45. bölüm · Dalgaya Doğru 🌊
Geçmişin Kırık Aynası
(Gökçe Anne’nin Gözünden)
Kafenin arka odasında, elimde titreyen bir kâğıt parçasıyla öylece kalakaldım. Yine o mühür, yine o soğuk, talepkâr satırlar...
"Ben değiştim ve artık torunumu tanımak istiyorum Gökçe. Kızım izin verirsen eğer, bırak da onu tanıyayım; o benim kanım. Sen net bir cevap verene kadar notları göndermeye devam edeceğim. Torunumun karşısına birden çıkıp onu korkutmak istemiyorum."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes almaya çalıştım ama nafile. Göğsümdeki o ağırlık, tam yirmi yıl önce Mert'in ( tunanın babası) –Vedat Bey'in– evinden kaçtığı günkü kadar taze. O zamanlar gençtim, gururluydum. Tuna’nın babasıyla birbirimize tutunup, o buz gibi soylu aileden uzak, kendimize küçük ama huzurlu bir dünya kurmuştuk. Tuna doğduğunda, babasının ona baktığı o gözlerdeki sevgiyi gördüm; o sevgi ki, en zengin sofralardan bile daha değerliydi.
Sonra o gitti... Bize o soğuk veda mektubunu bırakıp, bir daha dönmemek üzere karanlığa gömüldü. Yıllarca Tuna’ya, babasının tek başına ayakta kalmış bir adam olduğunu söyledim. Kimsesiz, köksüz... Hepimizden daha "biz" olsun diye yalan söyledim.
Şimdi ise, o kapıdaki mühürlü zarflar, yirmi yıllık huzurumu birer birer parçalıyor.
O adam... Tuna’nın dedesi Vedat Bey. Gerçekten değişti mi? İnsan, bir ömrü zalimlik üzerine kurmuşken yaşlılığında bu kadar kolay yumuşayabilir mi? Yoksa bu sadece, Tuna’yı o eski, karanlık dünyanın içine çekmek için bir tuzak mı? Eğer "izin verirsem" dediği şeyi yaparsam, Tuna’yı o mirasın, o soğuk ve acımasız hayatın içine mi atacağım?
Elimdeki mektubu hırsla tezgâhın üzerine bıraktım. Bir anlığına Tuna’nın kafedeki o gülüşünü, Azra ile beraberken gözlerindeki o parıltıyı düşündüm. O, o kadar temiz ki... Şimdi ben ona gidip, "Oğlum, aslında senin deden bir dev, senin baban o devin mirasçısıydı ama o dünyayı reddetti, şimdi ise o dev seni istiyor" mu diyeceğim?
Hayır. Bunu yapamam. Tuna’nın kurduğu o güzel, saf dünyayı bu çamurla kirletemem.
Ama korkuyorum. İçimdeki o küçük ses sürekli fısıldıyor: Eğer izin vermezsen, karşına çıkıp onu korkutacak. Kendi kendime mırıldandım; "Seni korumak için yalan söyledim, şimdi de seni korumak için susmak zorundayım." Mektubu katlayıp, diğerlerinin arasına, kasanın derinliklerine yerleştirdim. Mutfaktan gelen çocukların seslerini duydum; Tuna, Güneş, Emre ve o güzel kız, Azra... Hepsi neşeli, hepsi gelecekten umutlu.
Onların o huzurunu bozmaya hakkım yok. Ama bu mektuplar durmayacak, biliyorum. Ve en çok da, Tuna o mührü bir gün gerçekten çözdüğünde, benim yalanımla yüzleşeceği o anın korkusuyla nefes alamıyorum.
Ben sadece bir anneyim. Ve bir anneyi en çok, çocuğunun iyiliği için yaptığı yalanın, eninde sonunda onun kalbini kıracağını bilmek yaralar.
___________
Gökçe annenin gözünden yeni bölüm sizlerle beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum 🫶
