21. bölüm · Diğer Yarım : Görünmeyen Kader

21. Bölüm: Adaletin Merhametli Yüreği ve Acının Buruk Kalemi

Mavi_kelebeğim Kelebek

Henry’den:
“Söze direkt gireceğim. Baban uyuşturucu satarken yakalandı. Bildiğin her şeyi anlatmanı istiyorum. Babanla ilişkin nasıldı?” diyor bakır saçlı kadın. Zihnim karanlığa bürünüyor. Karanlıktaki gri el koyu renge bürünüyor.
*Flashback*
Küçük kız, elindeki pamuğa batikondan birkaç damla döküyor. Batikonun kapağını sıkıca kapatıyor. “Yaralanmanı istemiyorum, bunun bir çözümü yok mu buz prensim?” Diye üzgün bir sesle soruyor.
Küçük çocuk, omzuna değen pamuğun soğukluğuna karşı sesini çıkarmıyor. Aklına babasının açtığı yaralar geliyor. Küçük kızın merhametli bakışları karşısında üzüntüsünü içine gömüyor.
“Çözümü var mı bilmiyorum, ben senin üzülmeni istemiyorum nar çiçeğim.” Diyorum acıyı içime gömerek. Merhametli bakışları zihnimdeki beyaz renkli kapıyı aralıyor.
“O zaman sen de yaralanma, niye polis amcalara gitmiyoruz? Bize en fazla ne yapabilir ki o adam?” diyor üzgün ses tonuyla. Yaşlar gözlerime doluyor ama sıkıca kapatıp yaşları yok ediyorum.
“Henry, buraya gel. Yine mi parka gittin?” diyor yaklaşan ses. Valerie, endişeyle karışık sinirle bakıyor. Bakışları zihnimdeki korkuyu canlandırıyor. Manzaram birden değişiyor ve karanlık bir odaya dönüyor.
*Bitiş*
“Babam, hep işiyle meşguldü. Valerie ve bana iyi davranmazdı hatta bize zarar verirdi.” Diyorum acı sesime yansırken. Gözlerimin dolmasıyla gözlerimi sıkı şekilde kapatıyorum.
Anıları yok etmeye çalışıyorum ama aklımda canlanıyor. Zihnimdeki anılar silik birer görüntüye dönüşüyor. Sesimi düzeltiyorum ve konuşuyorum. “Beni çok kez aşağıladı, dövdü ve sevdiklerime zarar vermekle tehdit etti. Az önce bana bilinmeyen numaradan mesaj geldi.” Diyorum kararlı çıkan sesimle.
‘Ellie’yi korumak için ondan uzak durmalıyım.’ Diyor iç sesim. Telefonu çıkarıp yüzümü okutuyorum. Ardından gelen mesajı açıyorum. “Bu mesaj.” Diyorum telefonu masaya koyarken. Hüzün, zihnimdeki ipleri zorluyor.
Çatık kaşlarının altındaki sarıyla karışık açık kahve tonlarındaki gözleri mesaja yöneliyor. Ses kaydını açıp dinlemeye başlıyor. Sorgulayan bakışlarının ardını göremiyorum.
“Bu, büyük bir suç.” Diyor ses kaydı susunca. Korku ve hüzün aklımı karıştırıyor. “Peki izler geçti mi? Geçtiyse kanıt sunma ihtimalimiz çok az.” Diyor ciddi sesiyle.
Ellie’ den:
Elimdeki kalemi bırakıp başımı tutuyorum. ‘Henry, iyi misin? Niye aklımdan gitmiyorsun? Peki beni hatırlıyor musun, o küçük kızı hatırlıyor musun?’ Diyor içimdeki ses.
Kar taneleri, hızlı hızlı düşüyor. Masumluğum elimden kayıyor ve benliğim yok oluyor. Kar tanesi gibi eriyorum ama o yanımda değil. ‘Senin yanımda olmanı çok istiyorum, sıcak elini tutmayı ve hayranlıkla bakan gözlerini tekrar görmek istiyorum. Beni öpmeni istiyorum, tehditler olmadan aşkımızı yaşamayı istiyorum.’ Diyorum içimden. Bir damla yaş kar tanesi gibi hızlıca gidiyor.
Mor renkli çarşafları olan yatağıma uzanıyorum, zihnim onun ardında kalıyor. Üstümdeki yorganı iyice çekiyorum ve gözyaşlarımı gizliyorum. “Seni çok özledim, Henry.” Diyorum fısıltıyla.
“Tık, tık, tık.” Sesi zihnimde yankılanıyor. Gözyaşlarımı silip annemin kapıya yaslanmış halini izliyorum. “Kızım, iyi misin?” diyor endişeyle. “İyiyim, sorduğun için teşekkürler.” Diyorum gülümseyerek.
Odamdan çıkıp dış kapıya yöneliyorum. Kapıyı açtığımda açık kahverengi kolinin içindekiler zihnimi kurcalıyor. Koliyi alıp kapıyı kapatıyorum. Annem salondaki yastıkları düzeltiyor.
Gözlerimi oradan çekip odama çekiliyorum. Koliyi çalışma masamın yanına bırakıp kapımı kapatıyorum. Papatya çiçeği, bir not ve kamera cihazı çıkıyor.
Papatya çiçeğini elime alıp içine gizlenmiş notu çıkarıyorum. Çiçeği yatağımın üstüne bırakıyorum. Notu okuyunca çığlıklarım zihnimde yankılanıyor. “Oyunuma hoş geldin, Ellie. Senin Henry’i sevdiğini biliyorum. Ondan uzaklaş yoksa sonuçlarına katlanırsın.
Gönderen: Victor “
Notta yazanlar kanımı donduruyor, ağlamak istiyorum ama ağlayamıyorum. “Seni seviyorum Henry ama kader bize izin vermiyor.” Diyorum fısıldayarak.
Gri renkli kamerayı elime alıp incelemeye başlıyorum. Kolideki fotoğraflar dikkatimi çekiyor. Kameraya dikkatimi toplayıp fotoğraflara bakıyorum. “Siyah bir araba ve bir genç kız mı? Bu, Linda’ ya çok benziyor.” Diyorum fısıltıyla. “O kazanın arkasında Henry’nin üvey babası mı var?” diyorum fısıldayarak.
Kamerayı kenara bırakıp fotoğrafları elime alıyorum. Henry ve benim göz göze geldiğimiz an, beni kırdığı an, onunla pamuk şeker yediğimiz anların görüntüleri beni geriye götürüyor. O, bizi mi izliyor? Peki, niye izliyor?
Linda’dan:
Beyaz kapının ardından içeri giriyorum ve ışık gözlerimi kamaştırıyor. Yakın arkadaşım ve üçüzüm olan kişi önümde duruyor. Kumral saçları kısalmış ve gözlerindeki acı yüreğime oturuyor. “Linda, uyanmışsın. Bu bir rüya mı yoksa?” diyor neşeyle. Bakışlarındaki parıltı dostluğumuzu güçlendiriyor.
“Bilmiyorum ama seni görmek çok güzel, kırlangıç.” Diyorum gülümseyerek. Ayak adımlarımız bizi birbirimize yaklaştırıyor. “Benden ne saklıyorsun, elmalı kurabiyem?” diyor merakla karışık üzüntüyle.
“Her ne söylersem söyleyim sessiz kalma, lütfen. Bağır, çağır, haykır ama beni bununla cezalandırma.” Diyorum gözlerim dolarken. Derin bir nefes alıp cesaretimi topluyorum.
“Ben kaçırıldığımda bazı sırlar öğrendim. Diyorum titreyen sesimle. “Victor, intikam uğruna bizi parçalamış. Annen ile sevgili geçmişleri varmış, annen onu terk edince üçüzleri ayırmış.” Diyorum gözümden yaşlar akarken. “ Zoe; Henry, ben ve sen üçüzmüşüz.” Diyorum tek nefeste. Boğulma hissi gidiyor ama yaşlar gözlerimden akıyor.
“Benden bunu niye sakladın, elmalı kurabiyem?” diyor şokta olan sesiyle. Boğazımdaki yutkunma hissini geri itiyorum. “O, beni tehdit etti. Senin de kalp rahatsızlığın var bu yüzden sana bir şey olmasın istedim.” Diyorum boğuk çıkan sesimle.
“Ben bunu kaldırabilirdim ama sen benden bunu günlerce sakladın.” Diyor kırgın çıkan sesiyle. Gözlerimdeki yaşları silip koşuyorum. Beyaz zemin ağırlığımızı taşıyor. “Özür dilerim, beni affetmen için her şeyi yaparım.” Diyorum boğuk sesimle. Hüzün, damarımdaki kan gibi dolaşıyor.
“Seni hemen affedemem ama bana zaman verebilir misin, elmalı kurabiyem?” diyor hüzünle. Gözleri dolu dolu bana bakıyor. Kollarımızı sımsıkı sarıyoruz ve gözlerimizdeki yaşlar omzumuza dökülüyor. “Lütfen uyan, seni affedebilmem için uyan.” Diyor üzgün sesiyle. Yutkunma hissi geri geliyor.
Kapı, beni geriye doğru çekerken kollarımı ona uzatıyorum. “Lütfen, senden ayrılmak istemiyorum kırlangıç.” Diyorum fısıltıyla. Kapı sertçe kapanıp beni de önünde bırakıyor.
Henry’den:
“Bir gün parka gittiğim için beni bodruma kapattı.” Diyorum nefesim kesilirken. Kısık sese yakın olan sesim zihnimdeki anıları canlandırıyor.
“Darp raporu alman lazım, elimizde kanıt olmazsa emeklerimiz boşa gidecek.” Diyor şefkatle. Gözlerimden akmak isteyen yaşlar içime akıyor. “Tamam, alırım. O cezasını çeksin istiyorum, sevdiğim kıza artık zarar vermesin istiyorum.” Diyorum kararlı sesimle.
Zoe’den:
Kar taneleri hızlı hızlı yere düşüyor. Zihnim anıları aralıyor. Beyaz kapının ışığı gözümü kamaştırıyor. Beyaz el beni içeriye çekiyor. Kapı arkamdan sertçe kapanıyor.
*Flashback*
Küçük Zoe, karı ellerinin avuçlarına toplayıp heyecanla izledi. Saçı karışırken sinirle küçük Mark’a baktı. “Hiç komik değilsin!” dedi duvara yaslanırken. Küçük Mark, gece mavisi saçlarını geriye yatırarak haylazca gülümsedi. “Hiç sanmıyorum, kelebeğim.” Dedi çocuk içi giderek bakarken.
Küçük Zoe, kollarını kavuşturdu. Dudaklarını büzerek karşılık verdi. “Küstüm!” Dedi kahverengi banka ilerlerken. Küçük Mark, kıza yaklaştı ve haylazca gülümsedi. “Özür dilerim, kelebeğim.” Dedi ve kollarını beline sardı. Küçük kız dayanamadı ve kollarını beline doladı. “Affettim ama bir daha yapmak yok. “ dedi ve burnunu sıktı.
Görüntü silikleşti ve beyaz bir oda gözümü kamaştırdı. “Linda, uyanmışsın. Bu bir rüya mı yoksa?” dedim neşeyle. Yüz hatlarım gerginleşti ve yüzümde bir gülümseme belirdi. Parıltı bakışlarıma ulaştı.
“Bilmiyorum ama seni görmek çok güzel, kırlangıç.” Dedi gülümseyerek. Adım seslerimiz tok bir tını bıraktı. Odada yankılanan ses, aramızdaki sessizliği böldü.
İçimde filizlenen merak tohumu zihnimi kemirdi. Hüzün tohumu merak tohumuna baktı ve başlarını olumsuz anlamda salladılar. İçimdeki his, gittikçe büyürken dayanamadım. “Benden ne saklıyorsun, elmalı kurabiyem?” dedim merakla karışan hüznümle.
Tereddütlü bakışları içimi titretti. Kara bulutların kararlı olup olmama tartışması zihnini kararttı. Bakışları üzgün bir melodinin sakin sesine büründü.
“Her ne söylersem söyleyeyim sessiz kalma, lütfen. Bağır, çağır, haykır ama beni bununla cezalandırma.” Dedi sesindeki tanıdık melodiyle. Melodinin sesi daha fazla artarken titrek bir nefes verdi.
Hayatımızı değiştirecek bir cümle mi söyleyecek? Niye bu kadar hüzünlü? Bize neyi anlatmadı? Neden bizim hayatımız bu kadar zor?
Gözleri yaşlarla doldu. “Ben kaçırıldığımda bazı sırlar öğrendim.” Dedi titreyen sesiyle. “Victor, Henry’nin üvey babası, intikam uğruna bizi parçalamış. Annen ile sevgili geçmişleri varmış, annen onu terk edince bizi ayırmış.” Dedi ve gözlerinden yaşlar aktı.
“Zoe; Henry, sen ve ben üçüzmüşüz.” Dedi gözündeki yaşlar çoğalırken. Sarılmak istesem de kanadı kırılmış yanım gözünden yaşlar akarken bana baktı. Yapmamı istemiyordu sanki, onun bakışlarına yenik düştüm ve geri çekildim.
Kırık parçaları kalbimin en derin yerine batarken zihnim bilinmezliği uzaktan tanıdı. Bilinmezlik bulutları ruh halimin içindeki kıyıyı yağmurun sesiyle kapladı.
“Özür dilerim, kelebeğim.” Sesi zihnimde yankılandı. Kırık parçalarla dolu olan gözlerim Linda’nın dolu dolu gözlerine baktı. “Benden bunu niye sakladın, elmalı kurabiyem?” dedim sesim yabancı esirinde gibi hissederken.
Gözlerimi kapattığımda mavi gözler ruhumu esir alıyor. Rüyanın görüntüleri silikleşiyor. Kalbimin içindeki cam parçaları zihnimi de esir alırken sıcak bir avuç hissediyorum. Gözlerimi açtığımda gece mavisi saçlı prensim endişeyle bana bakıyor. Titrek bir nefes veriyorum.
“Uyanmışsın, nasıl hissediyorsun kelebeğim?” diyor tanıdık tok ses. “İyiyim beyaz atlı prensim, siz benim için çok mu endişelendiniz?” diyorum kıkırdayarak. Gözlerindeki ifade yüreğimin içindeki odacığa hapsoluyor. “Senin için çok endişelendim.” Diyor hüzünle karışık sevgiyle.
Selamlar kelebeklerim! Nasılsınız?
Mark’ın iyi yürekliliği?
Linda’nın sakladığı sırrı sonunda söylemesi?
Karakterlerin duyguları?
Savcı Hanım ve Henry’nin kanıt toplama maceraları nasıl?