33. bölüm · Dalgaya Doğru 🌊

Sevgilim

Black Night

(Tuna’nın Gözünden)
Kulübenin içindeki mumlar, Azra’nın yüzündeki o masum ifadeyi daha da yumuşatıyordu. O, etrafı incelerken gözlerinin parlayışını izlemek, kendi yazdığım tüm şarkılardan daha ilham vericiydi. Bir süre sonra bakışları köşede duran gitarıma takıldı. Gözlerinde o tatlı, muzip ışıltı belirdi.
"Bu gitar..." dedi, parmağıyla gitarı işaret ederek. "Bence buraya boşu boşuna gelmedi, değil mi?"
Gülümsedim. "Kesinlikle boşuna gelmedi," dedim, yerimden kalkıp gitarı kucağıma alarak. Aslında bu gece için aylardır aklımda olan ama bir türlü tamamlayamadığım bir şarkı vardı.
Cebimden, üzerinde notaların ve cümlelerin karalandığı, yer yer silinmiş o kağıdı çıkardım. Azra’ya uzattım. "Tamamlayamadım," dedim, sesim biraz kısıktı. "Çünkü bu şarkı, senin sesin olmadan eksik kalıyordu."
Azra kağıdı eline aldı. Başta tereddütle baktı, sonra satırlarda gözlerini gezdirdi. O kağıdı tutarkenki narinliği beni hayran bırakıyordu. Gitarın tellerine hafifçe dokundum; o tanıdık, hüzünlü ama umutlu melodi kulübenin sessizliğinde yankılanmaya başladı.
Şarkıya başladım. Sesim, duvarlardan sekip Azra’nın yüzüne çarpıyordu.
“Buzlar erirken, yolunu kaybetmiş bir yabancı değil,
Kendi sahilini arayan bir ruhun sığınağıyım artık.
Sessizliğin çığlığında saklı, bitmeyen bir şarkı gibi,
Sen yanımdayken, mevsimler hep bahar, hep yeni...”
Nakarat kısmına geldiğimde duraksadım. Azra, gözlerini kağıttan ayırıp bana baktı. Başta çekindiğini, sesinin çıkmayacağını düşündüğünü görebiliyordum. Ama elini yavaşça kendi kalbinin üzerine koydu. Ona cesaret vermek istercesine bakışlarımı yumuşattım.
"Hadi," diye fısıldadım, gitarı çalmaya devam ederken. "Sadece hisset."
Azra, sanki çok değerli bir sırrı fısıldarmış gibi, yavaşça mırıldanmaya başladı. İlk başta sesi çok kısıktı ama şarkının ritmi içine işledikçe sesi berraklaştı, özgüven kazandı.
“...Kendi sahilini arayan bir ruhun sığınağıyım artık...”
Birlikte söyledik. İki farklı ses, tek bir ritimde buluştu. Onun sesi, benim gitarımın tellerine sanki ruh katmıştı. Şarkının sonuna geldiğimizde gitarın son sesini havada bıraktım. Bir süre ikimiz de sustuk, sadece birbirimizin nefes seslerini dinledik.
Azra başını omzuma yasladı. Gitarı kenara bıraktım ve kollarımı ona doladım.
"Biliyor musun," dedim saçlarının arasına fısıldayarak. "Bu şarkı artık sadece bir beste değil. Bu bizim hikayemiz."
Azra gülümsedi, kollarını daha sıkı sardı. O an, müziğin bittiği yerde bizim yeni hayatımız başlıyordu.
Kulübeden çıktığımızda gece iyice ilerlemişti ama içimdeki sıcaklık kışın en soğuk gününü bile eritmeye yetecek kadar güçlüydü. Azra’nın elini tuttum. Parmaklarımız birbirine kenetlendiğinde, onun bu kadar doğal bir şekilde bana uyum sağlaması kalbimi yerinden oynatıyordu. Yol boyunca fazla konuşmadık; dalgaların sesi, yerini uzaktan gelen kasabanın uğultusuna bırakmıştı.
Evlerinin önüne geldiğimizde zamanın durmasını diledim. Azra, bahçe kapısının önünde durup bana döndü. O koyu mavi gözlerimin içine bakarken, yüzünde hafif bir çekingenlik ama büyük bir mutluluk vardı.
"Görüşürüz," dedi sesi fısıltı gibi. "Her şey için... özellikle bu gece için, çok teşekkür ederim ."
Gülümsedim. "Teşekkür etme," dedim, elini biraz daha sıkı tutarak. "Buna gerek yok."
Bir an duraksadı, sanki ne diyeceğini tartıyordu. "Tamam, görüşürüz... Tuna."
Hafifçe kaşlarımı çattım, yüzüme omuz silkip alaycı bir gülümseme yerleştirdim. "Tuna mı?O ne şimdi öyle?"
Azra şaşkınlıkla bana baktı. "Ne dememi bekliyorsun ki?"
Bir adım daha yaklaştım, aramızdaki mesafeyi neredeyse yok ettim. "Hani artık 'biziz' dedik ya... 'Aşkım' olur, 'sevgilim' olur, istersen 'canım' de... Ama 'Tuna' biraz fazla resmi sanki, ne dersin?"
Azra'nın yanaklarının o loş ışıkta bile kızardığını görebiliyordum. Bir an sessiz kaldı, sonra gözlerini benden kaçırıp gülümsedi. "Öyle mi? Demek artık 'sevgilim' diyebilirim..." dedi, sesi biraz daha cesurdu bu sefer.
"Evet," dedim, başımı hafifçe eğerek. "Kesinlikle diyebilirsin."
Azra bir an durdu, bana o tanıdık, huzurlu bakışlarından birini fırlattı. "Peki... o zaman, teşekkür ederim sevgilim."
Bunu söylediği an, içimdeki o çocuksu heyecan tavan yaptı. Tam ne diyeceğimi düşünürken, Azra aniden bir hamle yaptı. Yaklaşıp parmak uçlarında yükseldi ve yanağıma o kadar hafif, o kadar yumuşak bir öpücük kondurdu ki, donup kaldım.
"İyi geceler!" diye fısıldadı ve arkasına bile bakmadan, koşar adımlarla bahçe kapısına yöneldi. Bahçenin içinde kaybolmadan önce son bir kez arkasına bakıp bana el salladı.
Kendi başıma sokağın ortasında, yanağımdaki o belli belirsiz sıcaklıkla öylece kalakaldım. Emre haklıydı; o gerçekten de harika bir yenge adayıydı ve artık benim sevgilimdi.