1. bölüm / 6
Defolu (Gerçek ailem erkek versiyon)Tanıtım
Bölümler 6Şu an: Tanıtım
- 1 Tanıtım1.281 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 1. Bölüm1.943 kelime
- 3 2. Bölüm2.018 kelime
- 4 3. Bölüm788 kelime
- 5 4. Bölüm1.798 kelime
- 6 5. Bölüm1.475 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dikkat
Bu kitap şiddet ve travma tetikleyici unsurlar içermektedir.
Soğuk, açık gri fayanslar; gelen sert adım sesleri ve yüksek bir sesle çalışan çamaşır makinesı... Son olarak da eski püskü kahverengi kenarlarında minik püskülleri olan kilimin üzerinde 8 yıl önce kardeşinden çöpe atacakken yalvar yakar aldığı açık mavi tabii artık kirden rengi griye çalan ince bir battaniyenin altında kendini olabildiğince sararak soğuktan korunmaya çalışan bir çocuk.
Ailesine asla kendini kabul ettirememiş. Ne yapsa beğenilmeyen, her yaptığına bi kulp takılan, yaptığı ve yapmadığı her şeyden dolayı cezalandırılan o çocuktu Bartu. 4 yaşında yetimhaneden alınıp bu eve geldiğinden beri gün yüzü görmemişti. Oysaki onu oradan alırken ona çok kibar davranmış ve gülümsemişlerdi ,çocuk aklıyla buna kanması çok da zor olmamıştı. Ama her yalanın bi sonu vardı eve geldikleri an onu şu an bulunduğu yere yani bodruma götürüp artık burada kalacağını söylemişlerdi. O ana kadar Bartu yetimhaneden daha kötü olmayacağını düşündüğü yerin aslında o kadarda tozpembe olmayacağını anlamıştı.
İlk gün küçücük çocuğu orada aç susuz bırakmış, ertesi günde ev işlerini yapmaya zorlamışlardı. Bartu ne ocağı açmayı ne de evi süpürmeyi bilmiyordu ki istemeden kaç kere elini yaktığını, kaç kere süpürgeyi yere düşürdüğünü hatta cam silmeye çalışırken -boyu yettiği kadarıyla- camdan düşmekten ucuz yırttığını kendi bile sayamamıştı.
Tabii bu işleri yapmak için bu kadar canını dişine takmasının bi sebebi de vardı; yapmadığında yetimhaneden onu alırken çok kibar olan sürekli gülümseyen ve ona şeker veren hatta Bartu'nun bi melek olduğunu düşündüğü adamın işler istediği gibi gitmeyince tam bi şeytan olduğunu kimse bilemezdi. O adamın verdiği işleri yapamadığında veya yapışını beğenmediğinde el kaldıracağını nereden bilebilirdi ki Bartu. Yetimhanedeki ablaları her zaman birbirine vurmanın kötü bir şey olduğunu söylemez miydi onlara? O zaman neden bu adam ona vuruyordu diye oldukça uzun bir süre düşünmüştü ama sonuca varamamıştı.
Şimdi yıllar geçmişti tüm bu olayların üzerinden. Onu evlat edinen kişilerin yanındaydı son 12 yıldır. Bu geçen uzun süre içerisinde ailesinin tabii aile denebilirse ona karşı olan tutumu değişmemişti. Onu bir hizmetçi gibi kullanır iyi günlerindeyse bir parça ekmek ve su verir geri bodruma gönderirleri.
Tam büyüme çağında olması ve bu kadar az beslenmesi elbette görümüşüne yansımıştı, boyu kendi yaşıtlarından kısaydı ve oldukça zayıftı. Sanki yaşadıklarından ve soğuktan uyuyamadığını dünyaya göstermek ister gibi oldukça koyu renge bürünmüş göz altları ve soluk teni doğal hafif bi kıvrıma sahip dağınık kahverengi saçları ve susuzluktan kurumuş dudakları onun görünümünü tamamlıyordu.
Pek dışarı çıktığıda söylenemezdi. Bu eve geldiğinden beri dışarı çıkışı iki kereydi. Bunlar üvey babasının kendini onu döverken çok kaptırdığı için hastaneye götürmesi ve kaçma girişimiydi aslında bu ikisi peş peşe olmuştu.
Yine dayak yemişti babasından ama sanki her darbe onun canını daha çok yakmıştı. Babası ona her yeri temizlemesini söylemişti. O daha 10 yaşındaydı, bu yaştaki bir çocuğa kendi kanını temizletmek fazla acımasızca değil miydi? Artık bu hayattan çok sıkılmıştı kaçıp kurtulacaktı buradan. Hem kimse yoktu , evde tek katlıydı. Camdan atlasa kolayca kaçabilirdi. Vücudundaki adrenalin patlamasıyla birden fikirlerini gerçeğe dönüştürmeye karar verdi küçük çocuk. Hava serin diye hırkasını aldı. Ona biraz küçük geliyordu ve birkaç yeri yamalıydı ama işini görüyordu. Tabureyi aldı, pencerenin önüne çekti ve camı açmaya çalışmaya başladı. Zorlansa da sonunda başardı ve yavaşça camın dışına çıktı . Bu zaten cam silerken görmeye alıştığı bir görüntüydü ama bugün atlayacağından daha da yüksek görünüyordu Bartu'ya. Tüm cesaretini toplayarak atladı dizlerinin üzerine düşmüştü ve çok kanıyordu ama şu an buradan kurtulma şansı vardı iki damla kan çok da önemli değildi. Var gücüyle koşmaya başladı nereye gitti hakkında hiçbir fikri yoktu sadece koşuyordu.
Ne kadar zaman geçmişti bilmiyordu ama günlerdir düzgün beslenmemesiyle gücünün tükenmesi pekte uzun sürmemişti. Bir cadde üzerine kadar koşmuştu. Kaldırıma oturup nefesini toplayıp devam edecekti hala yeterince uzaklaşmamıştı. Ama o nefesini toparlayamadan önüne siyah bir araba durdu. Arabanın camında kardeşi kafasını çıkartarak " Baba baba ben demiştim Bartu diye bak Bartuymuş"dedi. Daha nefesini toparlayamadan tekrar koşmak için kalkmıştı çocuk ama babasının arabadan inerek onun yakalaması daha hızlıydı. Zaten bu kadar zayıf bi bedene sahipken yakalanması çokta zor olmamıştı. Babası onu çekiştirerek arabaya bindirmişti çok kızgın görünüyordu eve vardıklarında çekiştire çekiştire bodruma indirmişti onu devamını hatırlamak hala çocuğun ürpermesine sebep oluyordu. Gözlerini hastanede açmış ve uyandıktan sonra hemen onu cehennemine geri götürmüşleri.
Hatırladığı anılarla zaten soğuktan titreyen bedeni sarsıldı Bartu'nun şu an 16 yaşındadı ama görüntüsü taş çatlasa 12 diyeceğiniz gibiydi.
Bodruma inen merdivenlerden sert adımlarla inen birisinin sesini duyunca hafif vücudunu dikleşmeye zorlamıştı ama olmuyordu. Hiçbir şeye hali kalmamıştı artık titreyen vücududa ona hiç yardımcı olmuyordu. Küçüklüğünden beri hassas bi vücudu vardı, hafif bir soğusa hava hemen hasta olurdu. İşte şimdi o anlardan biriydi.
Sonunda merdivenleri inmeyi bitiren üvey babası her zamanki gibi ona kızgın gözlerle bakarak yaklaşıyordu normalde olsa biraz geriye kaçmaya çalışırdı ama şu an o küçük hareketler için bile kımıldayamıyordu. Birden yakalarından tutularak kaldırılmasıyla nefesini tuttu küçük çocuk. "Ben sana kahvaltıyı hazırla ve etrafı topla demedim mi? Seni bu eve bütün gün yat diye mi o yetimhaneden aldım! " Ve işte başlamıştı bir tokat ve birkaç tane daha... Burnundan yavaşça akan sıcak sıvıyı hissedebiliyordu Bartu. Babası sıkılmış olacak ki duvara doğru fırlattı onu kafası duvara çarpmışı ve kafası zonklamaya başlamıştı. Çocuğun gözleri kararırken adam onu ayağından tutarak merdivenlerden yukarı doğru sürüklemeye başladı. Çocuk olabildiğince zaten ağrıyan başını basamaklardan korumaya çalışsa da her merdivende kafasını çarpmaktan ve sarsılmaktan kaçamıyordu. En sonunda merdivenler bittiğinde mutfağa doğru fırlattı babası onu. "Hemen sofrayı hazırla. " Demesinin hemen arsından küçük tatlı oğlu ve çok sevgili karısının yanına gitti adam.
Yerden kendini zorla kaldırmaya çalıştı bartu ama her denemede yere geri düşüyordu. kalorifere doğru sürünüp biraz ısınıp öyle kalkıcaktı. Hemen birkaç saniye yeterdi ona sadece ufak bi sıcaklık hissetmeliydi. Ona sonsuz gibi gelen ama aslında hepi topu 3 metre olan yolu süründükten sonra kalorifer peteğine ulaşmıştı ilk değdiğinde elleri buz gibi olduğu için peteğin sıcaklığını hissedememişti. Yavaşça kalorifer peteğine tutunup kendini yukarı çekti. O sırada sıcaklık hafif hafif vücudun yayılıyordu.
Peteğin sıcaklığıyla mest olurken arkasından yaklaşan adamı fark edememişti. Birden omzundan çekilip ocağa doğru sürüklenen çocuğun ağzından küçük bi çığlık kopmuştu. "Benim oğlum ve karım yemek bekliyor sen anca ısınmaya çalış ısıtıcam ben şimdi seni. " Demişti adam ocağı açarken. Olacakları anlayan çocuk, olamayan enerjisinin son kırıntılarıyla çırpınmaya başlamıştı. Vücudundaki yanıklar daha yeni yeni geçiyordu ve biraz daha eklemek hiç istemiyordu. Ama tüm çabası nafileydi çocuğun elini sertçe yanan ocağın demirine bastırdı adam. Ardından çocuğun çığlığını mutlulukla dinlemiş ve mutfağı kaplayan yanık et kokusununu tatminle içine çektiğinde çocuğun elini çekmişti ocaktan. Çocuğun akan göz yaşları, çığlık atmaktan ve soğuk algınlığından ağrıyan boğazı, soğuktan titreyen vücudunu ve artık kullanılmaz hale gelmiş elini süzdü. Bu çocuğa zarar vermekten kesinlikle zevk alıyordu. " Yemeği hazırlama bir bok yapamıyorsun. " Diyerek gitmişti ailesinin yanına adam ve sanki biraz önce Bartu'ya fiziksek şiddet uygulamamışçasına sakin ve neşeli bi sesle ailesine bugün dışarıdan yiyeceklerini söylemişti. Kardeşinin neşeli sesi ve kahkahaları ardından dış kapının sertçe kapatılması ve kilit sesleri evin içinde yankılandı.
Onların gittiğini gören Bartu yanmış elini hemen soğuk suyun altına soktu biraz alevini alsın diye. Sonrasında hemen merhem sürüp beceriksizce sardı. Yerdeki kanları hızlıca silmeye başladı , çok fazla kan vardı özellikle merdivenlerde. Her yeri temizlediğine kanaat getirdikten sonra onların evde olmamasından yararlanarak biraz ekmek yedi. Evet sadece ekmek çünkü eksilen şeyleri üvey babası hemen fark ediyordu ve Bartu mazoşist değildi. O yüzden sadece kuru ekmek yedi ve biraz su içti.
Hemen bodruma geri indi. Elini ağrıyan başına attığında kanadığını yeni fark etmişti ama yukarı çıkıp daha fazla sargı bezi veya yara bandı almaya ne enerjisi ne de cesareti vardı. Çok fazla yara bandı ve sargı bezi kullanınca babası ona kızıyor ve bu malzemeleri kullanması gereken daha fazla yaraya sebep oluyordu. O da artık boş vermişti hem belki ölüp buradan kurtulurum diye düşünüyordu battaniyesinin altına girdi ve üvey babası ve diğer aile üyelerinin eve geç gelmesini umarak uykuya daldı.
Bu benim ilk kitabım. Yazım hataları için şimdiden özür dilerim.
Bölüm etkileşimi
