11. bölüm / 20
CİN KÖYÜYüklü müsün?
Bölümler 20Şu an: Yüklü müsün?
- 1 Ne oluyor?1.048 kelime
- 2 Köy600 kelime
- 3 Çığlık755 kelime
- 4 Psikolog580 kelime
- 5 Kapı646 kelime
- 6 Yol1.014 kelime
- 7 Adres601 kelime
- 8 Ev944 kelime
- 9 Harabe818 kelime
- 10 Muska775 kelime
- 11 Yüklü müsün?851 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 İtiraf1.320 kelime
- 13 Bebek1.191 kelime
- 14 Öfke1.523 kelime
- 15 Korku1.548 kelime
- 16 Ne olacak1.666 kelime
- 17 Hoca1.304 kelime
- 18 Aynalar1.756 kelime
- 19 Gerçek2.691 kelime
- 20 Alev ve Melih487 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yol boyunca birkaç kez uykuya dalıp sıçrayarak uyandım.
Her gözümü kapattığımda o evi görüyordum.
Kapıya vuran şeyleri…
Simsiyah gözleri…
Bir keresinde çığlık atarak uyandım.
Oğuz hemen elimi tuttu.
“İyi misin?” dedi endişeyle.
Yüzündeki korku artık gizlenmiyordu.
Tam cevap verecektim ki bir anda midem fena halde bulanmaya başladı.
“Oğuz…” dedim zorla. “Dur…”
“Yasemin noluyor?”
“Dur… kusacağım…”
Oğuz hemen frene bastı.
Araba sertçe yol kenarında durdu.
Kendimi zor atabildim dışarı.
Ve midemde ne varsa çıkana kadar kustum.
Boğazım yanıyordu.
Gözlerimden yaş akıyordu.
Oğuz hemen arkamdan geldi.
Bir eliyle saçımı topluyor bir eliyle su uzatıyordu.
“Elini yüzünü yıka,” dedi panikle.
Titreyerek yüzümü yıkadım.
Sonra tekrar arabaya bindim.
Arabanın içi ağır bir sessizliğe gömüldü.
Bir süre sonra Oğuz derin bir nefes aldı.
“Bu böyle olmayacak Yasemin,” dedi ciddi şekilde. “Biz geri dönüyoruz. Düğün falan umrumda değil. Seni doktora götüreceğiz.”
“Saçmalama,” dedim hemen. “Ayıp olur şimdi dönmek.”
Oğuz bu kez sesini yükseltti.
“Sen ne halde olduğunun farkında mısın?!”
Bir anda gözlerim doldu.
Ağlamaya başladım.
Oğuz gözlerini kapatıp derin nefes aldı.
Sonra daha sakin şekilde elimi tuttu.
“Bak güzelim…” dedi yavaşça. “Bak aşkım benim… senin için endişeleniyorum.”
Elini sıktım.
“Biliyorum…” dedim kısık sesle. “Ama toparlayacağım. Hadi düğüne gidelim.”
İsteksizce başını salladı.
Saatler sonra nihayet köye vardık.
Daha arabadan iner inmez Alev koşarak yanıma geldi.
“Kuzen aklımı aldın sen!” diye bağırdı sarılırken. “Seni parçalayacaktım!”
Bir yandan söyleniyor bir yandan sarılıp öpüyordu.
Sonra geri çekilip yüzüme baktı.
“Ne bu hal? Noldu sana? Gel otur şuraya.”
Bizim çocuklar hemen etrafımı sardı.
Herkes aynı anda soru soruyordu.
Oğuz sonunda dayanamadı.
“Kanka bir susun!” dedi sertçe. “Yasemin’in hali ortada. Önce bi dinlensin.”
Sonra elimi tuttu.
“Gel.”
Köyde kalacağımız eve girdik.
Ev garip şekilde sessizdi.
Dışarıda düğün hazırlığı olmasına rağmen içeride yaşlı kadınlar ve adamlar sessiz sessiz oturup sohbet ediyordu.
Bazıları bana uzun uzun bakıyordu.
Nedense içim ürperdi.
Bana bir oda ve banyo gösterdiler.
Hemen duş alıp üzerimi değiştirdim.
Sonra bahçeye çıktım.
Herkes oturmuş sohbet ediyordu.
“Selam,” dedim sessizce.
Alev hemen yanıma geldi.
“Kızım sen neler yaşamışsın öyle…” dedi üzülerek. “Bence sen başka bir psikoloğa git. İyi değilsin.”
Efe hemen araya girdi.
“Psikolojik bir şey değil bu,” dedi ciddi şekilde. “Hoca bulmamız lazım.”
Melih kahkaha attı.
“Ne hocası oğlum?” dedi. “Sen yakında kocakarı ilacı da yaparsın.”
Herkes güldü.
Tam o sırada yaşlı bir kadın ağır ağır bize doğru yürüdü.
Melih’in ninesiymiş.
Kadın gelip önümde durdu.
Sonra eğilip yüzüme dikkatlice baktı.
“Kızım…” dedi. “Sen yüklü müsün?”
Bir an ne dediğini anlayamadım.
“Hı?”
Kadın tekrar konuştu.
“Yüklü müsün diyorum?”
Hepimiz birbirimize baktık.
Melih hemen ayağa kalktı.
“Yok nine ya,” dedi gülerek. “Sen nerden çıkardın şimdi onu?”
“Ne diyor?” diye sordum sessizce.
“Hamile misin diye soruyor.”
Bir anda ortam sessizleşti.
“Hayır,” dedim şaşkınlıkla. “Değilim. Ne alaka?”
Yaşlı kadın bana doğru biraz daha eğildi.
Gözleri tuhaf şekilde ciddileşti.
“Sen yüklüsün,” dedi tekrar.
İçime sebepsiz bir korku düştü.
Kadın sonra hiçbir şey demeden arkasını dönüp gitti.
Melih mahcup şekilde güldü.
“Bakmayın siz neneme,” dedi. “Böyle tuhaf huyları var.”
Sonra konuyu değiştirmeye çalıştı.
“Hadi saat geçiyor. Birazdan yemek işleri başlar.”
Sonrası düğün hazırlıklarıyla geçti.
Kocaman kazanlarda yemekler kaynıyordu.
Bahçeye uzun masalar kuruluyordu.
Kadınlar bir tarafta yemek hazırlıyor, erkekler davul zurna taşıyordu.
Hava karardığında düğün başladı.
İlk kez gerçek bir köy düğünü görüyordum.
Davulun sesi geceye yayılıyordu.
İnsanlar oynuyor, gülüyor, bağırıyordu.
Bir süreliğine her şeyi unutmuş gibiydim.
Sonra…
Mideme yeniden o bulantı girdi.
Bir anda yüzüm bembeyaz oldu.
Hemen eve girdim ama lavabo doluydu.
Tekrar dışarı çıktım.
Derin nefes almaya çalışıyordum.
Ama mide bulantısı gittikçe artıyordu.
Daha fazla dayanamadım.
Evin arkasındaki karanlık ağaçlığa doğru koştum.
Ve eğilip kusmaya başladım.
Başım dönüyordu.
Kulaklarım uğulduyordu.
Bir süre ağacın dibinde oturdum.
Davulun sesi uzaktan boğuk boğuk geliyordu.
Sonra yavaşça ayağa kalktım.
Tekrar düğünün olduğu yere doğru yürümeye başladım.
Ama meydana vardığım anda…
Olduğum yerde donup kaldım.
Herkes simsiyah giyinmişti.
Az önce rengarenk olan insanlar şimdi kapkara kıyafetlerin içindeydi.
Ve hepsinin yüzü örtülüydü.
Sadece gelin beyazdı.
Ama onun da yüzü tülle tamamen kapatılmıştı.
Masaların üstündeki tabaklara baktım.
Midem yeniden kasıldı.
Böcekler…
Hayvan organları…
Kanlı et parçaları…
Bazıları onları yiyordu.
Bazıları gelinin etrafında ağır ağır dönüyordu.
Bazılarıysa hareketsiz şekilde bana bakıyordu.
Davul sesi değişmişti.
Artık düğün havası gibi değil…
Garip bir ayini andırıyordu.
“Noluyor…” dedim korkuyla.
Kimse cevap vermedi.
“Oğuz?!”
Sesim titriyordu.
“OĞUZ!”
Kimse dönüp bakmadı bile.
“Alev!”
Çaresizce bağırmaya başladım.
“Bu ne?! Şaka mı bu?!”
Bir anda herkes aynı anda durdu.
Davul sustu.
Sessizlik çöktü.
Ve örtülü yüzlerin hepsi yavaşça bana döndü.
Çığlık attım.
Sonrasını hatırlamıyorum.
Gözlerimi açtığımda Oğuz ve bizimkiler başımdaydı.
Başım zonkluyordu.
“Noldu bana…” dedim güçsüzce.
Oğuz sinirli ve korkmuş görünüyordu.
“Yasemin seni ormanlık alanda baygın bulduk,” dedi. “Eve girdiğini gördüm. Sonra çıkmayınca baktım yoksun. Her yerde seni aradık.”
Efe de başını salladı.
“Düğünde yoktun sen.”
Kafam karışmıştı.
“Hayır…” dedim fısıltıyla. “Ben düğündeydim…”
Oğuz saçlarını geriye itti sinirle.
“Buraya gelmeyelim dedim sana.”
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri aynı yaşlı kadın girdi.
Bana bakıp yavaşça:
“Kızım dinlen,” dedi. “Zor olur senin için.”
Dayanamadım.
“Teyze…” dedim korkuyla. “Siz nerden çıkarıyorsunuz bunu?”
Kadın bana yaklaşıp gözlerime baktı.
“Kirpiklerin çiftleşmiş,” dedi sakin şekilde. “Bizim buralarda kızın kirpiği çift olursa yüklüdür.”
O an Oğuz’la göz göze geldik.
Kalbim duracak gibi oldu.
Bir anda aklıma geldi.
Reglim iki haftadır gecikiyordu.
Ve içime açıklayamadığım korkunç bir korku çöktü.
Bölüm etkileşimi
