyi kilitledim ve anahtarı görülmeyecek bir çalılığa attım.
Nefesim hızlanırken kamp alanına yakın yerde dudum ve soluklandım. Kalbime giren ağrıyla kalbimi ovuşturdum. "Tanrım, beni psikopat manyaktan kurtar." dedim fısıltıyla.
Linda'dan:
"Sana çikolata getirdim, hem de en sevdiğinden. Uyan, beraber yiyelim. Eskisi gibi bana gül, ruhunu iyileştiririm. Yeter ki bunu iste." dedi başucumdaki ses.
Özür dilerim Mark, uyanmak istiyorum ama ne kadar zorlasam da uyanamıyorum. Beni affedebilir misin?
Mark, sana senden hoşlandığımı itiraf edersem Nate gibi reddeder misin? Belki de bunu saklamaya devam etmeliyim.
"Seni bekleyeceğim, Kar Tanesi." dedi kapının gıcırdama sesi gelirken.
Henry'den:
"Henry, sana müjdeli haberim var. Üvey baban Victor'u gözaltına aldılar." dedi Hakim Ginnia.
Bakışlarım kadının yüzünde takılı kaldığında yutkundum ve hafifçe silkelenip kendime geldim.
"Teşekkür ederim, peki sonra ne olacak?" dedin meraklı bir tonla. Kadın sandalyesinde dikeldi ve hafifçe gülümsedi.
"Hapiste kalacak birkaç gün sonra mahkeme günü belirlenecek. Mahkeme günü netleştiğinde haber veririm, başka bir sorun yoksa çıkabilirsin." dedi ağırbaşlı bir tavırla.
"Başka bir sorum yok, teşekkürler. Bekleyeceğim." dedim icten içe sevincimi göstermezken.
Sonunda Ellie ile vakit geçirebilirdim! Victor artık ona zarar veremezdi ve ona zarar verecek herkesten korurdum!
Kimse bana ve kayıp olan kardeşlerime zarar veremez bne olduğum sürece. Hukuk bürosundan çıkmadan önce kalıplı birine çarptım.
"Özür dilerim, dalgındım." dedim utangaç bir şekilde. Karşımdaki kalıplı adam gözlerini gözlerime çevirdi. Adamın gözleri en sevdiğim renk olan turkuazdı!
"Sorun değil." dedi hafif otoriter bir sesle. Sert bakışlarının ardındaki duyguları okuyamıyordum. Eşyalarını toplamaya yardım ederken mavi bir dosyadaki ad dikkatimi çekti.
' Zoe Katherine ' yazıyordu dosyada. Bu kız Leo'ya aşık olan kız değil miydi? Peki bu kızla nasıl bir bağlantı hissediyordum? Bu kızın hayatımdaki önemi neydi?
Elimdeki belgeleri ona uzattığımda karşımdaki kişi biraz tanıdık geliyordu. "Ben, Kai Katherine." dedi ben ağzım biraz açık ona bakarken.
"Kendini niye tanıttın ki?" dedim yutkunarak. Bilmiyorum dercesine baktı. Zoe'nin kardeşi miydi abisi mi?
"Eşyan düşmüş." dedi siyah belgemi uzatarak. Birkaç saniye bakıştık. Kendime gelerek belgemi aldım.
"Bu arada, bir sıkıntın mı vardı? Yani...Dalgın görünüyorsun o yüzden sordum, yanlış anlamanı istemem." dedi duygularını gözlerinin derinlerine gömerek.
"Evet, bu bana özel." dedim ve mırıldandım. "Victor ile ilgili." dedim fısıldayarak. Elimdeki belgeleri sıkıca tuttum ve çıkışa ilerledim.
Küçük not kağıdım neredeydi? Neden belgelerin içinde yoktu?
Bıkkınlıkla geri döndüm ve yere baktım. Bu kağıt burada yoktu. Neredeydi?
Kai, sakin adımlarla arkasını dönmüş gidiyordu. Kağıdı beyaz zeminin üzerinde bulduğumda cebime attım ve devam ettim.
"Alo, nar çiçeğim?" dedim hukuk bürosunun önündeki parka otururken. Haber olup olmadığını merak ediyordu büyük ihtimal.
"Alo, buz prensim." Victor ile ilgili bir gelişme var mı?" dedi tedirgin bir sesle. Kalbim neden ağrıyordu şu an?
"Evet, var. Victor'un sahte belgelerini Vincent atmış ve Victor'u yeniden yakalamışlar. Kurtulduk, nar çiçeğim!" dedim sırıtarak.
***********&*&&&*>&>&***&*&&&*&**&*&&**
Selam Kelebeklerim!
Bu kitaba ara vermek zorunda kalmıştım ama geri döndüm!
Bölüm sizce nasıldı?
Victor'un serbest bırakılmasi nasıldı?
Henry, sonunda Kai ile tanıştı. Peki o sahneyi beğendiniz mi?
Sizce bir sonraki bölümde ne olacak?
Sizleri seviyorum kelebeklerim! Sonraki bölümde görüşmek üzere! Hoşçakalın!
Bölüm etkileşimi
