31. bölüm · Dalgaya Doğru 🌊

Güneş'in Planı

Black Night

(Tuna’nın Gözünden)
Kulübenin son halini görünce kendi kendime durup bir süre izledim. Emre’nin o "disko ışıkları" fikrini törpülediğimiz için şimdi sadece sarı, loş ışıklar vardı; denizin sesiyle birleşince dışarıdan bakıldığında bile huzur verici duruyordu. Ama o an, işin en zor kısmının kulübeyi yapmak değil, Azra'yı buraya getirmek olduğunu fark ettim.
"Güzel oldu, gerçekten oldu," dedim ama sesimdeki tereddüdü gizleyemedim. Emre ve Güneş'e döndüm. "Peki, şimdi onu buraya nasıl getireceğiz? Bir anda 'hadi sahile gidiyoruz' desem, şüphelenir. İkimiz de malum, çok fazla plan yapıp insanları bir yere çekmeye alışık tipler değiliz."
Emre, elindeki son mum paketini yere bırakıp saçlarını karıştırdı. "Haklısın kanka. Senin o 'sürprizlerle arası olmayan' imajın bizim en büyük engelimiz."
Güneş, bir an duraksadı ve yüzünde o sinsi ama tatlı gülümsemesi belirdi. "Ben hallederim," dedi kendinden emin bir şekilde. "Azra'lara giderim. Okuldan bir arkadaşımızın doğum günü bahanesiyle onu dışarı çıkarırım. Ona biraz yardımcı olurum, şık bir şeyler giymesini sağlarım. Sen o sırada git, üzerini değiştir, kendine çeki düzen ver."
Emre hemen atıldı, "Benim görevim ne? Ben kurye miyim?"
"Sen," dedi Güneş göz kırparak, "Azra'larla sahile yaklaştığınızda beni arayacaksın. 'Güneş, bir sorun çıktı, acil gelmen lazım, Azra'yı kulübeye bırak gel' diyeceksin. Böylece Azra kulübenin önünde yalnız kalacak ve içeri girdiğinde... sürpriz!"
Plan basit ama etkiliydi. Azra, Güneş’e o kadar güveniyordu ki, böyle bir bahaneyi asla sorgulamazdı.
"Tamam," dedim, içimdeki o heyecan dalgası tekrar yükselirken. "O zaman dağılıyoruz. Saat altıda herkes hazır olsun."
Kulübeden çıkıp eve doğru yürürken, hayatımda ilk defa kendimi bir göreve odaklanmış bir asker gibi hissediyordum. Gardırobumun karşısına geçip ne giyeceğimi düşünmeye başladım. Siyah kazağımı mı giymeliydim? Hayır, o çok fazla 'Buz Adam' Tuna'ydı. Biraz daha... yumuşak bir şeyler olmalıydı.
Azra’nın hayatına girdiğimden beri, sadece kendi yaralarımı değil, onun dünyasındaki karanlıkları da sarmaya çalışıyordum. Şimdi ise ona, geçmişin tüm ağırlığından arınmış bir başlangıç sunacaktım. Ellerim titriyordu ama bu kez korkudan değil, o anı hayal etmekten.
Telefonuma baktım. Azra’dan bir mesaj vardı: "Bugün çok sessizsin, her şey yolunda mı?"
Gülümseyerek yazdım: "Sadece biraz yoğunum. Akşam konuşuruz, tamam mı?"
Bu, hayatımda kurduğum en dürüst yalandı. Çünkü akşam, her şeyin artık gerçekten yolunda olduğu o ana uyanacaktık.