3. bölüm · Dalgaya Doğru 🌊

İlk Dalga

Black Night

(Tuna’nın Ağzından)
Sınıf, tatil yorgunluğunu üzerinden atamamış bir grup insanın neşesiyle uğulduyordu. Emre, her zamanki gibi yerinde duramıyordu. Selin Hoca tatil hatıralarını sorunca, Emre elini havaya kaldırdı.
“Hocam, ben bu tatilde kırsal bir keşif yaptım. İneklerin insanları nasıl ve ne kadar isabetli teptiği üzerine oldukça engin ve... acı verici bilgiler edindim. Teorim şu ki, inekler aslında bizi sevmiyor,” dediğinde sınıf kahkahaya boğuldu.
Selin Hoca gülümseyerek başını salladı. “Senin teorilerin hep bir olay, Emre. Başka bir şey yok mu?”
Tam o an sınıfın kapısı çalındı. Dün markette karşılaştığım kız içeri girdi. Lacivert okul eteği ve beyaz gömleği içinde, sabahın ışığını üzerine çekmiş gibiydi. Kehribar rengi gözleri, sınıftaki her yüzü tek tek tararken sanki kendi yerini arıyordu. Hocanın kürsüsünde kendini tanıtırken sesindeki o İstanbul aksanı, kasabanın sakinliğinde bir nota gibi yankılandı.
Hoca onu pencere kenarındaki boş sıraya yönlendirdi. Güneş ve Emre’nin önündeki sıraya yerleşti.
Zil çaldığında, beklentimin aksine Güneş ve Emre hemen üzerine gitmediler. Sınıf hareketlenirken Azra ayağa kalktı ama o sırada defterinin arasından bir kâğıt yere süzüldü. Azra eğilecekken, hemen önündeki Güneş daha hızlı davrandı ve kâğıdı aldı. Güneş’in gözleri satırlara takıldı, yüzünde şaşkın ve hayran bir ifade belirdi.
“Şarkı mı yazıyorsun? Çok güzel görünüyor!” diye fısıldadı.
Azra bir an duraksadı. Yüzünde kısa bir tereddüt geçti ama sonra hafifçe gülümsedi. “Yarım kalmış bir şeyler sadece,” dedi.
Emre de merakla eğildi. “Demek kasabaya sanatçı geldi ha?” dedi gülerek.
Güneş hemen heyecanlandı. “Azra, değil mi? Ben Güneş. Kantine gidiyoruz sende gelsene?"
Azra bir an duraksadı, bakışları sınıftaki diğer yabancı yüzlerde gezindi. “Teşekkür ederim ama... sanırım biraz zamana ihtiyacım var, henüz pek alışamadım,” diye mırıldandı, çantasını toplamaya devam ederek.
Güneş, pes etmeye niyetli değilmiş gibi gülümsedi ve elini arkadaşça Azra’nın omzuna koydu. “Biliyorum, yeni bir yer her zaman korkutucudur. Ama kantinde en azından ilk günün gerginliğini atabileceğin sıcak bir çay ve bizim gibi çenesi düşük tipler var! Hadi ama, bizi yalnız bırakıp o defterinle baş başa mı kalacaksın?”
Emre de gülerek araya girdi, “Güneş haklı, hem kantindeki tostlar İstanbul’dakileri aratmaz, garanti veriyorum!”
Azra, Güneş’in ısrarcı ama samimi gülümsemesine karşı koyamadı. Yavaşça başını sallayıp hafifçe gülümsedi. “Pekala, ikna edici görünüyorsunuz.”
Ben o sırada arka sıradan onları izliyordum. Dün markette yere düşen telefonu uzattığım kızdı bu. O an da garip gelmişti, şimdi de öyleydi. Bu kasabaya ait değilmiş gibi… ama bir şekilde buraya yakışıyordu.
Ayağa kalktım. Yanlarından geçerken omzuna hafifçe çarptım.
“Pardon,” dedim kısaca.
Başını kaldırdı. Göz göze geldik. O kehribar gözlerde bir saniyelik şaşkınlık, ardından derin bir merak vardı. Sanki beni, marketteki o sessiz anı hatırlamaya çalışıyordu. Hiçbir şey söylemedi, ben de söylemedim.
Kızlar kantine doğru önden ilerlerken, arkalarından bakakaldım. Yine de içimde garip bir his vardı. Sanki kasabanın yıllardır değişmeyen, o durgun su gibi akan ritmine, ilk kez gerçek bir dalga değmişti. Ve o dalga… adını yeni öğrendiğim bu kızdı.
Azra. Bu kasabada fırtınayı getirecek olan da, belki de o dalgaların kendisiydi.

________

Yeni bölüm nasıl olmuş? Yorumlarınızı merakla bekliyorum😊