17. bölüm · CİN KÖYÜ

Hoca

Lavinya Stepen

Babam birkaç saniye daha ona baktı.

Sonra ilk kez sesi biraz yumuşadı.

“Yapacaksın zaten.”

dedi.

“Çünkü artık sadece sevgili değilsiniz.”

Bakışları benim karnıma indi.

“Anne baba oluyorsunuz.”

O cümleden sonra salondaki hava değişti.

İlk kez biri bunu bu kadar açık söylemişti.

Anne baba…

Bu kelimeler kulağımda yankılandı.

Elim yine istemsizce karnıma gitti.

Oğuz da bunu fark edip elimi daha sıkı tuttu.

Oğuz’un annesi gözlerini silerek bana baktı.

“Kaç haftalık dedi doktor?”

“Dört.”

dedim sessizce.

Kadının yüzünde şaşkın ama sıcak bir ifade oluştu.

“Daha minicik…”

diye mırıldandı.

Sonra bana yaklaşıp saçımı düzeltti.

“Sen de daha çocuksun zaten.”

Bu cümle içimi acıttı biraz.

Çünkü gerçekten öyleydim.

Ben hâlâ korkunca babasına sarılan Yasemin’di belki de.

Şimdi ise içimde bir bebek taşıyordum.

Annem derin bir nefes aldı.

“Üniversite ne olacak peki?”

İçimde bir düğüm oluştu.

Çünkü en büyük korkularımdan biri buydu.

Hayatımın yarım kalması.

Babam bu kez hiç düşünmeden cevap verdi.

“Şimdilik dondurur.”

dedi net şekilde.

“Doğumdan sonra devam eder.”

Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.

Babam gözlerini bana çevirdi.

“Hayatın bitmedi senin.”

Sesi sertti ama altındaki şefkati hissedebiliyordum.

“Bir hata yaptın diye okuyup meslek sahibi olmayacak değilsin.”

Gözlerim doldu.

Çünkü babam hâlâ bana kızıyordu belki…

Ama beni bırakmıyordu.

Oğuz hemen öne eğildi.

“Ben de çalışırım komiserim.”

dedi ciddi şekilde.

“Gerekirse okulumu uzatırım.”

Babam anında kaşlarını çattı.

“Hayır.”

dedi net bir sesle.

“İkiniz de okulunuzu bitireceksiniz.”

Oğuz sustu.

Babam devam etti:

“Bu çocuk yarım hayatlarla büyümeyecek.”

Salondaki herkes sessizce onu dinliyordu.

Çünkü ilk kez öfkeyle değil…

Gerçekten baba gibi konuşuyordu.

Oğuz’un babası hafifçe başını salladı.

“Biz destek oluruz.”

dedi.

“Yeter ki çocuklar birbirini bırakmasın.”

Annem de sessizce:

“Biz de kızımızı yalnız bırakmayız.”

dedi.

İçimdeki korkunun arasına ilk kez küçük bir huzur karıştı.

Çünkü herkes bağırıp çağırmak yerine çözüm bulmaya çalışıyordu artık.

Babam derin bir nefes aldı.

“Önce söz yapılacak.”

dedi.

“Sonra nikâh.”

Oğuz’un annesi hemen:

“Düğünü de çok geciktirmeyiz.”

dedi.

Ben hâlâ duyduklarıma inanamıyordum.

Sabah korkudan odamda ağlayan ben…

Şimdi kendi düğünüm konuşuluyordu.

Tam o sırada Oğuz yavaşça kulağıma eğildi.

“Korkuyor musun?”

diye fısıldadı.

Gözlerim doldu.

“Çok.”

dedim dürüstçe.

Oğuz hafifçe gülümsedi.

“Ben de.”

İlk kez bunu açık açık söylüyordu.

Çünkü o da korkuyordu aslında.

Ama buna rağmen gitmiyordu.

Yanımda duruyordu.

Ve o an…

Belki de ilk kez gerçekten yalnız olmadığımı hissettim.
Ve o an…

Belki de ilk kez gerçekten yalnız olmadığımı hissettim.

Tam o sırada kapı çaldı.

Hepimiz istemsizce irkildik.

Şekerci nenem hemen ayağa kalktı.

Kapıyı açtığında dışarıda babamın karakoldan çağırdığı polisler vardı.

İçlerinden biri hafifçe eğilip:

“Komiserim bir bakar mısınız?”

dedi.

Babam hemen ayağa kalktı.

Yüzündeki ifade yeniden ciddileşti.

Koridora çıkıp kapıyı yarım kapattı.

Ama salondan konuşmaları yine de duyabiliyorduk.

“Komiserim tam olarak nasıl bir durum var?”

diye sordu adamlardan biri.

“Biz neye karşı dikkatli olacağız?”

Babam kısa bir süre sustu.

Belli ki ne diyeceğini seçiyordu.

Sonra sakin ama otoriter sesi duyuldu.

“Bu gece eve birkaç adam gelecek.”

dedi.

“Aile meselesi.”

Adamlar sessizce dinledi.

Babam devam etti:

“Nedir ne değildir tam bilmiyoruz.”

Sonra sesi biraz daha düştü.

“Ama Cennet ablanın anlattıklarına göre tedbirli olmakta fayda var.”

Şekerci nenem kapının yanında sessizce tesbih çekiyordu.

Babam tekrar adamlara döndü.

“Siz kapıda hazır olun.”

“Tamam komiserim.”

dediler hemen.

Babam birkaç dakika sonra yeniden salona geldi.

Yüzü hâlâ sertti ama eskisi kadar öfkeli görünmüyordu artık.

Sanki bütün kontrolü elinde tutmaya çalışıyordu.

Oturduğu anda annem:

“Ee?”

diye sordu.

Babam kısa bir baş hareketi yaptı.

“Her şey tamam.”

dedi.

“Kapıda adamlar olacak.”

Oğuz’un annesi derin bir nefes aldı.

"Bir sorun yoktur inşallah "dedi. Babası da merakla bakıyordu.
Oğuz" Anne sonra konuşuruz" dedi kadın usulca başını salladı.

Salondaki konuşmalar yeniden düğün, söz ve bebeğe dönmeye başlamıştı ki telefonum titredi.

Ekrana baktığım anda içimden hafif bir of çekildi.

Alev.

Mesaj üst üste düşüyordu.

“Kızım arıyorum açmıyorsun.”

“Yazıyorum cevap vermiyorsun.”

“Hayırdır??”

İstemsizce dudaklarımı ısırdım.

Çünkü bütün gün yaşananlardan sonra onu tamamen unutmuştum.

Oğuz hemen fark etti.

“Kim o?”

Telefonu hafifçe gösterdim.

“Alev.”

Oğuz kaşlarını kaldırdı.

“Kesin deliriyordur şu an.”

İlk kez o gece içimden küçük bir gülme geldi.

Çünkü Alev gerçekten öğrenince ortalığı ayağa kaldıracak tipteydi.
Aleve kısa bir mesaj attım.

“Yarın seni arayacağım.”

Sonra telefonu tekrar kenara bıraktım.

Şu an kimseye hiçbir şeyi anlatacak gücüm yoktu.

Alev’in sorularına hiç hazır değildim.

Bir süre sonra Oğuz’un ailesi kalkmaya hazırlandı.

Oğuz’un annesi yanıma gelip saçımı okşadı.

“Stres yapma kızım.”

dedi yumuşak bir sesle.

“Artık biz de senin ailendeniz.”

Bu cümle içime sıcak bir şey bıraktı.

Çünkü gün boyunca ilk kez gerçekten kabul edilmiş gibi hissettim.

Oğuz’un babası babamla yeniden tokalaştı.

“En kısa zamanda tekrar oturur konuşuruz.”

dedi.

Babam kısa bir baş hareketi yaptı.

“Konuşuruz.”

İkisinin sesi hâlâ ciddi olsa da artık aralarında sabahki gibi sertlik yoktu.

Daha çok birbirini anlamaya çalışan iki baba gibiydiler.

Oğuz’un kız kardeşi çıkarken bana sarıldı.

“Korkma tamam mı?”

diye fısıldadı.

Başımı hafifçe salladım.

Kapı kapandıktan sonra ev yeniden sessizleşti.

Ama bu sessizlik önceki kadar boğucu değildi.

Oğuz gitmedi.

Babam izin verdiği için bu gece misafir odasında kalacaktı.

Bunu bilmek bile içimi biraz rahatlatıyordu.

Çünkü yalnız kalmaktan korkuyordum artık.

Şekerci nenem mutfakta yemek hazırlamaya başladı.

Evde ilk kez normal bir akşam yaşanmaya çalışılıyordu sanki.

Tencereden gelen yemek kokusu…

Mutfaktan gelen tabak sesleri…

Hepsi bana garip şekilde iyi geldi.

Annem sofrayı hazırlarken babam da sonunda telefonunu bıraktı.

Karakoldaki adamlardan biri ara sıra bilgi veriyordu sadece.

Her şey sakindi şimdilik.

Hep birlikte sofraya oturduk.

Ben…

Oğuz…

Annem…

Babam…

Şekerci nenem…

Bir anlığına her şey normal bir aile akşamı gibi görünüyordu.

Ama herkesin gözünün altında aynı yorgunluk vardı.

Şekerci nenem tabağıma biraz daha yemek koydu.

“Sen artık iki canlısın.”

dedi hafifçe.

İstemsizce utandım.

Oğuz bana bakıp hafifçe gülümsedi.

Babam bunu görünce boğazını temizledi hemen.

İkimiz de toparlandık.

Annem bile istemsizce gülümsedi o an.

Yemek boyunca daha çok gelecek konuşuldu.

Nikâh…

Söz…

Benim okulum…

Bebeğin doğacağı zaman…

Babam her şeyi tek tek planlamaya çalışıyordu.

Çünkü kontrol onda olunca biraz rahatlıyordu belli ki.

Ama bütün konuşmaların altında başka bir şey daha vardı.

Kimsenin yüksek sesle söylemediği o korku.

Çünkü gece daha bitmemişti.

Ve Şekerci nenem ara sıra dalıp gidiyor…

Sanki bir şeyi dinliyormuş gibi kapıya bakıyordu.
Gece ilerledikçe ev yeniden sessizleşmeye başladı.

Annem mutfağı topluyordu.

Babam ara sıra kapının önündeki polislerle konuşuyordu.

Oğuz ise salondan ayrılmıyordu.

Ben nereye gitsem gözleri beni takip ediyordu sanki.

Şekerci nenem hâlâ tesbihini bırakmamıştı.

Dudakları sürekli dua okuyordu.

Saat gece yarısına yaklaşırken dışarıdan araba sesleri geldi.

Şekerci nenem bir anda başını kaldırdı.

Yüzü ciddileşti.

“Geldiler.”

dedi alçak sesle.

İçim buz gibi oldu.

Babam hemen ayağa kalktı.

Kapının önündeki polislerden biri içeri uzandı.

“Komiserim, üç araç geldi.”

Babam kısa bir baş hareketi yaptı.

“Tamam. Gözünüz üstlerinde olsun.”

Sonra kapıya yöneldi.

Oğuz da refleks gibi ayağa kalktı.

Ben ise olduğum yerde kalmıştım.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki nefes almakta zorlanıyordum.

Kapı açıldığında içeri önce uzun beyaz sakallı yaşlı bir adam girdi.

Üzerinde koyu renk uzun bir cübbe vardı.

Yüzü sert değil ama ağırdı.

Bakışları eve girer girmez etrafı dolaştı.

Arkasından üç adam daha girdi.

Onlar da yaşça büyüktü.

Sessizlerdi.

Hiçbiri gereksiz konuşmuyordu.

Şekerci nenem hemen ayağa kalktı.

“Hoş geldiniz hocam.”

dedi saygıyla.

Yaşlı adam başını hafifçe salladı.

“Allah’ın selamı üzerinize olsun.”

Sesi sakin ama güçlüydü.

Ev bir anda daha da sessizleşti.

Babam kendini toparlayıp öne çıktı.

“Buyurun.”

dedi sadece.

Hoca kısa bir bakış attı.

Sonra gözleri bana döndü.

Ve o an…

Yüzündeki ifade değişti.

Sanki bir şeyi hisseder gibi kaşları hafif çatıldı.

Ben istemsizce Oğuz’un koluna yaklaştım.

Oğuz hemen elimi tuttu.

Hoca bunu fark etti ama hiçbir şey demedi.

Sadece ağır adımlarla salona geçti.

Yanındaki adamlardan biri elindeki çantayı masanın yanına bıraktı.

İçinden Kur’an-ı Kerim, küçük şişeler ve muskaya benzeyen kağıtlar çıktı.

İçimdeki korku daha da büyüdü.

Çünkü yaşanan her şey artık gerçek görünüyordu.

Hoca sonunda bana baktı.

“Sen Yasemin’sin.”

Başımı sessizce salladım.

Adam birkaç saniye gözlerini benden ayırmadı.

Sonra çok düşük sesle:

“Geç kalmadan gelmemiz iyi olmuş.”

dedi.

O cümleyle birlikte…

Salondaki herkesin yüzü gerildi.