16. bölüm / 20
CİN KÖYÜNe olacak
Bölümler 20Şu an: Ne olacak
- 1 Ne oluyor?1.048 kelime
- 2 Köy600 kelime
- 3 Çığlık755 kelime
- 4 Psikolog580 kelime
- 5 Kapı646 kelime
- 6 Yol1.014 kelime
- 7 Adres601 kelime
- 8 Ev944 kelime
- 9 Harabe818 kelime
- 10 Muska775 kelime
- 11 Yüklü müsün?851 kelime
- 12 İtiraf1.320 kelime
- 13 Bebek1.191 kelime
- 14 Öfke1.523 kelime
- 15 Korku1.548 kelime
- 16 Ne olacak1.666 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Hoca1.304 kelime
- 18 Aynalar1.756 kelime
- 19 Gerçek2.691 kelime
- 20 Alev ve Melih487 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hastaneden çıktıktan sonra hiç oyalanmadan eve döndük.
Yol boyunca içimdeki huzursuzluk giderek büyüdü.
Şekerci ninemin sesi hâlâ kulağımdaydı.
“Evde konuşuruz.”
Bir şey olmuştu.
Hem de kötü bir şey.
—
Arabamız avluya girer girmez içimde tuhaf bir sıkışma oldu.
Ev normalden daha sessizdi.
Kapının önünde babam bekliyordu.
Yüzü gergindi.
Şekerci nene de hemen yanındaydı.
Bizi görünce hızlıca yanıma geldi.
Elimi tuttu.
Elleri buz gibiydi.
—
“Noldu?” diye sordum korkuyla.
Şekerci nene etrafa kısa bir bakış attı.
Sanki duvarlar bile duymasın istiyordu.
“İçeri geçelim kızım.”
dedi alçak sesle.
—
Salona geçtiğimiz de annem "Cennet abla anlatın noluyor" dedi.
Belli ki o da bir şeylerden korkmuştu.
Babam ayakta duruyordu.
Kollarını göğsünde bağlamıştı.
Yüzü bembeyazdı.
Annem hemen telaşlandı.
“Allah aşkına biri konuşsun artık.”
Şekerci nene derin bir nefes aldı.
Sonra bana döndü.
“Ben bugün hocaya gittim.”
İçim buz kesti.
—
“Her şeyi anlattım.”
dedi.
“Rüyaları… sesleri… köyü…”
Oğuz kaşlarını çattı.
Ne olduğunu tam anlamıyordu hâlâ.
Şekerci nene devam etti.
“Hoca durumun ciddi olduğunu söyledi.”
Boğazım düğümlendi.
“Nasıl yani?”
Şekerci nenenin gözleri doldu.
“‘Kız yalnız değil’ dedi.”
O an salondaki hava değişti sanki.
İçime soğuk bir şey yayıldı.
—
Annem korkuyla:
“Cennet abla ne diyorsun sen?”
dedi.
Babam ilk kez konuştu.
Sesi sert ama titriyordu.
“Ben de inanmak istemedim.”
Bakışları bana kaydı.
“Ama anlattıklarından sonra…”
Cümlesini tamamlayamadı.
—
“Hoca bu gece gelmek istiyor.”
dedi Şekerci nene.
“Yanında birkaç kişiyle.”
Oğuz hemen öne çıktı.
“Bir dakika ya…”
Sinirli şekilde bize baktı.
“Siz ne anlatıyorsunuz?”
—
Şekerci nene Oğuz’a döndü.
“Evladım bazı şeyleri anlatması kolay değil.”
Oğuz başını iki yana salladı.
“Cinlerden falan mı bahsediyorsunuz evet Yasemin bir süredir böyle şeyler yaşıyor ama elin adamına mı güveneceğiz?”
Kimse cevap vermedi.
Ve o sessizlik Oğuz’u daha çok gerdi.
—
“Yasemin korkuyor diye böyle düşünüyorsunuz sadece.”
dedi.
“Hamileliktir, psikolojidir—”
“Psikoloji değil bu.”
dedi Şekerci nene ilk kez sert bir sesle.
Oğuz sustu.
Çünkü yaşlı kadının yüzünde gerçek korku vardı.
—
“Hoca kızın görülmek istendiğini söyledi.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Ne demek o?”
diye fısıldadım.
Şekerci nene gözlerini kaçırdı.
“Bilmiyorum kızım…”
Sonra sesi iyice düştü.
“Ama iyi bir şey olmadığını biliyorum.”
Salondaki hava gittikçe ağırlaşıyordu.
Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.
Ben koltukta oturmuş ellerimi birbirine kenetlemiş haldeydim. Karnıma dokunmaya bile korkuyordum artık.
Şekerci nene sürekli dua okuyordu.
Sessiz sessiz…
Dudakları durmadan hareket ediyordu.
—
Oğuz hâlâ olanları anlamaya çalışıyordu.
“Tam olarak ne dedi bu hoca?”
diye sordu sonunda.
Şekerci nene derin bir nefes aldı.
“Durum ciddi demiş.”
Oğuz kaşlarını çattı.
“Neye göre ciddi?”
Şekerci nene gözlerini bana çevirdi.
“Hamilelikten sonra başlamış her şey.”
O an içim ürperdi.
Çünkü gerçekten de öyleydi.
Sesler…
Rüyalar…
İçime çöken o korku…
Hepsi bebeği öğrendiğimden beri başlamıştı.
—
Şekerci nene telefonu eline aldı.
Elleri hafif titriyordu.
Numarayı çevirip kulağına götürdü.
Hepimiz sessizce onu izliyorduk.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
Şekerci nenenin sesi hemen değişti.
Daha saygılı… daha ciddi oldu.
“Hocam…”
Birkaç saniye karşı tarafı dinledi.
Sonra:
“Evet hocam, kız da burada.”
Salondaki hava gittikçe ağırlaşıyordu.
Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.
Ben koltukta oturmuş ellerimi birbirine kenetlemiş haldeydim. Karnıma dokunmaya bile korkuyordum artık.
Şekerci nene sürekli dua okuyordu.
Sessiz sessiz…
Dudakları durmadan hareket ediyordu.
—
Oğuz hâlâ olanları anlamaya çalışıyordu.
“Tam olarak ne dedi bu hoca?”
diye sordu sonunda.
Şekerci nene derin bir nefes aldı.
“Durum ciddi demiş.”
Oğuz kaşlarını çattı.
“Neye göre ciddi?”
Şekerci nene gözlerini bana çevirdi.
“Hamilelikten sonra başlamış her şey.”
O an içim ürperdi.
Çünkü gerçekten de öyleydi.
Sesler…
Rüyalar…
İçime çöken o korku…
Hepsi bebeği öğrendiğimden beri başlamıştı.
—
Şekerci nene telefonu eline aldı.
Elleri hafif titriyordu.
Numarayı çevirip kulağına götürdü.
Hepimiz sessizce onu izliyorduk.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
Şekerci nenenin sesi hemen değişti.
Daha saygılı… daha ciddi oldu.
“Hocam…”
Birkaç saniye karşı tarafı dinledi.
Sonra:
“Evet hocam, kız da burada.”
dedi.
Benim nefesim daralmaya başladı.
—
Şekerci nene uzun süre dinledi sadece.
Arada kısa kısa cevap veriyordu.
“Anladım hocam…”
“Tamam hocam…”
“Bekliyoruz.”
Sonunda telefonu kapattığında yüzü iyice gerilmişti.
Annem hemen sordu:
“Ne dedi?”
Şekerci nene yavaşça yerine oturdu.
“Gece gelecek.”
dedi.
“Yanında birkaç kişiyle.”
Salonda sessizlik oldu.
—
“Neden birkaç kişiyle geliyor?”
dedim korkuyla.
Şekerci nene gözlerini kaçırdı.
“Tek gelmek istememiş.”
İçime buz gibi bir şey oturdu.
—
Babam hemen ayağa kalktı.
Yüzü tamamen ciddileşmişti artık.
Telefonunu çıkarırken:
“Ben de karakoldan birkaç adam çağıracağım.”
dedi.
Annem şaşkınlıkla baktı.
“Bu kadar ciddi mi yani?”
Babam çenesini sıktı.
“Ben ailemi tanımadığım insanlarla aynı evde bırakmam.”
Sesi netti.
Komiser tarafı devreye girmişti artık.
—
Telefonu açtı.
“Kemal, müsait misin?”
Bir süre dinledi.
“Bu gece bana gelin. Senle iki çocuk daha alın.”
Oğuz kaşlarını çattı.
Babam devam etti:
“Yok operasyon değil.”
Sonra kısa bir duraksadı.
“İçim rahat etsin istiyorum sadece.”
Telefonu kapattığında salondaki sessizlik daha da ağırlaştı.
—
“Bir saate burada olurlar.”
dedi.
Şekerci nene buna itiraz etmedi.
Hatta ilk kez rahatlamış gibi göründü.
“İyi olur.”
dedi kısık sesle.
“Bu gece yalnız kalmamak lazım.”
—
Tam o sırada Oğuz’un telefonu çaldı.
Ekrana bakınca derin nefes aldı.
“Annem.”
Telefonu açtı.
Biz istemeden konuşmasını dinliyorduk artık.
“Anne…”
Birkaç saniye sustu.
Sonra gözleri bana kaydı.
“Tamam.”
dedi sessizce.
Telefonu kapattığında bana döndü.
“Annemler gelmek istiyor.”
Annem hafif şaşırdı.
“Şimdi mi?”
Oğuz başını salladı.
“Yani bu hoca meselesinden haberleri olmadığı için...”
Sonra bana yaklaşıp elimi tuttu.
“Bir saate burada olurlar.”
—
Ev gittikçe kalabalıklaşıyordu.
Ama nedense içimdeki korku azalmıyordu.
Tam tersine…
Gece yaklaştıkça sanki görünmeyen bir şey de bize yaklaşıyordu.
Akşam yavaş yavaş çökerken evin içindeki gerginlik daha da arttı.
Annem mutfakta bir şeyler hazırlıyordu ama aklı başka yerdeydi belli ki.
Babam salonda volta atıyordu.
Telefonu sürekli elindeydi.
Karakoldan gelecek ekibi bekliyordu.
Şekerci nenem ise pencerenin yanında oturmuş sessiz sessiz tesbih çekiyordu.
Benimse mideme taş oturmuş gibiydi.
Çünkü korktuğum tek şey artık gecenin getirecekleri değildi.
Birazdan Oğuz’un ailesi gelecekti.
Ve ben onlarla ilk kez…
Bu halde tanışacaktım.
—
Evlenmeden hamile kalmıştım.
Babamın gözünde bu zaten yeterince ağır bir şeydi.
Ama yine de beni harcamamıştı.
Sabah söylediklerime rağmen…
Beni evlatlıktan silmemişti.
Bu düşünce bile gözlerimi doldurmaya yetiyordu bazen.
—
Oğuz yanıma oturdu.
Sessizce elimi tuttu.
“İyi misin?”
Başımı hafifçe salladım.
“Ya annenler beni sevmezse?”
Oğuz kaşlarını çattı.
“Saçmalama.”
Ama sesinde hafif bir gerginlik vardı.
Çünkü onun da ailesi ilk kez böyle bir durumun içine giriyordu.
—
Kapının zili çaldığında hepimiz irkildik.
Babam hemen başını kaldırdı.
Benim kalbim hızlandı.
Annem derin nefes aldı.
Oğuz ayağa kalktı.
“Ben açarım.”
dedi.
—
Kapı açıldığında önce Oğuz’un annesinin sesi duyuldu.
“Hoş bulduk oğlum…”
Sonra içeri girdiler.
Oğuz’un annesi başörtülü, sakin yüzlü bir kadındı.
Babası ise uzun boylu, ciddi görünüşlüydü.
Yanlarında bir de kız kardeşi vardı.
Hepimiz birkaç saniye garip bir sessizlik içinde kaldık.
Çünkü bu normal bir tanışma değildi.
—
Annem ilk toparlanan kişi oldu.
“Hoş geldiniz.”
dedi nazikçe.
Kadın hemen yaklaşarak annemin elini tuttu.
“Biz de çok mahcubuz.”
dedi üzgün bir sesle.
“Böyle olsun istemezdik.”
Annemin gözleri doldu ama belli etmemeye çalıştı.
“Olmuş artık…”
dedi sadece.
—
Oğuz’un babası babama döndü.
Babamın komiser olduğunu biliyordu belli ki.
Bir an birbirlerine baktılar.
Sonra adam elini uzattı.
“Ben Hasan.”
Babam da tokalaştı.
“Ahmet.”
İkisinin de yüzü sertti ama kavga edecek gibi değillerdi.
Daha çok…
İki yorgun baba gibiydiler.
—
Ben sessizce ayağa kalktım.
Oğuz’un annesi bana bakınca yüzü değişti.
Bir anda gözleri doldu.
Yanıma gelip ellerimi tuttu.
“Çok korkmuşsun sen.”
dedi yumuşak bir sesle.
Boğazım düğümlendi.
Çünkü bütün gün ilk kez biri bana kızmadan konuşuyordu.
—
“Ben…” dedim utanarak.
Ama devamını getiremedim.
Kadın hemen başını salladı.
“Tamam kızım.”
dedi.
“Şimdi birbirimizi suçlama zamanı değil.”
Bu cümle salondaki gerginliği biraz olsun azalttı.
—
Şekerci nenem o sırada sessizce ayağa kalktı.
Bakışları kapıya çevrilmişti.
Bir şey dinliyormuş gibiydi.
Babam hemen fark etti.
“Ne oldu abla?”
Şekerci nene birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra çok yavaş:
“Geldiler.”
dedi.
Tam o sırada dışarıda araba sesleri duyuldu.
Babam pencereye baktı.
“Karakoldakiler.”
dedi.
İçimdeki korku yeniden büyüdü.
Çünkü gece artık gerçekten başlıyordu.
Kapı tekrar çaldığında babam derin bir nefes aldı.
Sonra yüzündeki o sert ifadeyi toparlayıp:
“Çocuklar gelmiştir.”
dedi.
Belli ki o meseleleri birkaç saatliğine kafasının arkasına itmişti.
Şu an tamamen Oğuz’un ailesini tanımaya odaklanmıştı.
—
Kapıyı açtığında içeri üç polis memuru girdi.
Hepsi babamı görünce hemen toparlandı.
“Komiserim.”
diye selam verdiler.
Babam kısa bir baş hareketi yaptı.
“Geçin.”
Sesi sakindi ama hâlâ otoriterdi.
Adamlar salona girince ortam daha da ciddi bir hale büründü.
Çünkü hepsi babamın emri altında çalışan insanlardı.
Ve hepsi evdeki gerginliği hemen hissetmişti.
—
Babam içlerinden birine dönüp:
“Kemal, dış kapıyı kontrol edin ara ara.”
dedi.
“Bu gece herkes dikkatli olsun.”
“Tamam komiserim.”
dediler hemen.
Oğuz’un ailesi biraz şaşırmış görünüyordu ama bir şey demediler.
—
Annem çayları getirirken ortam yavaş yavaş normale dönmeye çalıştı.
En azından herkes normal davranmaya uğraşıyordu.
Ben ise hâlâ gergindim.
Çünkü bir yanda bebeğimle ilgili konuşmalar…
Bir yanda evin üstüne çöken o tuhaf his vardı.
—
Babam sonunda Oğuz’a döndü.
“Ee oğlum.”
dedi ciddi bir sesle.
“Ne düşünüyorsun bundan sonrası için?”
Oğuz dikleşti biraz.
Belli ki kendini toparlamaya çalışıyordu.
“Ben Yasemin’i seviyorum amca.”
dedi net bir sesle.
“Çocuğumu da istiyorum.”
Kalbim hızlandı.
Çünkü bunu herkesin içinde ilk kez bu kadar açık söylüyordu.
—
Babam gözlerini uzun uzun onun üstünde tuttu.
Sanki yalan söylüyor mu diye tartıyordu.
Sonra:
“Okul?”
diye sordu.
Oğuz derin nefes aldı.
“Bitireceğiz.”
dedi.
“İkimiz de bırakmayacağız.”
Oğuz’un babası da hemen söze girdi.
“Biz destek oluruz.”
dedi sakin şekilde.
“Yeter ki çocuklar birbirine sahip çıksın.”
—
Annemin gözleri doldu biraz.
Çünkü gün boyu korktuğu şey buydu aslında.
Oğuz’un geri adım atması.
Ama çocuk dimdik oturuyordu.
Bir an bile kaçmaya çalışmıyordu.
—
Babam bu kez bana döndü.
“Sen ne istiyorsun?”
Boğazım düğümlendi.
Herkes bana bakıyordu.
Elim istemsizce karnıma gitti.
Sonra yavaşça:
“Ben bebeğimi istiyorum.”
dedim.
Sesim titredi ama kararlıydım.
Oğuz’un eli hemen elimin üstüne geldi.
—
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Oğuz’un annesi gözlerini silip hafifçe gülümsedi.
“Allah sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin.”
dedi.
İçimde bir şey yumuşadı o an.
Çünkü ilk kez biri bebeğimden korkuyla değil…
Sevgiyle bahsetmişti.
—
Babam arkasına yaslandı.
Yüzü hâlâ sertti ama sabahki kadar öfkeli değildi artık.
“Evlilik işi aceleye gelmez.”
dedi.
“Önce çocuklar okulu toparlayacak.”
Oğuz hemen başını salladı.
“Ben ne gerekiyorsa yaparım.”
Babam birkaç saniye daha ona baktı.
Sonra ilk kez sesi biraz yumuşadı.
“Yapacaksın zaten.”
dedi.
“Çünkü artık sadece sevgili değilsiniz.”
Bakışları benim karnıma indi.
“Anne baba oluyorsunuz.”
Bölüm etkileşimi
