23. bölüm · Diğer Yarım : Görünmeyen Kader

23. Bölüm: Adalet Korkularının Kabusu

Mavi_kelebeğim Kelebek

1 Gün Önce:
Victor’dan:
Rüzgarın uğultusu depodan çıkan kutuları keyifle izlememe eşlik ediyor. Ruhumun huzursuzluğu nefret dallarımı harekete geçiriyor. “Kimseye yakalanmamaya dikkat edin.” Söylüyorum. kararlı ses tonuyla. “Tamam, efendim.” itaati yüzümde siyah çiçekler gibi gülümsemeye dönüşüyor. Siyah takımı kusursuzluğu sembol eden korumaya el işareti yapıyorum.
Beyaz kamyonun kapıları gıcırtıyla kapanıyor. Sessizlik esintinin uğultusuna ruh katıyor. Gözlerimi kapattığımda zavallı çocuk sesi zihnimde dolaşıyor. “Lütfen bana bunu yapma!” çocuğun sesi sinirlerime etki ediyor.
“Sana huzur vermeyeceğim, Henry. Yapılanın cezasını masumlar çekmeli.” keyifli bir fısıltıyla söylüyorum. Elimi başıma götürüp zonklayan yerlere sert hareketlerle masaj yapıyorum.
Kamyonun arkasındaki arabama ilerlerken ruhum nefesimle konuşuyor. Arabadan içeriye girip anahtarla çalıştırıyorum. Frene basıp harekete geçtiğimde rüzgarın ılık nefesini hissediyorum. Evin otoparkını anahtardaki düğmeye basıp açıyorum.
Arabayı orta yere bırakırken anahtarımı montumun cebine koyuyorum. “Oyun hiç bitmeyecek, Diana. Yaşattıklarını sana yaşatmaktan vazgeçmeyeceğim.” kahkaham gerilim melodilerini ilham veriyor. Kahkaha sesim kesildiğinde sırıtışım tehlikeli havaya bürünüyor.
“Dırı, dırı...” sesi gerilimin kırmızı boyasına karışıyor. Telefonu kulağıma tutup açıyorum. Duyduklarım kontrol hissimi ele geçiriyor. Nefesim kesiliyor, acı zehirime selam veriyor.
“Efendim, polise yakalandık, sizi hayal kırıklığına uğrattığımız için üzgünüz.” söylüyor titreyen ses. Sinir, damarlarımdaki kana uyum sağlıyor. “Öterseniz size aklınıza gelmeyen her şeyi yaparım!” söylüyorum yılan tıslaması gibi sesimle.
Günümüz, Kayıp Bürosu:
Kai’den:
Haki yeşili duvarlar suçları örten bir salonu andırıyor. Seslerin ortaya çıkardığı uğultu zihnimdeki sesi bastırıyor. Savcının kapısının önündeki koltuklarda oturan iki kişinin huzursuzluğu ruhumun tepkilerine şaşırmama neden oluyor.
Niye onlara bu kadar yakın hissediyorum? Acıları niye beni etkiliyor? Niye tanıdık bir yabancı gibi hissediyorum?
Savcının odasının kapısını tıklattığımda “Girin!” sesiyle kapıyı aralıyorum. “Hoşgeldin, Kai. Geç otur.” sakin ses mahkumluğuma çiçek gibi açıyor. Gülümseme yüzümde belirirken duygularımı gizliyor.
“Hoşbuldum, Savcı Hanım. Size göstermem gereken bir dosya var.” diyorum otoriter sesle. Anlayışı ruhumu iyileştiriyor. Mavi dosyayı önüne koyduğumda siyah çerçeveli gözlüğünü düzeltiyor. Dosyayı açarken kaşları çatılıyor.
“Senin kardeşinin bu olayla alakasını çözmeliyiz.” diyor dosyayı uzatırken. “Onu yetimhaneden almıştık. Yetimhanede ona Zoe adını vermişler. Gerçek adını bilmiyorlar, biz de bilmiyoruz.” diyorum tok bir tınıyla.
“O gerçekleri öğrenmek istiyor, ona yardım etmek istiyorum. O ne olursa olsun benim kardeşim.” korumacılık içgüdüm duygularımla hareket ediyor. “Tabii ki, elimden geldiği kadar yardım edeceğim. Bu dosya ilginç geliyor. Bu ciddi bir mesele, kanıt bulursan bana haber ver.” söylüyor anlayışlı bir sesle.
Henry’den:
Tehditleri zihnimi sıyırıp geçiyor. O, senin hayatını mahvetmeden durmayacak, diyor iç sesim. Gözlerimi açarken görüntü ruhumdaki yaralara nefes aldırıyor.
Takım elbisesi cilalı şekilde iken yüz ifadesi sırıtmama neden oluyor. Bakışları sert bir tehditle bana bakıyor. ‘Sen bunun bedelini ağır ödeyeceksin!’ diyor bakışları. “Sen bana bir şey yapamazsın, üvey baba.” Keyfim kibirli ateşini söndürüyor.
“Bunu zamanla göreceğiz.” söylüyor benim duyacağım şekilde. Bakışları yaralı geçmişimi korkuturken onun ifadesi kıkırdamama neden oluyor.
“Bakalım, kim yenilecek?” buz gibi sesim duygularıma zarar vermesini önlüyor. “Çocukluğuma ve sevdiklerime bir daha zarar veremeyeceksin.” fısıltım zihnindeki karanlığına karşı çıkıyor. Parçalanmış anılarımdan biri kendini hatırlatıyor.
7 yıl önce, Cassandra Konağı yakınları:
Ateş böceklerinin vızıltısı gecenin koyu gökyüzüyle dans ediyor. Korkumun fısıltısı gözlerime yansıyor. Salıncağın demirlerini sıkıca tutuyorum, gözlerimi açmak istemiyorum. Ölüm tatlı kelimelerini zihnime aktarıyor.
“Buz prensim! Seni çok bekledim, sana bir şey olacak diye korkuyorum.” heyecanla birleşen korkusu gülümsememi anımsatıyor. Gülümseyişim gözlerime ulaşmıyor.
Eğer bir daha beni şikayet edersen annenin önünde seni öldürürüm, tehditkar ses yok olmamı istiyor. Zihnimdeki ses stres toplarını ayaklarıma yansıtıyor. Kolumdaki çizik acılarımı unutturmak uğruna kanıyor. Ruhum bedenimle kaybolmak istiyor, acıyı gülümsememe saklıyorum.
“Bana bir şey olmaz, merak etme.” söylüyorum şefkatli ses tonuyla. Bakışları koluma dönüyor. “O mu yaptı? Niye bunu yapmasına izin veriyorsun?” titreyen ses tonuyla konuşuyor.
Acılarım dolan gözlerine yansıyor, maskem düşüyor. Dikkatlice belime dolanan kolları huzurumu var ediyor. Kollarımı beline dolayarak yasemin kokusunu içime çekiyorum. Göz yaşlarım huzurun ellerine kavuşuyor. Yanaklarımdan süzülen gözyaşlarını durduramıyorum.
“Hayır, düştüm.” acı, gülümsemelerime iz bırakıyor. Solgun bir gülümseme dudaklarımda yer ediniyor. Gözlerinden akan yaşlar kalbimin ortasına saplanıyor.
Küçük elimi uzatıp nazik hareketlerle gözyaşlarını siliyorum. “Benim için ağlama, ben iyiyim.” onun neşesi yüzümdeki saf tebessümü hatırlatıyor. Gözlerindeki hayat parıltısı geri geliyor.
Birdenbire yanağıma değen dudakları heyecanımı geri veriyor. Geri çekildiğinde başını omzuma yaslıyor, yasemin çiçeğinin özünden damlatılmış nahoş bir koku gibi mayhoş bir etki bırakıyor.
Günümüz, Adliye:
Kelepçeli elleri artık bana vuramıyor, korkusu egomu okşuyor. “Oyununun tuzağa düşmek üzeresin, üvey baba.” fısıltım sakinliğimin engin sularında dolaşıyor.
Zoe’den:
Ders zilinin monoton sesi uykumu açmama yardım ediyor. Huzurun suskun darbeleri kelimelerimi yutuyor. Senin için savaşacağım, Linda, diyorum içimden.
Tereddüt, adımlarımdan geriye kalıyor. Çantamın sapını sıkı şekilde tutuyorum. Huzursuzluğun koyu griye boyanışı ruhumu içine çekiyor. Altıncı hissim niye kırmızı alarm veriyor bilmiyorum.
Şoförümüz, stabil ifadesiyle arabanın önünde bekliyor. Beni gördüğünde sigarasını yere atarak eziyor. “Hoşgeldiniz, küçük hanım. Anneniz sizinle önemli konular konuşmak istiyor.” sert bir tonla konuşuyor.
Arabaya binmek üzereyken kolumun çekilmesiyle sakin ifademi bozuyorum. “Benim peşimi artık bırak!” bağırışım gülümsemesini derinleştiriyor. “Hayır, bırakmayacağım. Sen benden gidemezsin, bunu anlaman için her şeyi yaparım.” sırıtışı korkumun ardındaki sinirimi canlandırıyor.
“Benimle geliyorsun, itiraz edersen çok sevdiğin arkadaşının fişini çektiririm.” tehdit eden sesi hüznüme saklanıyor. “Seninle hiçbir yere gelmiyorum, bunu yaparsan adalet yerini bulur.” kararlılık ruhuma dokunuyor.
Beyaz bir bezi koklattığında solumamaya çalışıyorum. “Benden kaçamazsın, meleğim.” fısıltı kadar çıkan sesi son duyduğum sözlerin sert melodilerini canlandırıyor.
“Onun yaşamını söndürme.” fısıltı kadar çıkan sesim son kelimelere dönüşüyor. Kollarına yığılmadan önce şoförün baygın halini görüyorum.
Karnındaki kanayan yara bunun kabus olacağını hatırlatıyor. Takıntının soğuk elleri hayal dünyama geçişimi aralıyor. “Ben seni asla bırakmam, kelebeğim.” huzurlu ses perdeye beni de çekiyor.