18. bölüm / 20
CİN KÖYÜAynalar
Bölümler 20Şu an: Aynalar
- 1 Ne oluyor?1.048 kelime
- 2 Köy600 kelime
- 3 Çığlık755 kelime
- 4 Psikolog580 kelime
- 5 Kapı646 kelime
- 6 Yol1.014 kelime
- 7 Adres601 kelime
- 8 Ev944 kelime
- 9 Harabe818 kelime
- 10 Muska775 kelime
- 11 Yüklü müsün?851 kelime
- 12 İtiraf1.320 kelime
- 13 Bebek1.191 kelime
- 14 Öfke1.523 kelime
- 15 Korku1.548 kelime
- 16 Ne olacak1.666 kelime
- 17 Hoca1.304 kelime
- 18 Aynalar1.756 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Gerçek2.691 kelime
- 20 Alev ve Melih487 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O cümleyle birlikte…
Salondaki herkesin yüzü gerildi.
Benimse boğazım düğümlendi.
Çünkü adam bunu söylerken gözlerini bir an bile benden ayırmamıştı.
Sanki benim arkamda duran görünmeyen bir şeye bakıyordu.
—
Hoca ağır ağır oturdu.
Yanındaki adamlardan biri sessizce Kur’an-ı Kerim’i çıkardı.
Diğeri küçük bir şişenin kapağını açtı.
Odanın içine keskin bir gül kokusu yayıldı.
Ama o koku bile içimdeki korkuyu bastıramıyordu.
—
Hoca sonunda konuştu.
“Son günlerde tam olarak neler yaşadın kızım?”
Sesim çıkmadı önce.
Oğuz elimin üstünü sıvazladı.
“Anlat.”
dedi kısık sesle.
Derin bir nefes aldım.
Sonra başıma gelenleri anlatmaya başladım.
Gece duyduğum sesleri…
Kapının önündeki gölgeyi…
Kendi kendine oynayan kapı kolunu…
Rüyalarımı…
İsmimin fısıldanmasını…
Camın önünde hissettiğim şeyi…
Anlatırken bile tüylerim diken diken oluyordu.
—
Salondaki herkes sessizce dinliyordu.
Annemin yüzü bembeyaz olmuştu.
Babamın çenesi sıkılmıştı.
Oğuz ise bir an bile elimi bırakmıyordu.
—
Ben konuşurken hocanın yanındaki adamlardan biri bir anda başını kaldırdı.
Yüzü gerilmişti.
Sanki bir şey dinliyordu.
Sonra gözlerini yavaşça tavana çevirdi.
O an…
Üst kattan hafif bir ses geldi.
Tak…
Tak…
Tak…
Sanki biri yavaşça yürüyordu.
—
Salon bir anda buz kesti.
Polislerden biri refleksle doğruldu.
Babam hemen gözlerini merdivenlere çevirdi.
Ama kimse hareket etmedi.
Çünkü hepimiz aynı şeyi hissediyorduk.
Evde görünmeyen bir şey vardı.
—
Ses birkaç saniye durdu.
Tam nefes alacaktım ki bu kez sürüklenme sesi geldi.
Sanki biri ayağını yere sürüyerek yürüyordu.
Çok yavaş…
Çok ağır…
Takkk…
Sürtt…
Takkk…
—
Annem korkuyla ağzını kapattı.
Ben istemsizce Oğuz’un koluna sarıldım.
Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi.
Çünkü ses tam benim odamın olduğu taraftan geliyordu.
—
Şekerci nenem bir anda yüksek sesle Ayetel Kürsi okumaya başladı.
Hoca ise gözlerini kapatmıştı.
Dudakları kıpırdıyordu.
Yanındaki adamlardan biri cebinden küçük bir muska çıkarıp avucunda sıktı.
—
Sonra…
Üst kattan bir anda sert bir vurma sesi geldi.
GÜMMM!
Ev resmen sallandı.
Annem çığlık attı.
Ben olduğum yerde sıçradım.
Polislerden biri hızla merdivene yöneldi.
Ama hoca sert bir sesle:
“Dur!”
diye bağırdı.
Adam olduğu yerde kaldı.
—
Hoca ağır ağır ayağa kalktı.
Yüzü artık bambaşkaydı.
Ciddi değil…
Korkutucuydu.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
Ve çok düşük bir sesle:
“O seni fark etmiş.”
O cümleden sonra boğazımdaki düğüm büyüdü.
“Ne demek fark etmiş?”
dedim titreyen sesle.
Hoca birkaç saniye sustu.
Sanki kelimeleri dikkatle seçiyordu.
Sonra ağır ağır konuşmaya başladı.
—
“Her varlık aynı değildir.”
dedi.
“Bazıları sadece korkutur.”
“Bazıları musallat olur.”
“Bazılarıysa bir şeye sahip olmak ister.”
İçim buz kesmişti.
Oğuz’un eli hâlâ elimin üstündeydi ama artık onun da parmakları buz gibiydi.
—
Hoca gözlerini benden ayırmadan devam etti.
“Senin etrafındaki şey çok eski.”
dedi.
“Ve yalnız değil.”
Şekerci nenem sessizce ağlamaya başladı.
Annemin yüzü tamamen bembeyaz olmuştu.
Babam ise dimdik durmaya çalışıyordu ama çenesi kasılmıştı.
—
“Nasıl yani?”
diye sordu babam sertçe.
Hoca derin bir nefes aldı.
“Bu iş tek bir varlığın işi değil.”
dedi.
“Bir kabile gibi hareket ediyorlar.”
O an evin içindeki hava daha da ağırlaştı.
—
“Bazıları insanı hasta eder.”
“Bazıları aklını bozar.”
“Bazılarıysa…”
Bir an durdu.
Bakışları yavaşça benim karnıma indi.
“…doğacak çocuğa yaklaşır.”
Annem ağzını kapattı.
Ben nefes alamıyordum artık.
—
Oğuz hemen öne çıktı.
“Bir dakika!”
dedi sert şekilde.
“Nasıl yani çocuğa yaklaşır?”
Hoca gözlerini ona çevirdi.
“Hamile kadınlar bazı varlıklar için daha açıktır.”
Sesi çok sakindi.
Ve bu sakinlik daha korkutucuydu.
—
“Peki bunu kim yaptı?”
diye sordu babam bu kez.
Hoca başını hafif yana eğdi.
“Bunu sana yapan…”
dedi bana bakarak.
“…kan bağın olan bir kadın.”
Salon bir anda buz kesti.
Annem şaşkınlıkla:
“Nasıl yani?”
dedi.
Şekerci nenem bile dua etmeyi bıraktı bir an.
Benim kalbim deli gibi atıyordu.
—
Hoca devam etti.
“Ve kan bağın olmayan bir erkek.”
Oğuz anında ayağa kalktı.
“Kim bunlar?”
Sesi öfkeliydi artık.
Hoca başını iki yana salladı.
“Henüz bilmiyoruz.”
dedi.
“Ama öğreneceğiz.”
—
O sırada hocanın yanındaki adamlardan biri dışarı çıktı.
Birkaç dakika sonra elinde büyük siyah çantalarla geri döndü.
Çantaları yere bıraktığında metal sesleri duyuldu.
İçim daha da daraldı.
—
Adam çantaları açtı.
İçlerinden küçük aynalar çıkardı.
Kare şeklindeydiler.
Birer birer salonun ortasına dizmeye başladı.
Sonra başka bir adam siyah uzun mumlar çıkardı.
Mumları aynaların etrafına yerleştirip yaktı.
Işıklar kapanınca salon sadece mumların titrek ışığıyla aydınlandı.
Duvarlarda gölgeler oynuyordu artık.
Ve o görüntü…
Normal hiçbir şeye benzemiyordu.
—
Ben korkuyla Oğuz’un koluna daha çok sokuldum.
Hoca ise yerdeki aynalara bakıyordu.
Sanki içlerinde bir şey görecekmiş gibi.
—
Diğer adam cebinden küçük muskalar çıkardı.
Önce anneme verdi.
“Boynuna tak.”
dedi ciddi bir sesle.
Sonra babama…
Şekerci neneme…
Ve Oğuz’a verdi.
Oğuz hiç itiraz etmeden aldı.
Çünkü artık o da korkuyordu.
Gerçekten korkuyordu.
—
En son adam bana yaklaştı.
Elindeki muskayı avucuma bıraktı.
Kağıt buz gibiydi.
Adam gözlerimin içine bakarak:
“Ne olursa olsun bunu çıkarma.”
dedi.
Tam o sırada…
Yerdeki aynalardan birinin yüzeyi hafifçe karardı.
Ve mumlardan biri kendiliğinden söndü.
Mumlardan biri kendiliğinden söndüğü anda salon buz gibi oldu.
Gerçekten…
Sanki evin içindeki bütün sıcaklık bir anda çekilmişti.
Ben nefesimi tutmuş halde aynalara bakıyordum.
Çünkü az önce kararan yüzey şimdi dalgalanıyordu.
Su gibi…
Ama su değildi.
—
Hocanın yanındaki adamlardan biri hemen Arapça dualar okumaya başladı.
Diğeri yerdeki mumları kontrol ediyordu.
Ama sönen mum tekrar yanmıyordu.
Ne yaparsa yapsın fitil kararıp geri sönüyordu.
—
Şekerci nenem ağlamaklı şekilde dua okuyordu artık.
Annemin elleri titriyordu.
Babam ise olanları anlamaya çalışsa bile yüzündeki gerginlik saklanmıyordu.
Çünkü bu açıklanabilecek bir şey değildi.
—
Hoca aniden sert bir sesle:
“Kimse konuşmasın.”
dedi.
Hepimiz sustuk.
O an ev tamamen sessizleşti.
O kadar sessizdi ki kendi kalp atışımı duyabiliyordum.
—
Sonra…
Üst kattan bir ses geldi.
Tak.
Takkk…
Sanki biri ağır ağır yürüyordu.
Benim nefesim kesildi.
Çünkü ses direkt benim odamın olduğu taraftan geliyordu.
—
Polislerden biri anında silahını çekti.
“Komiserim—”
Babam da refleksle doğruldu.
Ama hoca elini kaldırıp sert şekilde bağırdı:
“Sakın!”
Adam olduğu yerde kaldı.
Hoca gözlerini merdivenlere dikmişti.
“Silahla yaklaşmayın.”
dedi.
“Bu öyle bişey degil.”
O cümle tüylerimi diken diken etti.
—
Takkk…
Takkk…
Üst kattaki sesler çoğalmaya başladı.
Bu kez sadece yürüyüş değil…
Sanki bir şeyler sürükleniyordu.
Mobilya sesi gibi…
Ağır…
Yavaş…
Gıcırtt…
—
Annem korkuyla hıçkırdı.
Ben istemsizce Oğuz’un göğsüne yaslandım.
Oğuz’un kalbi deli gibi atıyordu.
İlk kez onun da gerçekten korktuğunu hissedebiliyordum.
—
Bir anda camlar titremeye başladı.
Önce hafifçe…
Sonra daha sert.
Takır…
Takır…
Takkk!
Sanki dışarıdan biri bütün camlara vuruyordu.
Rüzgâr yoktu.
Ama perdeler hareket ediyordu.
—
Polislerden biri tekrar silahını kaldırdı.
“Komiserim bu normal değil!”
Babamın yüzü bembeyazdı artık.
Ama yine de adamlarına bağırdı:
“Kimse ateş etmeyecek!”
Sesi güçlü çıkmaya çalışıyordu.
Ama korkusu hissediliyordu.
—
Hoca gözlerini kapattı.
Yüksek sesle dua okumaya başladı.
Yanındaki adamlar da ona eşlik etti.
Salonun içi Arapça dualarla doluyordu artık.
Ama o sırada…
Üst kattan çok sert bir çarpma sesi geldi.
GÜÜÜMMM!
Bütün ev sallandı.
Ben çığlık attım.
Annem ağlamaya başladı.
Ben çığlık attım.
Annem ağlamaya başladı.
Şekerci nenem yüksek sesle dua okuyordu artık.
Salonun içi karışmıştı.
Ama en korkuncu…
Hâlâ üst kattan gelen seslerin devam etmesiydi.
Takkk…
Sürtt…
Tak…
Sanki bir şey ağır ağır merdivenlerin başına kadar geliyordu.
—
Polislerden biri yeniden silahını kaldırdı.
“Komiserim izin verin çıkalım yukarı!”
Babamın yüzü gerilmişti.
Ama hoca sert şekilde bağırdı:
“Yerinizden kıpırdamayın!”
O an bütün mumların alevi aynı anda uzadı.
Duvarlardaki gölgeler hareket etmeye başladı.
Ben nefes alamıyordum artık.
Oğuz beni kendine çekmişti.
Kolunu omzuma sarmıştı.
Ama onun da titrediğini hissediyordum.
—
Bir anda…
Üst kattan koşma sesi geldi.
PAT PAT PAT!
Sanki biri çıplak ayakla koridorda koşuyordu.
Çok hızlı…
İnsan gibi ama değil gibi…
Sonra ses tam merdivenlerin başında durdu.
Hepimiz aynı anda yukarı baktık.
Karanlıktan başka hiçbir şey görünmüyordu.
Ama orada bir şey vardı.
Hissediliyordu.
—
Hocanın yanındaki adamlardan biri aynaların önüne geçti.
Elindeki muskayı havaya kaldırıp dua okumaya başladı.
Diğer adam mumların etrafında dolaşıyordu.
Tam o sırada…
Kararan aynanın içinden bir ses geldi.
Çıt…
Sanki cam çatlıyordu.
Ben korkuyla Oğuz’un kolunu sıktım.
Aynanın yüzeyi dalgalandı.
Ve içeride kısa bir anlığına…
Bir göz belirdi.
Kapkara.
İnsana ait olmayan bir göz.
—
Annem çığlık attı.
Polislerden biri korkuyla geri çekildi.
Babam bile olduğu yerde donmuştu artık.
Çünkü hepimiz aynı şeyi görmüştük.
—
Hoca aniden yüksek sesle bağırmaya başladı.
Arapça dualar salonun içinde yankılanıyordu.
Yanındaki adamlar da aynı anda okumaya başladı.
Sesler yükseldikçe ev daha da titremeye başladı.
Camlar zangır zangır sallanıyordu.
Mutfaktan tabak kırılma sesi geldi.
Üst katta kapılar çarpmaya başladı.
GÜÜMMM!
PAT!
TAKKK!
Sanki evin içinde görünmeyen biri öfkeyle dolaşıyordu.
—
Ben kulaklarımı kapatıp ağlamaya başladım.
“Oğuz…”
Sesim titriyordu.
“Çok korkuyorum…”
Oğuz alnını başıma yasladı.
“Buradayım.”
dedi nefes nefese.
“Ayrılmayacağım senden.”
—
Tam o anda…
Merdivenlerin oradaki karanlığın içinde bir siluet oluştu.
Uzun…
İncecik…
Ve hareket etmiyordu.
Sadece duruyordu.
Ama bana bakıyordu.
Bunu hissediyordum.
—
Şekerci nenem bir anda bağırdı:
“Yasemin gözlerine bakma!”
Ben refleksle başımı Oğuz’un göğsüne gömdüm.
Tam o sırada salondaki bütün mumlar aynı anda söndü.
Ve ev tamamen karanlığa gömüldü.
Ve ev tamamen karanlığa gömüldü.
Annem çığlık attı.
Bir şey yere düştü.
Camlardan gelen titreme sesi artık daha sertti.
Takkk!
Takkk!
Sanki bütün ev nefes alıyordu.
—
Ben gözlerimi kapatmış halde Oğuz’a sarılmıştım.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki bayılacak gibi hissediyordum.
Sonra…
Bir anda mumlardan biri yeniden yandı.
Tek bir mum.
Salonun ortasında.
Titreyen küçücük bir ışık…
Ve o ışığın içinde hocanın yüzü göründü.
—
Adam olduğu yerde dimdik durmuştu.
Gözleri merdivenlerin başındaki karanlığa kilitlenmişti.
Sonra çok sert bir sesle Arapça konuşmaya başladı.
“Men entum?!”
Sesi evin içinde yankılandı.
Polisler bile korkudan kıpırdayamıyordu artık.
—
Karanlıktan cevap geldi.
Ama kelime değildi.
İnsan sesi hiç değildi.
Boğuk…
Çatallı…
Birden fazla kişi aynı anda fısıldıyormuş gibiydi.
Ben kulaklarımı kapattım.
Çünkü duydukça midem bulanıyordu.
—
Hoca yeniden bağırdı.
“Ma تُريدون من هذه الفتاة?!”
Ne istediğini soruyordu.
Bunu anlamıştım.
Sesi artık öfkeliydi.
Yanındaki adamlar da yüksek sesle dualar okumaya başladı.
—
Karanlıktan yine cevap geldi.
Bu kez daha yakından.
Sanki merdivenlerin üstünden değil…
Salonun içinden gelmişti.
Bir anda mumun alevi yana doğru eğildi.
O an…
Boynumdaki muska buz gibi oldu.
—
Şekerci nenem ağlayarak Ayetel Kürsi okuyordu.
Annem hıçkırıyordu artık.
Babam bile ilk kez tamamen çaresiz görünüyordu.
Çünkü silah…
Polis…
Hiçbiri işe yaramıyordu.
—
Hoca gözlerini kısmış şekilde karanlığa bakıyordu.
Sonra sesi bir anda değişti.
Sanki korkmuştu.
“Lâ…”
diye mırıldandı.
“Bu mümkün değil…”
Oğuz hemen bağırdı:
“Ne oluyor?!”
Hoca cevap vermedi.
Sadece aynalardan birine baktı.
—
Ve biz de baktık.
Aynanın içinde…
Ben vardım.
Ama ben değildim.
Yüzüm solgundu.
Gözlerim simsiyah görünüyordu.
Ve aynadaki “ben” yavaşça gülümsüyordu.
Ben çığlık attım.
Çünkü ben hareket etmemiştim.
Ama aynadaki şey hareket etmişti.
—
Tam o sırada üst kattan çok sert bir kadın kahkahası duyuldu.
İnce…
Uzun…
İnsan gibi olmayan bir kahkaha.
Evin duvarlarında yankılandı.
Sonra bütün kapılar aynı anda çarpmaya başladı.
GÜMM!
PAT!
TAK!
Polislerden biri korkuyla dua etmeye başladı.
Diğeri elindeki silahı düşürdü.
—
Hoca bir anda yüksek sesle bağırdı:
“Gözlerinizi aynalardan ayırın!”
Ama çok geçti.
Çünkü aynaların hepsinde artık bir şey vardı.
Gölgeler…
Yüzler…
Ve hepsi bana bakıyordu.
Bölüm etkileşimi
