10. bölüm / 20
CİN KÖYÜMuska
Bölümler 20Şu an: Muska
- 1 Ne oluyor?1.048 kelime
- 2 Köy600 kelime
- 3 Çığlık755 kelime
- 4 Psikolog580 kelime
- 5 Kapı646 kelime
- 6 Yol1.014 kelime
- 7 Adres601 kelime
- 8 Ev944 kelime
- 9 Harabe818 kelime
- 10 Muska775 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Yüklü müsün?851 kelime
- 12 İtiraf1.320 kelime
- 13 Bebek1.191 kelime
- 14 Öfke1.523 kelime
- 15 Korku1.548 kelime
- 16 Ne olacak1.666 kelime
- 17 Hoca1.304 kelime
- 18 Aynalar1.756 kelime
- 19 Gerçek2.691 kelime
- 20 Alev ve Melih487 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nihayet ağaçların arasından çıkıp caddeyi gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü.
Ve biraz ileride arabam duruyordu.
Onu gördüğüm an içime küçücük de olsa bir rahatlama yayıldı.
En azından arabam hâlâ oradaydı.
Hiç düşünmeden ona doğru koşmaya başladım.
Nefes nefese kalmıştım. Ayaklarım sendeleyerek ilerliyordu ama durmuyordum.
Arabanın yanına ulaşır ulaşmaz kapıyı açıp kendimi içeri attım. Kapıları hızla kilitledim.
Ve o an…
Saatlerdir tuttuğum korku bir anda patladı.
Hıçkırarak ağlamaya başladım.
Ellerim titriyordu. Nefes alamıyordum.
Bir yandan ağlıyor, bir yandan dışarı bakıyordum.
Sonra gözüm yeniden ormana kaydı.
Harabe ev ağaçların arasında görünüyordu.
Yıkık…
Karanlık…
Issız…
Perişan haldeydi.
Şok içinde bakakaldım.
“Nasıl olur…” diye fısıldadım ağlayarak.
“Dün gece orası… muhteşem bir evdi…”
Bir anda sinirle direksiyona vurmaya başladım.
“Ne oluyor?!”
“Yeter artık!”
Sesim arabada yankılanıyordu.
Ağlamaktan boğazım yanıyordu.
Dakikalarca öyle kaldım.
Sonra yavaş yavaş sakinleşmeye başladım.
Titreyen nefeslerle aynaya baktım.
Saçlarım dağılmıştı.
Gözlerim ağlamaktan şişmişti. Makyajım tamamen akmış, yüzüm solgun ve korkudan çökmüş görünüyordu.
Kendimi bile tanıyamadım.
Derin bir nefes alıp kontağı çevirdim.
Motor bir anda çalıştı.
O sesi duyduğum an gözlerim doldu.
Sanki ilk kez gerçekten kurtulabileceğime inanmıştım.
Hemen vitesi takıp gaza bastım.
Araba hızla ilerlemeye başladı.
Oradan uzaklaşıyordum.
Her metreyle birlikte içimdeki korku biraz daha azalıyor gibiydi.
Uzun süre sürdüm.
Ne kadar yol gittiğimi bilmiyordum. Tek bildiğim şey o ormandan kilometrelerce uzaklaşmak istediğimdi.
Ellerim hâlâ direksiyonda titriyordu.
Tam biraz sakinleşmeye başlamıştım ki bir anda telefonum aklıma geldi.
Hızla sağa çekip arabayı durdurdum.
Çantama baktım.
Yoktu.
Kalbim yine hızlanmaya başladı.
Panikle üzerimi yokladım. Sonra kabanımın cebinde telefonu hissedince derin bir nefes verdim.
Titreyen ellerimle çıkarıp ekranı açtım.
Telefon çekiyordu.
Ve ekranı gördüğüm anda gözlerim büyüdü.
Onlarca cevapsız arama vardı.
Annem…
Babam…
Şekerci Ninem…
Oğuz…
Aleyna…
Herkes defalarca aramıştı.
Mesajlar ardı ardına sıralanıyordu.
“Neredesin?”
“İyi misin?”
“Telefonunu aç!”
Tam o sırada telefon yeniden çalmaya başladı.
Ekranda Oğuz’un adı yazıyordu.
Hemen açtım.
“Efendim…” dedim.
Sesim o kadar bitkin çıkmıştı ki ben bile zor duydum.
“YASEMİN NEREDESİN SEN?!” diye bağırdı Oğuz.
Sesindeki korku telefonun içinden bile hissediliyordu.
“Bir şey oldu sandım sana kızım! Telefonun kapalıydı!”
Gözlerimi kapattım.
Boğazım düğümlendi.
“Oğuz…” diyebildim sadece. “Evdekiler…”
“Evdekiler korkma, seni aramışlar ulaşamayınca Alev’i aradılar,” dedi hızlı hızlı. “Alev de yoldan geldiğini, uyuduğunu söyledi. Zaten sabah oldu birazdan yine ararlar ama biz çocuklarla sabaha kadar seni aradık!”
Ses tonu gittikçe sertleşiyordu.
“Neredesin sen? Ne oldu?”
Camdan dışarı baktım.
Ellerim yeniden titremeye başlamıştı.
Ormanı düşününce midem bulanıyordu.
Bir süre konuşamadım.
Sonra çok yavaş şekilde fısıldadım:
“Oğuz… ben galiba delirdim…”
“Yasemin saçmalama,” dedi Oğuz hemen. Ses tonu sertti ama korktuğu belliydi. “Ne oldu? Neredesin sen? Telefonun neden kapalıydı?”
O an kendimi daha fazla tutamadım.
Ağlamaya başladım.
Hıçkırıklar nefesimi kesiyordu.
“Bilmiyorum…” dedim titreyen sesle. “Kayboldum ben… Gece… gece kayboldum…”
“Oğlum düzgün konuş korkutma beni,” dedi telaşla. “Neredesin şu an?”
“Bilmiyorum…” diye fısıldadım yeniden. “Ormandaydım… sonra insanlar vardı… bana yardım ettiler…”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
“Ne insanı?” dedi Oğuz bu kez daha ciddi bir sesle.
Gözlerimi kapattım.
Dün gece gördüğüm o ev gözümün önüne geldi.
Altın avizeler…
Simsiyah gözler…
Kapıya vuran şeyler…
Bir anda yeniden titremeye başladım.
“Bir ev vardı…” dedim ağlayarak. “Beni oraya götürdüler… Sabah kalktığımda ev yoktu Oğuz…”
“Yasemin…”
“Harabeydi…” dedim nefes nefese. “Her yer yıkılmıştı…”
“Tamam tamam sakin ol,” dedi hemen. “Konum at bana.”
Ekrana baktım.
Ellerim o kadar titriyordu ki telefonu zor tutuyordum.
“Oğuz…” dedim korkuyla. “Ben gerçekten delirmiyorum değil mi?”
“Saçmalama!” dedi sertçe. “Konum at hemen. Ben geliyorum.”
Konumu attım...
Yaklaşık üç saat sonra geldiler.
Meğer bulunduğum yerle köy arasında tam üç saatlik yol varmış.
Uzaktan farları gördüğüm anda kalbim yeniden hızlanmaya başladı.
Araba önümde durunca kapı açıldı ve Oğuz indi.
Bir an olduğum yerde donup kaldım.
Gerçekten o muydu…?
Artık hangisi gerçek hangisi değil ayırt edemiyordum.
Zihnim karmakarışıktı.
Oğuz beni görür görmez koşarak yanıma geldi.
“Yasemin! Ne bu halin? Noldu sana?”
Bir yandan konuşuyor bir yandan beni arabadan indiriyordu.
Sonra sıkıca sarıldı bana.
Ben sadece ağlıyordum.
Efe de yanıma gelip endişeyle baktı.
“Kızım anlatsana neler oldu?”
Titreyen sesimle her şeyi anlattım.
Ormanı…
Evi…
İnsanları…
Sabah olduğunda harabeye dönmüş o yeri…
Konuşurken bile tüylerim diken diken oluyordu.
Sonra gözlerimi yere indirip kısık sesle:
“Biliyorum…” dedim. “Deli olduğumu düşünüyorsunuz.”
Efe hemen başını salladı.
“Hayır hayır,” dedi hızlıca. “Bu kadar şey normal değil. Paranormal bir şey olabilir. Sana hoca bulmamız lazım.”
Oğuz sessizce bir bana bir Efe’ye bakıyordu.
Yüzü gergindi.
Ben yavaşça boynumdaki muskayı gösterdim.
“Şekerci Nenem bulmuş bunu bana,” dedim. “Koruyucu yazdırmış.”
Efe muskaya bakıp:
“Ee?” dedi.
“E’si yok,” dedim çaresizce. “Sadece bunu verdi bana…”
O an etraf garip şekilde sessizleşti.
Rüzgar bile durmuş gibiydi.
Sanki ormanın içinden birileri bizi izliyordu.
Oğuz aniden konuştu.
“Hadi,” dedi sertçe. “Burada daha fazla durmayalım. Köye geçelim.”
Benim arabamın direksiyonuna Oğuz geçti.
Ben yanına oturdum.
Efe de geldikleri arabaya bindi.
Sonra hep birlikte köye doğru yola çıktık.
Bölüm etkileşimi
