15. bölüm / 25
Diğer Yarım : Görünmeyen KaderBölüm 15: Aynanın Kırık Yansımaları
Bölümler 25Şu an: Bölüm 15: Aynanın Kırık Yansımaları
- 1 Bölüm 1: Zoe'nin Hisleri678 kelime
- 2 Bölüm 2: Romantik Anlar496 kelime
- 3 Bölüm 3: Derin Duygular231 kelime
- 4 Bölüm 4: Tesadüf407 kelime
- 5 Bölüm 5: Yeni Öğrenci297 kelime
- 6 Bölüm 6: Kıskançlık466 kelime
- 7 Bölüm 7 : Bayılma ve Çarpıntı934 kelime
- 8 Bölüm 8: Sevgi Tohumları ve Taburculuk877 kelime
- 9 Bölüm 9 : Renkli Hayat Gerekçeleri1.631 kelime
- 10 Bölüm 10: Gizemin İki Yüzü2.201 kelime
- 11 Bölüm 11: Acının İki Yüzü2.309 kelime
- 12 Bölüm 12: Sırların Sessizlik Fırtınası1.677 kelime
- 13 Bölüm 13: Özgürlük Kapıları2.216 kelime
- 14 Bölüm 14: Ruhların Derin Haykırışları2.367 kelime
- 15 Bölüm 15: Aynanın Kırık Yansımaları1.951 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Bölüm 16: Araştırma Kalıntıları ve Huzurun Melodisi2.623 kelime
- 17 Bölüm 17: Sessizliğin Çığlığı2.394 kelime
- 18 Bölüm 18 : Geçmişin Hayaleti837 kelime
- 19 Bölüm 19: Gerginliğin Gri Tonu ve Anıların Ruhu1.701 kelime
- 20 Bölüm 20: Adalet Kılıcı ve Huzur Katili1.980 kelime
- 21 21. Bölüm: Adaletin Merhametli Yüreği ve Acının Buruk Kalemi1.353 kelime
- 22 Bölüm 22: Acının Adaleti942 kelime
- 23 23. Bölüm: Adalet Korkularının Kabusu871 kelime
- 24 Bölüm 24: Gizem Yağmuru875 kelime
- 25 25. Bölüm: Karanlığın Ucundaki Fener1.510 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Linda’dan:
“Merhaba, ben Nate. On sekiz yaşındayım.” Dedi sert ve durgun ses tonuyla. ‘O eski hayatımın sevinç melodisiydi bir zamanlar, ses tonu dünyanın en güzel rengine bürünürdü konuşurken.’ Dedim içimden.
Gerçekler ortaya çıkmak için can atıyor, ruhum ise olanların ağırlığını taşırken güçlü olmak için direniyor. Gözyaşlarının gözümden akmaması için direncimi güce dönüştürüyorum. Sesinin netliği aklıma kazınırken geçmişin onu neye dönüştürdüğünü merak ediyorum.
Kilitli kapılarımı birileri zorluyor, zihnimdeki karanlık aralanan kapıyla ışık yayıyor. Ardına kadar açılmasa da ruhumu kanatmaya başlıyor.
“İsveç’ten geldim, sizi tekrar gördüğüm için sevindim.” Dedi ve tanıdık gülümsemesi yüzünde belirdi. Gözleri sınıftaki kişilerde dolaşırken benim gözlerimde takılı kaldı. Koyu kahverengi gözlerindeki özlem, acı ve huzur karışık görünüyor.
Bir zamanlar tanıdık olan gözlerinden bakışlarımı Mark’a çeviriyorum. Zihnimdeki kapının aralık açıklığı beni davet ediyor. Zihnimde siyah noktalar beyaz kapılara karışıyor.
*Flashback*
Leo ve Nate sohbet ederek basketbol sahasından çıktı. Maç bitmiş ve Leo’nun takımı kazanmıştı. “Nasıl da yendik onları, ahbap!” dedi Nate coşkuyla.
Leo’nun yüzünde masum bir gülümseme belirdi. Nate, sağ kolunu Leo’nun omzuna attı. İki dost yürürken asansöre yöneldiler. Ardından düğmeye bastı Nate, asansörü beklerken onları izleyen gözlerden habersizlerdi.
Linda ve Zoe, stadyum büyüklüğündeki basketbol sahasından çıktı ve arkalarından gizlice geldiler. Kantine doğru ilerlediler, Linda heyecanlı gözleriyle Nate’i aradı. Bakışları onu bulduğunda küllü bakır saçlarına takıldı.
“Ooo! Yine mi onu izliyorsun, elmalı kurabiyem?” dedi nazik bir sesle Zoe. Sorusunda merak ve samimiyet var. “Sadece gözüm takıldı, o kadar.” Dediğimde gözlerindeki bakış inanmadığını belli ediyordu.
İkimiz yan yana duran Leo ve Nate’e bakarken zihnim hiç olamayacak kadar huzurluydu. “Kabul et, Zoe. Sen de Leo’dan hoşlanıyorsun. Kızım, bakışların ‘Ben aşığım!’ Diye bağırıyor.” Dediğimde yüzü kırmızı ve turuncunun karışımına döndü.
“Domates gibi oldun, bebeğim.” Dediğimde ters bakışlar attı. “Linda! Öyle bir şey yok.” Dedi sesini kontrol ederken. “Tamam, kızma bebeğim.” Dediğimde bakışları yumuşadı. “Ben sana kıyabilir miyim, elmalı kurabiyem?” dedi şefkatli sesiyle.
Atmosfer dağılıyor ve acının alevleri gözlerimin önünde yanıyor. Nate ’in gerçek gülümsemesi dağılırken kapılar ardına kadar kapanıyor ve beni oradan iten görünmez bir kuvvet hissediyorum.
*Flashback bitti*
“Linda, beni duyuyor musun ballı turtam?” dedi nahif sesiyle. Gerçeklik, dünyanın acı bir gerçeği ve bir kez daha bunu anlıyorum. “İyiyim, sadece dalmışım.” Dediğimde gözlerinde saf bir ışık gördüm.
“İyi olman benim için yeterli, peki hayal dünyası nasıldı?” dedi şakayla karışık neşeyle. “Çok güzel, bulutlara uçtum hatta!” dedim abartıyı hissettirerek. “Beraber uçsaydık, beni yalnız bıraktın sayılır bulutlarda!” dedi bir nazik ses. Önüme baktığımda Zoe’nin seslendiğini fark ettim.
“Seni yalnız bırakmam, lalem.” Dedim sahici gülümsememi yerleştirip. ‘O benim üçüzüm, aramızdaki bağımız dostluktan da öte. Bu gerçekleri söylesem yıkılır, üzülmesi beni eziyor.’ Dedim düşüncelere dalarken.
Sis bulutu gerçeği ardında saklarken o bulut beni arafta bırakıyor. Nefesim beni boğuyor, yılanın yeşil zırhının baskısı artıyor. ‘Hayır, o henüz bu gerçeklere hazır değil. Sonra söylersem de onu incitmiş olurum. Ben ne yapacağım?’ dedim içimden geçirip. Düşüncelerim ruhumu daraltıyor, zihnimi meşgul etmeyi deniyorum.
Arafın ortasında yardım istiyorum, “İmdat!” diye bağırsam da kimse duymuyor. Herkes benim kaçırılmamı konuşuyor ama kimse benim nasıl olduğumu sormuyor Mark, Henry ve Zoe haricinde.
Sınıftaki gerilim tırmanırken Zoe ve Mark’ın dikleşen omuzlarını gördüm. Zoe, acılarıma ve sevinçlerime tanık olmuştu.
Zoe ’den:
Nate, etrafa bakarken aklıma yıllar önce yaşanan olay geliyor. Linda’yı sert şekilde reddedişi ve Linda’nın depresyona girmesi. Zihnime akın eden geçmiş anılar aralık kapıyı açmaya devam ediyor.
*Flashback*
Linda, gözyaşlarını akıtırken ruhlarımız bir gibi hissettim. Onun ağlayışı yüreğimi paramparça ederken kesik kesik nefesler aldı. “Elmalı kurabiye, iyi misin? Anlatmak ister misin, seni zorlamak istemiyorum.” Dediğimde kızarmış gözleri yüzümde gezindi.
“Hazırım, anlatacağım.” Dediğinde omuzlarını dikleştirdi ve gözyaşlarını sağ elimle sildim. “Ağla, elmalı kurabiyem. Ferahlarsın, zayıflık değil. Bunu biliyorsun, değil mi?” dediğimde buruk gülümsemesini yerleştirdi.
“Haklısın.” Dedi ve kiraza kayan dudaklarını araladı. “Senin desteğinle ona açılmaya karar verdim. Bu kararın dönüm noktam olacağını nereden bilecektim?” dediğinde soluklandı ve konuşmaya devam etti. “Yanına gittiğimde heyecanım beni neredeyse engelleyecekti. Özel bir şey konuşmamız gerektiğini söyledim. Başta sorgulayacak oldu ama ‘Tamam.’ Dediğinde sınıftan çıkıp müzik odasına geçtik. Zaten sana söylemiştim, oraları biliyorsun.” Dediğinde duyguları acının elli tonuna büründü.
“Ben onu sevdiğimi anlatmaya başladım. Heyecanlı olduğumdan elim ayağıma dolaşsa da konuşmayı başardım. İtirafımın ardından kırıcı konuştu. Beni sevmiyormuş, ondan vazgeçmeliymişim falan. Ben, o an koşarak gittim. Koridor yakınında söyledi bir de.” Dediğinde gözlerinden yaşlar aktı.
Dayanamayıp ben de ağlamaya başladığımda kollarımı beline sıkıca sardım. “O senin hayatını etkileyemez, elmalı kurabiyem. Ben varım, kimsesiz değilsin.” Dediğimde tatlı bir kıkırdama dudaklarından çıktı.
“Böyle gül işte, o seni üzemez. Seni üzeni ben de üzerim, elmalı kurabiyem.” Dedim ve göz kırptım. Kahkahalarımız havada uçuştu.
*Flashback bitti*
Nate, Linda’nın kalbini kırdı. Bakışlarımdaki nefret Nate’e ulaşırken o Linda ’ya bakıyor. Arkaya döndüğümde Linda, dolan gözlerini bastırarak yok etmeyi deniyor. ‘Linda, ne yaşattılar sana? Senin acını nasıl dindirebilirim?’ dedim içimden. O, Linda’nın hayatını engelleyemez, onu üzmenin cezasını çekecek.
Leo’nun yanına doğru geçtiğinde tarafını belli ediyor. Linda’ ya bakışlarındaki sevgi, geç kalmışlığın acısıyla bürünüyor. ‘O Linda’yı üzdü, yanına bile yaklaşamaz bundan sonra.’ Dedim içimden.
Ders bittiğinde çoğu kişi sınıftan çıktı. İki üç kişi kalmıştık, yine yalnızdık içimizde. Linda’ ya yaklaştım ve yanağını makas atarak sıktım. “ Yapma.” Dedi Linda kollarını birbirine bağlarken. Dudağını büzüp bana baktı.
“Kandıramazsın, elmalı kurabiyem.” Dediğimde kollarını çözdü ve büyük gülümsedi. Gamzelerinin belirginleşmesi dikkatimi çekti. Kolundan nazikçe tutarak kaldırdım ve kol kola girdik. Mark da sıradan kalkıp peşimizden geldi.
Koridordan kantine doğru indik. “Kantin” yazan beyaz ama yazısı siyah olan tabela, asker yeşili duvarlar ve içeriye girdiğimizdeki camla kapalı olan kutu benzeri kantin. Masalar iki üç tane ve dört kişilik, sandalyeler bej renginde.
Takip edildiğimi hissediyorum. Mark, Linda ve ben ortadaki kuzular gibi kaldık. Mark kantine benden önce varıp tostları sipariş etmek için bekledi. Mark’ın yanına vardık ve siparişleri söylemeye başladık. Linda “Ayvalık tost ve çikolatalı süt.” Dedi. Ben “Kaşarlı tost ve şeftali meyve suyu.” Dedim. Mark da “Kumru ve portakal suyu.” Dedi sakin ses tonuyla.
Boş olan masalardan birine geçip oturduk. Siparişlerimizi beklerken meyve suları ve sütü almıştık. “Dün olan olay, Leo beni yıllarca kandırmış. Linda’nın yerini bilmediğini söylemişti!” dedim kısık ses tonuyla.
Mark konuşmayı ele aldı. “Bana şüpheli görünüyordu en başından beri. Hareketlerinden tavırlarından nasıl bir sahteliği taşıdığı belli olmuştu. Sen ona olan aşkından kör oldun, Zoe. Senin suçun yok, o kabahatli.” Dedi yatıştırıcı tonuyla.
Linda titreyen dudaklarını kıpırdatmadı, sanki düşünceleri onu boğuyor ve gözlerindeki ifadeler korkuyla karışıyor. “İyi misin elmalı kurabiyem?” dedim sorarak. Ellerini nazikçe tutup onun bana bakmasını sağladım. Gözleri dolmuştu, vücudunda hafif bir titreme var. “Üşüyor musun ballı turtam?” dedi Mark.
Linda sustu, uzun bir bekleyişin ardından dudaklarını kıpırdattı. “Üşümüyorum.” Dediğinde Mark inanmadı. ‘Tabi inanmaz, elmalı kurabiyem kötü görünüyor. Ona zarar veren beni karşısına alır.’ Dedim içimden. “İyiyim.” Dediğinde üstüne gitmek istemedim. Hazır olunca anlatır. İyiyim dese de iyi değil, Nate yüzünden ağlasın istemiyorum.
Linda’dan:
Geçmiş, ardımda bıraksam bile dönecek bir gerçek belki de. “Geleceğe odaklanın.” Diyorlar ama nasıl yapacağım. Ruhum paramparçayken nasıl ayağa kalkacağım? Bölünen parçalarımı birileri bulup teslim mi eder yoksa elime alıp kırar mı?
“İyi misin elmalı kurabiyem?” dediğinde bakışlarım Zoe’ye döndü. Bakışlarımdaki anlamı anlamış gibi bana baktı, sanki ruhumu okuyor gibi. ‘Gerçekleri söylesem mi? Geri dönülemez bir yol olur. O bana şefkatle bakarken ben nasıl söylerim? O şefkatin yerini acının almasına izin veremem. Onu korumak için susmalıyım.’ Dedim içimden.
“Üşüyor musun ballı turtam?” Evet, bir soru daha geldi. Mark’ın sesi yatıştırıcı ama acım geçmiyor. Ruhum üşüyor, soğuğun ortasındaki buz kalıplarının arasında. “Üşümüyorum.” Dediğimde Mark’ın gözlerinde bana inanmadığını gördüm. Bu o kadar ruhsuz bir cevap, kimse inanmaz.
Ellie’ den:
Sınıfımdan çıkıp en arka sırada resim çizen Henry’e baktım. Acaba nasıl bir şey çiziyor? Ona bakarken gözleri benim gözlerime takıldı. Yanaklarımın kızarmasını umursamadan kızgın ifadeyle ona baktım.
Arka sıradan kalkıp sınıftan çıktı. “Günaydın, Ellie.” Dedi muzip bir sesle. ‘Tanrım, niye beni yakaladı ki? Onu kendim tarafımdan affettiğimi bilse ne yapacağım?’ dedim içimden. Kekelemek yok, Ellie. Sakin ol, başka evrende gibi hayal et.
“Günaydın, Henry.” Dedim dargın ses tonuyla. Onun yaralarını sarmak istiyorum ama o günden sonra ondan çekiniyorum. Üç gün geçse de atlatamıyorum.
Ona olan sevgimi gömdüm sanmıştım, asla gömmemişim. İki eliyle gizlediğini bana doğru uzattı. “Teşekkür ederim, zahmet etmeseydin.” Dediğimde gözleri gülümsememde takılı kaldı. Yanaklarım kırmızının elli tonuna büründü.
Önüme gelen perçemimi kulağımın arkasına sıkıştırdı. Kalbimin atışları hızlanıyor, nefesim en gerçekçi hâle bürünmüş. Afallamış hâlime kıkırdadı ve yüzümü çenemde tutarak kaldırdı. “Rica ederim, zahmete ne gerek var.” Dediğinde sıcak nefesi dudaklarıma çarptı.
Dudaklarımız arasındaki mesafe azalmıştı. Sınıftan çıkan arkadaşım imayla ikimizi işaret etti. Ani bir hareketle mesafe koydum. “Ben, teşekkür ederim. Gitmeliyim, ödevim var.” Dedim ve koşarak sınıfa döndüm.
Henry’den:
Ruhumun karmaşasını kağıda çiziyorum, bu an aklımda olan tek şey elimi tutan sıcak elin sahibi. Çizimime son dokunuşları ekleyip bitirdim. 2B kalemi kalemliğin ön gözüne koydum ve çizimime baktım. Bal köpüğü saçların arasında utangaç bir yüz, küçük burnu, güldükçe küçülen ela gözleri gözümün önünde canlanıyor.
Onu bakışlarını yakaladığımda muzipçe sırıttım. ‘Ellie, gözlerindeki bakışları görebiliyorum. Her ne kadar öfkeli görünsen de bana karşı koyamıyorsun.’ dedim içimden. Ela gözleri maviye dönerken bakışlarını çekti. Yanakları kırmızıya döndü ve başını eğdi. ‘Çok tatlı görünüyorsun, tavşanım.’ Dedim içimden.
Çizimi bırakıp sandalyeden kalktım ve özgürlüğüme doğru adım attım. Neşemin kaynağı 1.62 boylarındaki genç bir kız. Siyah ceketimin cebindeki fıstıklı çikolatayı elime alıp arkama sakladım.
Yanına vardığımda bakışları afallamaya döndü. “Günaydın Ellie.” Dediğimde yanakları en koyu tona büründü. Telaşı sırıtmama neden olurken cevabını verdi. “Günaydın Henry.” Dedi dargın ses tonuyla.
‘O bana hâlâ kızgın mı? Onu nasıl affettirebilirim?’ dedim içimdeki fırtınaları gizleyerek. Gözlerinin derinine baktığımda affetmek ile dargınlık arasında bir kuyuda. ‘Seni o kuyudan çıkaracağım, fındığım.’ Dedim içimden.
Heyecanının yüzüne yansıması gözle görülür hâlde. Fıstıklı çikolatayı ona uzattığımda mahcup bakışları gözlerimi deliyor. “Teşekkür ederim, zahmet etmeseydin.” Dediğinde gülümseyen dudakları aklıma kazındı. Onu korumak ile öpmek arasında kalsam da onu korumayı seçiyorum.
Aramızdaki mesafeyi azalttım ve bal köpüğü perçemini kulağının arkasına attım. Dudaklarının kırmızılığı belirginleşmiş hâlde. Yakınlığımız onun afallamasına neden olurken kızarmış yüzünü eğdi.
Onu utandırdım mı? Çok tatlı göründüğünü bilmeli. Aramızdaki çekim ruhlarımızın dans etme isteğiyle doluyor. Dudaklarımı aralarken konuştum. “Rica ederim, zahmete ne gerek var.” Dediğimde aralanmış dudaklarındaki sıcak nefesi dudaklarıma çarpıyor.
Zamanı durdurmak ve dudakların ruhlara çarpışını hissetmek istiyorum. Her şeyi boş verip anı yaşamak istiyorum.
Mesafeyi azaltıp daha fazla yaklaştım. ‘Onun dudaklarının benim dudaklarımla dans etmesini istiyorum.’ Dedim içimden. Aniden sınıftan uzun saçlı kız çıkarken imayla ikimizi işaret etti.
Ortamın ne hâlde olduğunu unutmuştum, Ellie aramızdaki mesafeyi arttırdı ve utangaç hâli buruk bir gülümseme edinmeme neden oldu. ‘Anı yaşamak isterken niye bozuluyor, niye mutluluk saniyelik?’ dedim içimden.
Mark’tan:
Zoe, Linda ve ben Zoe’nin evine gelmiştik. Büyüdüğü yer burası mı? Linda’nın tırnaklarını kemirmesi sanırım travmadan. Ama bir şeyler saklıyor. Gözlerindeki endişe boşuna değil.
Zoe, yukarı kata çıktı. Linda ile ben afallamış vaziyette kaldık. “Ne yapacağız?” dedi Linda merakla. “Araştırma yapacağız.” Dediğimde aydınlandı.
Zoe, aşağı gelip bize baktı. “Salon müsait, geçebiliriz. Abim de geliyor zaten.” Dediğinde sesi titredi. Gece mavisi saçları biraz kısa ama uzun saçı da olmayan, dalgalı saçları dağılmış, yaklaşık 1,90 boyunda ve yüzü oval , kaşları kalın ve koyu maviye çalan gözleri olan, kaslı olduğu görülen biri indi.
Linda’ya döndüğümde Linda hayranlıkla karışık acıyla bakıyor. Anlamı var bu bakışların, peki anlamı ne ve ne saklıyorsun, ballı turtam? Bakışları bana döndüğünde hayranlık ve anlayamadığım bir duyguyla bakıyor.
Kai, gözlerindeki kararlılık ve gizli öfkeyle bakıyor. Yüzündeki stabil ifade soğukkanlı olduğunu gösteriyor. “Başlayalım.” Dedi ve elindeki dosyaları mavi metal masaya koydu. Siyah ve kırmızı dosyalar bana “Zoe Katherine” yazan dosyayı hatırlattı.
Sert ifadesi Linda ve Zoe’ye bakarken dağılırken bakışları bana döndüğünde korumacılığını gördüm. “Sen Mark olmalısın.” Dedi soğukkanlı tınıyla. Sesindeki gizli tınıda kıskançlığın izi hissediliyor.
Kai, titrek bir nefes verdiğinde söyleyeceği için hazırlandı. “Ben dokuz yaşında çocukken daha Zoe yoktu. Bir hafta sonra çocuk almaya gittik, yetimhaneye. Annem ve babam etrafa bakarken küçük, koyu kumral saçları klimanın etkisiyle savrulan bir kız çocuğu gördüm. Bize çok benziyordu, annem nereye baktığımı merak etti.” Dedi ve derin bir nefes aldı. “ O kız çocuğu sendin, Zoe.”
Kai, mavi dosyayı alıp içini açtığında gözüme tanıdık isim takıldı.
‘ Zoe Katherine:
Doğum Yılı : 15/03/2000
Anne Adı: Diana Katherine
Baba Adı: Mike Katherine ’
***********************************((*******(*(*((*(*(*(*(
Bölüm Bitti!
Nasıl?
Bölüm etkileşimi
