8. bölüm · Dalgaya Doğru 🌊

Kıvılcım

Black Night

(Azra 'nın anlatımıyla)
Kayalığın üzerinde otururken yanımda duran Tuna'nın varlığı, geceyi olduğundan daha da sessiz kılıyordu. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafe, sanki daha önce hiç olmayan bir elektrikle dolmuştu. Koyu mavi gözlerine baktığımda, orada bir şeyler aradım; ama bulduğum şey sadece şaşkınlık ve tam bir kaostu.
Daha çok... buradaki bu yeni durum," dedi. Sesi o kadar boğuk ve belirsizdi ki, neyi kastettiğini anlamak için zihnimi zorladım. "Bilmiyorum, sadece... çok garip. Sanki... sanki hiç bilmediğim bir dilin içine düşmüş gibiyim ve ne diyeceğimi bilmiyorum."
Tam ona "Neyin durumu?" diye soracakken, az ileriden Emre'nin o gür sesi kumsalı yırttı:
"Hey gençler! Aşağıda buz gibi içecekler sizi bekliyor, daha ne kadar o kayalarda fosilleşeceksiniz?"
Büyü bir anda tuzla buz oldu.
Tuna, sanki elektrik çarpmış gibi aniden geriye çekildi. O kadar hızlı toparlandı ki, az önce yaşadığı o derin karmaşa sanki hiç yokmuş gibi bir maske takmaya çalıştı. "Emre!" diye bağırdı, sesi biraz fazla yüksek çıkmıştı. "Geliyoruz, bağırma!"
Aşağıya inerken, Emre ve Güneş'in yanına yaklaşmamızla birlikte Tuna benden iki adım öne geçti. Emre sırıtarak bize bakıyordu. "Hayırdır, siz yavaş çekim mi yürüyorsunuz? Tuna, o kadar yolu bir saate mi çıktınız?" dedi, sesindeki o imalı tınıyla.
Tuna boğazını temizledi, ellerini cebine soktu. "Kayalar... kayalar biraz yosunluydu, dikkatli inmemiz gerekti," dedi. Sesi, sanki bir sorguda ifade veriyormuş gibi fazla resmi çıkıyordu.
Yalan söyleyemiyor, diye geçirdim içimden, bir kenara geçip oturduğumda. Emre, Tuna'nın bu gerginliğini fark etmişti ama olayın altındaki o garip elektrikten haberi yoktu. Güneş, "Azra, iyi misin? Tuna seni yukarıda çok mu yordu?" diye sordu, içten bir endişeyle.
Tuna bana doğru baktı. Gözlerinde o koyu mavi bulanıklık vardı; sanki ne hissettiğini anlamaya çalıştığı o "hata kodu" hala zihninde yanıp sönüyordu. "Hayır, hiç... yorulmadık. Sadece durduk," dedi. "Durduk" derken sesi biraz kısılmıştı.
"Ooo, Tuna durdu ve manzara seyretti ha?" diye takıldı Emre, elindeki içeceği uzatırken. "Tuna'nın manzara seyrettiği görülmüş şey değildir, kesin kayalarda bir şey var!"
Tuna hiçbir şey demedi, sadece içeceğini aldı ve hızla bir yudum içti. Bakışlarını benden ayırıp ateşin dumanına kilitledi. O an, Emre'nin şakası değil, benim ona attığım sessiz bakış onu daha da köşeye sıkıştırdı.
Ben ise elimdeki içecekle Tuna’yı izliyordum. Tuna'nın kafası karışmıştı, ne hissettiğini bilmiyordu ve bu durum, benim için kasabanın en büyük gizemi haline gelmişti. Bu gece, o kayalıkların üstünde aslında hiçbir şey olmamıştı; ama görünüşe göre, her şeyin başlaması için yeterli bir kıvılcım çakılmıştı bile.

______

Hız kesmeden devam ediyoruz bakalım neler olacak hikayenin geri kalanında ?