15. bölüm · CİN KÖYÜ

Korku

Lavinya Stepen

O gece kimse doğru düzgün uyumadı.

Ben odama çıktığımda saat çoktan gece yarısını geçmişti. Kapıyı kapatıp yatağıma oturdum. Ev sessizdi ama o sessizliğin içinde bile garip bir huzursuzluk vardı. Sanki duvarların arasında görünmeyen bir şey dolaşıyordu.

Üzerimi bile değiştirecek hâlim yoktu. Başım zonkluyordu. Karnıma istemsizce dokundum. Hâlâ inanamıyordum. İçimde bir can vardı… ama aynı zamanda içimde büyüyen başka bir korku da vardı.

Perde hafifçe sallandı.

Bir anda irkildim.

Cam kapalıydı.

Kalbim hızlandı. Kendime “Sakin ol” deyip duruyordum ama olmuyordu. Gözlerim odanın karanlığında sürekli bir şey arıyordu sanki.

Sonunda yatağa uzandım. Gözlerimi kapattığım anda uyurum sanmıştım ama tam tersine daha kötü oldu.

Çünkü o sesi yine duydum.

Çok yakından.

Fısıltı gibi…

Adımı söylüyordu sanki.

“Yasemin…”

Bir anda gözlerimi açtım.

Oda karanlıktı. Nefesimi tutup etrafı dinledim. Ses kesilmişti.

“Elhamdülillah…” diye mırıldandım kendi kendime. “Kafamın içinde sadece…”

Tam yeniden gözlerimi kapatacaktım ki bu kez koridordan bir ses geldi.

Tak.

Sanki biri yavaşça yürüyordu.

Yatağın içinde doğruldum. O kadar korkmuştum ki bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Adımlar tekrar geldi.

Tak…
Tak…

Koridorun tahtaları hafifçe gıcırdıyordu.

“Anne?” diye seslendim kısık bir sesle.

Cevap gelmedi.

Telefonuma sarıldım hemen. Saat 03.17’ydi.

O sırada kapımın altından gölge geçti.

Nefesim kesildi.

Gerçekten biri vardı.

Yorganı sıkıca üstüme çektim. Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. Gölge birkaç saniye kapının önünde durdu.

Sonra çok hafif bir tıklama sesi geldi.

Kapı kolu oynadı.

Gözlerim doldu korkudan. Dua okumaya başladım ama dilim bile dolaşıyordu.

Kapı yavaşça aralandı.

“Yasemin?”

Şekerci nenenin sesiyle bir anda nefes aldım.

“Benim kızım…”

Kapıyı açıp içeri girdiğinde ağlamaya başladım direkt. Şekerci nene hemen yanıma oturdu.

“Korktun mu?”

Başımı hızlı hızlı salladım.

“Yine duydum…” dedim titreyerek. “Yine ses duydum.”

Şekerci nenenin yüzü ciddileşti. Elini başıma koyup dua okumaya başladı.

“Ben de uyuyamadım,” dedi alçak sesle. “İçime bir sıkıntı çöktü.”

O an odanın içi bir anda buz gibi oldu.

İkimiz de aynı anda sustuk.

Çünkü camın dışından bir ses gelmişti.

Tık.

Şekerci nene yavaşça cama döndü.

Ben nefes bile alamıyordum artık.

Perdenin arkasında… sanki biri vardı.
Şekerci ninem" bugün yanında yatayım kızım" dedi ve kalktı odasından Kur'an-ı Kerim getirdi.
Şekerci nenenin sesi odanın içini dolduruyordu.

Kısık ama huzur veren bir tonda Kur’an okuyordu. Kelimeleri tam seçemiyordum artık… çünkü göz kapaklarım ağırlaşmıştı. İçimdeki korku yavaş yavaş geri çekiliyordu sanki.

“Uyu kızım…” dedi saçımı okşayarak. “Ben buradayım.”

Yorganın altında biraz daha kıvrıldım. Dışarıdaki rüzgâr camı hafifçe titretiyordu ama artık eskisi kadar korkutmuyordu beni. Şekerci nenenin duası odanın etrafında görünmez bir kalkan gibi dolaşıyordu sanki.

Son duyduğum şey onun fısıltısı oldu:

“Ayetel Kürsi oku içinden… hiçbir şey yaklaşamaz.”

Ve sonunda uykuya daldım.

Ama o uyku normal değildi.

Kendimi karanlık bir yerde yürürken gördüm.

Ayaklarımın altında ıslak toprak vardı. Etraf sise boğulmuştu. Ne ev vardı ne insan sesi… sadece sonsuz bir karanlık.

Karnıma dokundum.

Bebeğim…

Bir anda uzaktan bir ninni sesi geldi.

Yavaş… boğuk… eski bir ezgi gibi.

Sesin geldiği yere döndüğümde sisin içinden uzun beyaz kıyafetli bir kadın silueti çıktı.

Yüzünü göremiyordum.

Ama bana bakıyordu.

Kalbim sıkıştı.

Geri çekilmek istedim ama ayaklarım hareket etmiyordu.

Kadın yavaşça elini kaldırdı.

Sonra ince, çatallı bir ses duyuldu:

“O çocuk… bize ait…”

Bir anda etrafımdaki sis hareketlenmeye başladı. İçinden kararmış eller uzanıyordu. Ayak bileklerime dokunmaya başladılar.

Çığlık attım.

Tam o sırada güçlü bir ses duyuldu.

“Ayetel Kürsi…”

Şekerci nenenin sesi.

Bir ışık aniden karanlığı yardı.

Kadın silueti geri çekildi. Sis çığlık atar gibi dağıldı. Eller kayboldu.

Ve ben gözlerimi açtım.

Nefes nefeseydim.

Oda hâlâ karanlıktı ama sabah ezanı yeni okunuyordu.

Şekerci nene hâlâ başucumda oturuyordu.

Elindeki Kur’an kapanmıştı.

Gözleri cama çevrildi.

Sonra derin bir nefes aldı.

“Korkma kızım,” dedi sakin ama ciddi bir sesle. “Ne varsa artık saklanmıyor…”
Sonra tekrar okumaya devam etti. Ben de yavaş yavaş yeniden uykuya daldım.

Sabah gözümü açtığımda hava çoktan aydınlanmıştı. Birkaç saniye tavana bakıp öylece kaldım. Sonra telefonuma uzandım.

Oğuz aramıştı.

Hemen geri aradım.

“Günaydın aşkım…” dedim uykulu sesimle.

Karşı taraftan hafif yorgun bir nefes geldi.

“Günaydın bebeğimin güzel annesi…”

Sesi tuhaftı. Yorgun… düşünceli… sanki gece hiç uyumamış gibiydi.

“Oğuz… bir şey mi oldu? Sesin garip geliyor.”

“Yok aşkım,” dedi hemen. “Hiç uyuyamadım sadece. Ondandır.”

Sonra birkaç saniye sustu.

“Konuştu mu ailenle?” dedim korkuyla.

Derin bir nefes aldı.

“Konuştum.”

“Ne dediler?”

“Ne desinler…” dedi buruk bir sesle. “Okulu bitirmeyi bekleseydiniz dediler. Ama sevindiler yine de. Sizinkiler kadar sert olmadılar.”

İçimdeki düğüm biraz gevşedi.

“Bugün geleceğiz,” dedi sonra. “Annemle babam… sizinle konuşmaya.”

Başımı yastığa yasladım.

“Ama önce annemle babam beni doktora götürecek.”

“Ben de geleceğim.”

“Tamam,” dedim sessizce. “Haber veririm.”

Telefonu kapattıktan sonra bir süre boş boş tavana baktım. Sonra derin bir nefes alıp aşağı indim.

Annem, babam ve Şekerci nene kahvaltı masasındaydı.

“Günaydın…” dedim çekinerek.

Annemle Şekerci nene aynı anda cevap verdi.

“Günaydın kızım.”

Babam başını bile kaldırmadı.

İçim acıdı.

Haklıydı belki… ama onun benden uzak durması canımı yakıyordu.

Sessizce oturdum.

Babam önümde yokmuşum gibi kahvaltı etmeye çalışıyordu.

Annem bana bakıp yumuşak bir sesle konuştu.

“Yasemin hadi kızım, bir şeyler ye. Sonra doktora gidicez bakalım nedir durum.”

Bir süre sustum.

Sonra yavaşça:

“Hayır,” dedim.

Annem kaşlarını çattı.

“Ne hayırı?”

“Gitmiyorum doktora.”

Masadaki sessizlik ağırlaştı.

Annem ayağa kalktı.

“Neden?”

Boğazımdaki düğüm büyüdü.

“Yarın kürtaj olacağım.”

Bir anda sandalyemi itip ayağa kalktım.

Annemin yüzü bembeyaz oldu.

“İstemiyor musun bu çocuğu?” dedi kırılan bir sesle.

Gözlerim doldu ama öfkemi susturamadım.

“İstemiyorum.”

Sonra babama baktım.

“Hem baksana… bir gecede beni silebildi. Demek ki evlat bir anda vazgeçilen bir şeymiş. O zaman benim de uğraşmama gerek yok.”

Şekerci nenenin yüzü düştü.

“Kızım…” dedi sakin ama ciddi bir sesle. “Bu tek başına verebileceğin bir karar değil. O çocuğun bir babası da var.”

Omuz silktim sadece.

Sonra hızlı adımlarla odama çıktım.

Kapıyı kapatıp yatağa oturdum.

Aslında söylediklerimin çoğu doğru değildi.

Elimi karnıma koydum.

Kıyamazdım ona.

Ama o an babama duyduğum kırgınlık ağzımdan dökülmüştü işte.

Yatağa uzandım.

Bir süre sonra kapım çaldı.

“Gel…”

Kapı açıldı.

Babam içeri girdi.

Hemen doğrulup yatağa oturdum.

Bir süre sadece birbirimize baktık.

İkimiz de konuşamıyorduk.

Sonra yavaşça gelip yatağın kenarına oturdu. Ellerimi aldı.

Avuçları hâlâ sıcacıktı.

“Hangi baba evladını kesip atabilir canından…” dedi kısık bir sesle.

Gözlerim doldu.

“Baban sana ne zaman sırt döndü de bugün dönsün?”

Sesim çıkmadı.

“Sadece kabul etmesi zor bir durum bu. Sen hâlâ benim gözümde parkta salıncakta sallanırken ‘Biraz daha hızlı baba!’ diye bağıran küçücük kızımsın.”

Dudaklarım titredi.

“Geceleri korkunca karanlığa karşı ‘Benim babamın silahı var, sizi vurur!’ diye bağıran Yasemin’imsin.”

Artık ağlıyordum.

“Ellerimle büyütüp gönlümde büyütemediğim biricik kızımsın sen…”

Gözlerinden bir damla yaş düştü.

“Şimdi anne oluyorsun öyle mi…”

“Baba…” diye hıçkırdım.

“Özür dilerim…”

Boynuna sarıldım.

Babam sırtımı yavaşça sıvazladı.

“Hadi bakalım,” dedi sonunda. “Olan oldu artık. Bundan sonrasına bakıcaz.”

Sonra ayağa kalktı.

“Hazırlan. Annenle doktora gidin.”

Başımı salladım.

“Tamam.”

Babamın yanağından öptüm.

O odadan çıktıktan sonra ben de hazırlanıp aşağı indim.
Hazırlandıktan sonra telefonu elime aldım ve Oğuz’u aradım.

“Hangi hastaneye gidiyorsunuz?” dedi açar açmaz.

Hastanenin adını söyledim.

“Tamam,” dedi hiç düşünmeden. “Ben de geliyorum.”

Telefonu kapattıktan sonra annemle birlikte evden çıktık. Yol boyunca ikimiz de fazla konuşmadık. Arabadaki sessizlik bile ağırdı.

Ben camdan dışarı bakıyordum sadece. İçimde korku, utanç, heyecan… hepsi birbirine karışmıştı.

Hastaneye vardığımızda Oğuz çoktan gelmişti.

Kapının önünde bizi bekliyordu.

Beni görünce hemen ayağa kalktı. Gözlerinin altı çökmüştü gerçekten. Belli ki gece hiç uyumamıştı.

Annemle saygılı bir şekilde selamlaştı.

“Hoş geldiniz teyze.”

Annem hafifçe başını salladı.

Sonra Oğuz bana döndü.

İçimdeki bütün korku o bana bakınca biraz hafifliyordu sanki.

“İyi misin?” diye sordu sessizce.

“Bilmiyorum…” dedim dürüstçe.

Elimi tuttu.

“Sakin ol. Yanındayım.”

Beraber içeri girdik.

Hastanenin keskin ilaç kokusu burnuma doldu bir anda. İçim daraldı.

Kayıt işlemleri yapılırken ellerim buz gibiydi. Sürekli parmaklarımla oynuyordum. Oğuz bunu fark edip elimi yeniden tuttu.

Bir süre sonra görevli kadın ismimi söyledi.

“Yasemin Demir?”

Derin bir nefes aldım.

“Benim…”

Doktorun odasına doğru yürürken kalbim deli gibi atıyordu.

Çünkü birkaç dakika sonra her şey gerçek olacaktı.
Doktorun odasına girerken ayaklarım sanki bana ait değilmiş gibi hissediyordum.

Annem yanımdaydı. Oğuz da hemen arkamdan geldi.

Doktor annemin eski arkadaşıydı aynı zamanda. Yıllardır tanıdığı, güvendiği bir kadın doğum doktoru…

Bizi görünce yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.

“Yasemin…” dedi sıcak bir sesle. “En son seni lise mezuniyetinde görmüştüm.”

Utançla hafifçe gülümsedim.

“Hoş geldiniz.”

Annem derin bir nefes verdi.

“Ben hâlâ olanlara inanamıyorum Sevda…”

Doktor başını salladı.

“Önce sakin olalım,” dedi. “Kız zaten korkudan titriyor.”

Sonra bana döndü.

“Gel bakalım güzelim, otur şöyle.”

Sandalyeye oturdum. Ellerim titriyordu. Oğuz bunu fark edip elimi tuttu.

Doktor birkaç soru sordu. Son adet tarihimi, mide bulantılarımı, halsizliğimi…

Ben cevap verdikçe not aldı.

Sonra dosyayı kapatıp bana baktı.

“Şimdi ultrasonla bakalım,” dedi yumuşak bir sesle. “Kaç haftalık öğrenelim.”

Kalbim hızlandı.

Doktor cihazı hazırlarken ben yatağa uzandım. Annemle Oğuz yan tarafta sessizce bekliyordu.

Soğuk jel karnıma değince irkildim.

“Rahat ol,” dedi doktor sakin bir sesle.

Sonra ekrana bakmaya başladı.

Odada birkaç saniye sadece cihazın sesi vardı.

Bir süre sonra doktorun yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

“İşte burada…”

Ben istemsizce ekrana baktım.

Küçücük bir görüntü vardı gerçekten.

İçim bir anda garip oldu.

Oğuz yanıma biraz daha yaklaştı.

“İyi mi?” diye sordu hemen.

Doktor başını salladı.

“Şu anlık her şey normal görünüyor. Çok yeni bir gebelik ama herhangi bir problem görünmüyor.”

Annem derin bir nefes verdi.

Ben ise ekrana bakmaya devam ediyordum.

Gerçekti…

Gerçekten içimde bir bebek vardı.

Doktor birkaç ölçüm yaptıktan sonra gülümsedi.

“Tahminen dört haftalık.”

Oğuz’un eli elimin üstünde hafifçe sıkıldı.

Gözlerim dolduğunu hissettim.

Doktor bana bakıp yumuşak bir sesle konuştu.

“Korkuyorsun biliyorum. Ama yalnız değilsin. Önce sakin düşünücez, tamam mı?”

Başımı sessizce salladım.

O an ilk kez… içimdeki korkunun yanında başka bir şey daha hissettim.

Tarif edemediğim bir bağlılık.