30. bölüm · Dalgaya Doğru 🌊

Klübe, Işıklar ve Gizli Planlar

Black Night

Güneş’in Gözünden)
Azra ile tanışalı çok uzun zaman olmamıştı ama sanki onu yıllardır tanıyor gibiydim. Bir bakışıyla ne hissettiğini, sustuğunda hangi fırtınayı koparttığını şak diye anlıyordum. Aramızdaki o "kız kardeşlik" bağı, Tuna’nın hayatıma kattığı en güzel hediyeydi.
Şu an ise Emre ve Tuna ile sahilin kıyısındaki o küçük, atıl durumdaki kulübenin önündeydim. Tuna, hayatında hiç bu kadar telaşlı görünmemişti. Emre ise elinde bir kutu ışıklandırma ve çuval dolusu dekorasyon malzemesiyle, sanki savaş planı yapan bir general gibi dolanıyordu.
"Emre, o ışıkları sağ tarafa değil, orta kısma asmamız lazım!" diye bağırdı Tuna, eliyle kulübenin girişini göstererek. "Azra'nın sevdiği o huzurlu havayı yaratmalıyız, disko topuna çevirme burayı!"
Emre, "Abi, biraz renk lazım diyorum! Ama tamam, patron sensin," diyerek omuz silkti. Ben ise içeride eski bir battaniyeyi masanın üzerine sererken onları izleyip kıkırdıyordum. Tuna’nın o "Buz Adam" imajının bu kadar hızlı erimesi, içimdeki o çocukluk arkadaşını bambaşka birine dönüştürmüştü.
Tam o sırada telefonum titredi. Arayan Azra'ydı.
"Güneş?" dedi sesi, hem şaşkın hem de meraklı. "Neredesin? Emre’yi aradım açmadı, Tuna'ya mesaj attım cevap yok... Bir şeyler mi dönüyor? Yoksa yine Emre’nin saçma sapan bir planı mı var?"
Kalbim küt küt atmaya başladı. Tuna’ya baktım; o an telefonu açsa her şey mahvolurdu. Hızla mutfak kısmına geçtim. "Aa, canım! Şey, biz... Emre'yle sahilde yürüyüşe çıktık, hava çok güzel diye kendimizi kaptırdık. Telefonlarımız çantanın derinliklerinde kalmış, duymamışız. Sen ne yapıyorsun?"
"Sadece... boşlukta hissediyorum," dedi Azra, sesi biraz çekingendi. "Sizsiz çok sessiz geldi okul sonrası. Ne bileyim, Emre’nin o tuhaf enerjisini bile özlemişim."
Azra’nın bu sahiplenici ve özlem dolu sözleri kalbimi eritti. O bizim artık ailemizden biriydi.
Telefonu kapattıktan hemen sonra kulübeye döndüğümde, Emre’nin Tuna’yı kenara çekip "Kanka, bak şurada bir mum yakacağız, sonra sen gitarı eline alacaksın, o an zaten her şey biter!" dediğini duydum. Tuna’nın yüzündeki o saf heyecan, sanki hayatında hiç beste yapmamış bir genç gibiydi.
"Emre, sus artık, adamın heyecanını daha fazla artırma," dedim, gülerek Emre’nin yanına gidip saçlarını karıştırdım.
"Aşkım, görmüyor musun? Resmen titriyor!" dedi Emre, göz kırparak.
Tuna bize bakıp hafifçe başını salladı, yüzünde o nadir görülen, içten gülümsemelerden biri vardı. "Sadece... her şeyin mükemmel olmasını istiyorum. Çünkü o, mükemmeli hak ediyor."
O an anladım ki; bizim çocukluktan gelen o arkadaşlık bağımız, şimdi Azra ile çok daha büyük, çok daha anlamlı bir bütün haline geliyordu. Biz sadece bir grup arkadaş değildik; biz, birbirinin yarasını saran bir aileydik.
Ve bu akşam, Azra o kulübeye girdiğinde, sadece bir teklif almayacak; hayatı boyunca kimsenin ona vermediği o güvenli ve huzurlu limanın tapusunu eline alacaktı.