14. bölüm · CİN KÖYÜ
Öfke
Babamın o hâlini görünce içimde bir şey koptu. Az önce öfkeden evi yıkan adam gitmişti sanki. Yerine ne yapacağını bilmeyen, hayal kırıklığına uğramış bir baba kalmıştı. Başını ellerinin arasına almış öylece oturuyordu.
Annem sessiz sessiz ağlıyordu. Şekerci nene mutfaktan su getirip masaya bıraktı ama kimsenin elini uzatacak hâli yoktu.
Salonun içini ağır bir sessizlik kapladı.
Oğuz birkaç saniye yerinde durduktan sonra yavaşça konuştu.
“Ben Yasemin’i seviyorum,” dedi.
Babam başını kaldırmadan güldü ama o acı bir gülüştü.
“Sevgi…” dedi. “Sizin yaşınızda herkes seviyor zaten.”
“Hayır,” dedi Oğuz hemen. “Gerçekten seviyorum. Korkuyorum ama kaçmıyorum.”
Babam sonunda başını kaldırıp ona baktı.
“Peki ne yapacaksın?” dedi sertçe. “Söyle bakalım. Çocuk mu büyüteceksin? Eve mi bakacaksın? Okul ne olacak? Hayat ne olacak?”
Oğuz’un yüzü gerildi. Cevap vermeden önce bana baktı. Ben ağlamaktan bitkin düşmüştüm artık.
“Çalışırım,” dedi sonunda. “Gerekirse okulu uzatırım ama Yasemin’i bırakmam.”
Babam ayağa kalktı yine.
“Bırakmamak yetmiyor!” diye bağırdı. “Ben kızımı emanet edeceğim adamda güven görmek isterim! Sorumluluk görmek isterim!”
Oğuz sustu. Çünkü babamın söyledikleri ağırdı ama haksız da değildi.
Ben dayanamadım artık.
“Baba yeter…” dedim ağlayarak. “Ne olur…”
Babam bana döndü. Gözleri hâlâ sinirliydi ama eskisi kadar sert değildi.
“Sen sus kızım,” dedi bu kez daha yorgun bir sesle. “Ben şu an düşünmeye çalışıyorum.”
Şekerci nene yavaşça yanıma gelip omzuma sarıldı.
“Bakın,” dedi herkese tek tek bakarak. “Bağırıp çağırınca çocuk yok olmayacak. Bu olan şey de geri gitmeyecek. Şimdi akıllıca düşünmeniz lazım.”
Annem ilk kez konuştu o sırada.
“Kaç aylık?” diye sordu titrek bir sesle.
Bir anda herkes bana baktı. Boğazım düğümlendi. Parmaklarımı birbirine geçirip gözlerimi yere indirdim.
“Bilmiyorum…” dedim kısık bir sesle.
Annem şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Nasıl bilmiyorsun Yasemin?”
Omuzlarım titriyordu. Ağlamaktan konuşmakta zorlanıyordum.
“Doktora gitmedim…” dedim utanarak. “Sadece test yaptım… korktum…”
Babam sinirle gözlerini kapattı. Eliyle alnını sıvazladı.
“Allah’ım sabır ver bana…” diye mırıldandı.
Şekerci nene hemen araya girdi.
“Korkmuştur çocuk,” dedi yumuşak bir sesle. “Tek başına ne yapacağını bilememiştir.”
Babam bu kez bağırmadı ama sesi çok sertti.
“Böyle önemli bir şeyde korkup susulmaz!” dedi. “Siz çocuk musunuz hâlâ?”
Oğuz başını öne eğdi.
“Ben götürecektim doktora,” dedi sessizce. “Birlikte gitmeyi konuşuyorduk…”
Babam ona dönüp sert bir bakış attı.
“Konuşuyordunuz demek,” dedi alaylı bir şekilde. “Her şeyi konuşmuşsunuz zaten.”
Ben ağlayarak başımı kaldırdım.
“Baba ne olur…” dedim. “Biz istemedik böyle olsun.”
Babam bir anda bana döndü.
“İstemeden hiçbir şey olmaz Yasemin,” dedi kırgın bir sesle. “İnsan yaptığı şeyin sonucunu düşünür.”
O an söyledikleri içime taş gibi oturdu. Çünkü haklıydı. Ne kadar korksam da bunu değiştirmiyordu.
Annem gözyaşlarını silip bana baktı. Sesi ilk kez biraz yumuşamıştı.
“Yarın doktora gidilecek,” dedi kararlı bir şekilde. “Önce tam olarak ne olduğunu öğreneceğiz.”
Ben sessizce başımı salladım.
Babam derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini Oğuz’a çevirdi.
“Senin ailen de öğrenecek,” dedi. “Bu mesele artık çocuk oyunu değil.”
Oğuz başını yavaşça salladı.
“Öğrenecekler,” dedi. “Ben söyleyeceğim.”
Babam birkaç saniye ona baktı. Gözlerinde hâlâ öfke vardı ama artık yorgunluk daha baskındı. Sanki bir gecede yaşlanmış gibiydi.
Annem koltuğun kenarında oturmuş, elindeki peçeteyi buruşturuyordu. Bana bakıyor ama ne hissedeceğini kendisi de bilmiyor gibiydi. Kızmak mı istiyordu, sarılmak mı… belli değildi.
Şekerci nene sessizliği bozdu.
“Tamam,” dedi sakin bir sesle. “Şimdi herkes biraz sakinleşecek. Sabah doktora gidilecek. Ondan sonra oturup düzgünce düşünülür.”
Babam başını geriye yasladı.
“Benim düşünecek hâlim kalmadı,” dedi.
Bu cümlesi içimi daha çok acıttı. Çünkü ilk kez babamı bu kadar tükenmiş görüyordum.
Oğuz bir adım bana doğru yaklaşacak gibi oldu ama babamın bakışıyla durdu.
“Ben artık gideyim,” dedi sessizce.
Babam hemen cevap vermedi. Sonra eliyle kapıyı işaret etti.
“Git.”
Oğuz bana baktı. Gözlerinde öyle bir çaresizlik vardı ki ağlamam yeniden başladı. Bir şey söylemek istiyordu belli ki ama söyleyemedi. Sadece kısık bir sesle,
“Yarın arayacağım,” dedi.
Babam sertçe ayağa kalktı.
“Hayır,” dedi. “Önce ailene söyleyeceksin. Sonra konuşacağız.”
Oğuz başını eğdi.
“Tamam.”
Kapıya yöneldiğinde içimde garip bir boşluk oluştu. Gitmesini istemiyordum ama kalmasını da kaldıramıyordum.
Kapı kapanınca ev yine sessizliğe gömüldü.
Kimse konuşmuyordu.
Ben koltuğun kenarında oturmuş ellerime bakıyordum. Karnıma istemsizce dokundum. Hareket bile etmeyen küçücük bir şey bütün hayatımı değiştirmişti.
Babam bunu fark etti.
Gözleri bir anlığına elime kaydı. Sonra hemen başka yere baktı. Sanki o görüntü ona fazla ağır gelmişti.
Annem yavaşça yanıma geldi. İlk başta bana dokunmaya çekinir gibiydi. Sonra saçımı kulağımın arkasına itti.
“Neden bize daha önce söylemedin?” dedi kırık bir sesle.
Gözlerim yeniden doldu.
“Çünkü çok korktum anne…” dedim. “Sizden nefret edeceğinizi düşündüm.”
Annemin yüzü bir anda değişti. Ağlayarak başını iki yana salladı.
“Sen benim kızımsın,” dedi. “Kırılsam da kızsam da senden nefret etmem.”
O cümleyi duyunca dayanamadım. Anneme sarılıp ağlamaya başladım.
O da bana sarıldı.
Babam bizi izliyordu. Yüzü hâlâ sertti ama gözlerinde ilk kez öfkeden başka bir şey vardı. Üzüntü.
Şekerci nene derin bir nefes aldı.
“Haydi,” dedi yavaşça. “Bu gece kimse daha fazla konuşmasın. Herkesin aklı darmadağın olmuş.”
Tam Şekerci nenenin dediği gibi herkes odasına çekilecek gibiydi ki bir anda sesi yeniden duyuldu.
“Bir konu daha var,” dedi yavaş ama ciddi bir sesle.
Annemle babam aynı anda ona baktı. Ben ise içimden “Hayır…” diye geçirdim. Ne söyleyeceğini anlamıştım çünkü.
Babam yorgun bir şekilde kaşlarını çattı.
“Daha ne olabilir?”
Şekerci nene bana baktı önce. Gözlerinde kararsız bir ifade vardı. Sonra derin bir nefes aldı.
“Yasemin’in bana anlattığı şeyler var,” dedi.
İçim sıkıştı. Ellerimi hemen dizlerimin üstünde kenetledim.
Annem tedirgin oldu.
“Ne anlatmış?”
Şekerci nene yavaşça konuşmaya başladı.
“Bir süredir bazı şeyler görüyormuş… sesler duyuyormuş.”
Babamın yüzü gerildi.
Ben hemen araya girdim.
“Şekerci nene—”
Ama susturur gibi elimi tuttu.
“Anlatmak zorundayım kızım.”
Sonra annemle babama dönüp tek tek her şeyi anlattı. Yolda gördüğüm o karanlık silüetleri… geceleri kulağıma gelen fısıltıları… yol kenarında ev sandığım harabeyi… içimde büyüyen o korkuyu…
Annemle babamın yüzündeki ifade yavaş yavaş değişiyordu. Az önce yaşadıkları şok yetmemiş gibi şimdi ikinci bir darbe daha almışlardı.
“Ne?” dedi annem kısık bir sesle. “Yasemin… bunlar ne demek?”
Gözlerimi yere indirdim. Utanıyordum. Delirmişim gibi bakacaklarından korkuyordum.
Babam sertçe doğruldu.
“Bunlar olmaz,” dedi hemen. “İnsan olmayan şeyler görmez.”
Annem derin bir nefes aldı. Sonra yorgun bir sesle bana baktı.
“Ben sana psikolojik destek almanı söylemiştim Yasemin…” diye mırıldandı. “Senin yaşadığın şeyler normal değil.”
O an kendimi daha kötü hissettim. Sanki herkesin gözünde problemli biri olmuştum artık.
Ama Şekerci nene başını sertçe iki yana salladı.
“Hayır,” dedi kararlı bir sesle. “Bu başka bir şey.”
Babam sinirle güldü.
“Ne başka bir şeyi?”
“Bize hoca lazım,” dedi Şekerci nene.
Salon bir anda yine gerildi.
Annem şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne hocası?”
“Böyle safsata şeylere inanıyorsun yani?” dedi babam sertçe.
Şekerci nene geri adım atmadı.
“Madem safsata,” dedi sakin ama inatçı bir sesle, “o zaman zarar gelmez. Fayda olmazsa da olmaz. Ama ben yıllardır bu evdeyim. Sizden ilk defa bir şey istiyorum.”
Babam sustu.
Şekerci nene devam etti.
“Bu kızın gözünün içindeki korku normal değil. Ben görüyorum. Eğer benim biraz hakkım, biraz hatırım varsa… bir hocaya gösterelim.”
Annemle babam birbirine baktı. İkisi de buna inanmak istemiyordu belli ki. Ama yaşananların ağırlığı onların da aklını karıştırmıştı artık.
Ben ise koltuğun köşesinde sessizce oturuyordum.
Çünkü içimde çok kötü bir his vardı.
Sanki bütün bunlar daha yeni başlıyordu.
Babam uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sadece yere bakıyordu. Evin içindeki sessizlik insanın üstüne çöken türdendi. Saatin tik takları bile fazla yüksek geliyordu artık.
Annem sonunda derin bir nefes aldı.
“Ben bunlara inanmıyorum,” dedi yorgun bir sesle. “Yani… gerçekten inanmıyorum. Yasemin çok stres yaşadı. Üstüne bir de hamilelik… psikolojisi bozulmuş olabilir.”
Bunları duyunca içim sıkıştı. Haklı olmasını istiyordum aslında. Keşke her şey sadece stresten ibaret olsaydı.
Ama değildi.
Çünkü gördüğüm şeyler fazla gerçekti.
Şekerci nene başını iki yana salladı.
“Ben de her duyduğuma inanmam,” dedi. “Ama bu kızın hâli normal değil. Gözlerinin içi değişmiş resmen.”
Babam yavaşça başını kaldırdı.
“Peki ne yapacağız?” dedi sert ama bitkin bir sesle. “Bir hocaya gidince her şey düzelecek mi yani?”
Şekerci nene omuz silkti.
“Bilmiyorum,” dedi dürüstçe. “Ama denemeden bilemeyiz.”
Annem huzursuzca yerinde kıpırdandı.
“Komik duruma düşeceğiz.”
“O halde kimseye söylemeyiz,” dedi Şekerci nene hemen. “Sessiz sessiz gider geliriz.”
Babam sinirli bir nefes verdi.
“Ben hayatım boyunca böyle şeylere inanmadım.”
Şekerci nene gözlerini ona dikti.
“Ama hayatın boyunca kızını geceleri korkudan titrerken de görmedin.”
O cümleden sonra babam sustu.
Ben başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum.
“Baba…” dedim sessizce. “Ben gerçekten korkuyorum.”
Babamın yüzü bir an değişti. Çünkü ilk kez öfkemden çok korkum görünüyordu belki de.
Ellerimi birbirine kenetledim.
“Bazen biri beni izliyormuş gibi oluyor,” dedim titreyen sesle. “O harabeyi gördüğüm gün… sanki biri beni çağırıyordu.”
Annem ürperdi.
“Yeter artık,” dedi hemen. “Daha fazla anlatma.”
Ama anlatmak istiyordum. Çünkü içimde tuttukça büyüyordu sanki.
“Gece uyurken ses duyuyorum,” dedim. “Bazen kulağımın dibinde biri fısıldıyor gibi…”
Annem korkuyla babama baktı.
Babam sinirli görünmeye çalışıyordu ama onun da huzuru kaçmıştı artık.
Şekerci nene yavaşça ayağa kalktı.
“Ben birini biliyorum,” dedi alçak sesle. “Eskiden bizim köydekilere yardım etmişti.”
Babam hemen kaşlarını çattı.
“Üfürükçü mü yani?”
“Hayır,” dedi Şekerci nene kızarak. “Dua okuyan, işini bilen biri.”
Annem gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sanki mantığıyla korkusu arasında sıkışıp kalmıştı.
Sonunda babam yavaşça doğruldu.
“Tamam,” dedi isteksizce. “Bir kere gidilecek.”
Şekerci nenenin yüzü biraz olsun rahatladı.
“Ama,” dedi babam sertleşerek, “eğer saçma sapan bir şey çıkarsa konu kapanacak. Önce doktor işi halledilecek.”
Şekerci nene başını salladı.
“Tamam oğlum.”
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.
Çünkü içimde garip bir his vardı.
Sanki o hocaya gidersem bazı şeyler gerçekten ortaya çıkacaktı.
Ve ben gerçeği öğrenmekten korkuyordum.
