12. bölüm · CİN KÖYÜ
İtiraf
Hakan, Alev, Efe ve Melih bize şaşkın şaşkın bakıyordu.
Oğuz yavaşça ayağa kalktı.
“Olabilir…” dedi dalgın şekilde. “Olmayabilir de.”
Bir anda hepsinin yüzünde fırlama bir gülümseme oluştu.
Alev hemen yatağın kenarına oturdu.
Kısık sesle:
“Woooow…” dedi sırıtıp. “Demek siz…”
Gülmeye başladı.
Ben ise hiçbir şey hissedemiyordum.
Sanki beynim uyuşmuştu.
Her şey çok hızlı olmuştu.
Zorla Alev’e dönüp:
“Bizimkilere söyleme,” dedim.
Hemen başını salladı.
Tam kalkacakken Oğuz sertçe konuştu.
“Hiçbir yere gitmiyorsun artık. Dinlenecek Yasemin. Siz gidin çocuklar.”
Herkes söylene söylene odadan çıktı.
Kapı kapanınca oda sessizleşti.
Dışarıdan hâlâ uzaktan gelen davul sesleri duyuluyordu.
Oğuz gelip yatağın kenarına oturdu.
Bir süre yüzüme baktı.
“Yasemin…” dedi yavaşça. “Olabilir mi gerçekten?”
Bir an sustum.
Sonra derin nefes aldım.
“Bilmiyorum…” dedim. “İki haftadır geciktiğim doğru. Olabilir yani…”
Başımı iki yana salladım.
“Ama bu kadın ne saçmalıyor anlamadım. Kaş kirpik falan… nerden biliyor doğruysa?”
Oğuz omuz silkti.
“Boşver onu,” dedi. “Köylü teyzeler böyledir.”
Sonra gözlerimin içine baktı.
“Sence hamile misin?”
“Ben nerden bileyim Oğuz?” dedim yorgunca. “Söylüyorum ya gecikti diye ihtimal var.”
Oğuz bir süre sessiz kaldı.
Ama yüzündeki ifadeden sanki sevindiği belliydi.
Bir anda ellerimi onunkilerden çektim.
“Sen seviniyor musun?” dedim şaşkınlıkla. “Daha okulumuz bitmedi. Ben anneme babama ne diyeceğim?”
Oğuz sakin kalmaya çalışıyordu.
“Zaten son senemiz,” dedi. “Kimseye söylemeyiz hemen. Gerekirse evleniriz.”
Derin bir nefes aldım.
Bütün bunlar gerçek miydi gerçekten?
Daha dün cinli bir evden kaçıyordum.
Şimdi ise hamile olabileceğimi konuşuyorduk.
Bir anda Oğuz alnını alnıma dayadı.
“Ben şimdi baba mı olacağım?” dedi hafif gülerek.
Hemen geri çekildim.
“Saçmalama Oğuz,” dedim. “Kadın bizi şüphelendirdi sadece. Hem olmayabilir de. Umarım olmaz.”
Oğuz’un yüzü bir anda düştü.
Kaşlarını çattı ama bir şey demedi.
“Neyse…” dedi sonunda. “Ben de çok yoruldum. Yatalım biraz.”
Battaniyeyi kaldırdım.
Yanıma uzandı.
Ve ben onun kollarında ilk kez gerçekten güvende hissederek uyuyakaldım.
Sabah gözümü açtığımda oda güneş ışığıyla dolmuştu.
Bir an her şey normalmiş gibi geldi.
Sonra gece yaşananlar aklıma gelince içim yeniden daraldı.
Oğuz’la birlikte odadan çıktık.
Düğünden eser kalmamıştı.
Ne davul sesi vardı ne kalabalık.
Sadece bizim grup ve Melih’in ailesi oturuyordu.
“Günaydın,” dedik.
Efe hemen sırıttı.
“Günaydın çifte kumrular.”
Hepsi gülmeye başladı.
Ben mahcup şekilde Melih’in annesine döndüm.
“Kusura bakmayın,” dedim. “Bu aralar biraz rahatsızım. Düğünden erken ayrıldım. Oğuz da sağ olsun benimle ilgilendi.”
Kadın yumuşak sesle:
“Olsun kızım,” dedi. “Sen iyi ol yeter.”
Tam o sırada yaşlı nine yeniden konuştu.
Melih’in annesine dönüp:
“Fadik,” dedi ciddi şekilde. “Gebe bu kız.”
Kadın bir anda bana döndü.
Ben panikle hemen konuşmaya başladım.
“Yok yok teyze,” dedim aceleyle. “Dünden beri söylüyor ama öyle bir şey yok.”
Kadın ise sadece gülümsedi.
“Benim anam bugüne kadar hiç şaşmadı,” dedi.
Sonra rahat tavırla ekledi:
“Hem olsa nolacak kızım? Kocandan sonuçta.”
Bir anda ortam buz gibi oldu.
Kimse konuşmadı.
Kadın şaşkınlıkla yüzümüze baktı.
“Yoksa siz evli değil misiniz?”
Tam o sırada Melih araya girdi.
“Anneee…” dedi gerilerek. “Bizi ilgilendirmez bu konular. Hadi kahvaltı hazırlayalım.”
Kadın homurdandı.
“Biz erken kalkarız biliyorsun. Hazırlayayım bari size.”
Sonra mutfağa geçti.
Ama o andan sonra evdeki insanların bakışları değişmişti.
Bunu hissedebiliyordum.
Özellikle yaşlıların gözlerinde yargılayan bir ifade vardı.
Evlenmeden hamile kaldığımı düşündükleri belliydi.
Klasik köy zihniyeti…
Açıkçası umurumda olmadı.
Çünkü benim kafamı kurcalayan tek şey hamilelik değildi.
Dün gece gördüğüm o siyah kıyafetli insanlar hâlâ gözümün önünden gitmiyordu.
Ve içimde garip bir his vardı.
Sanki o düğünde gördüğüm şey…
Sadece bir halüsinasyon değildi.
Kahvaltıdan sonra yola çıktık ve şehrimize döndük.
Eve vardığımda annem, babam, Şekerci Ninem ve Leo beni bekliyordu.
Daha kapıdan girer girmez hepsi bana sarıldı.
Ama hepsi aynı anda bendeki değişikliği fark etti.
Annem yüzüme dikkatlice bakıyordu.
“Yasemin senin neyin var kızım?” dedi endişeyle.
Babam kaşlarını çatmıştı.
“Göz altların çökmüş.”
Şekerci Ninem ise yüzüme bakınca bir anda sessizleşti.
Sanki bir şey hissetmiş gibiydi.
Rengimin bembeyaz olduğunu söylüyor, doktora gitmem için ısrar ediyorlardı.
Ben ise sürekli aynı şeyi söylüyordum.
“Yorgunum sadece…”
Şekerci Ninem benim en sevdiğim yemekleri yapmıştı.
“Kesin açsındır,” diyerek önüme koydu.
Ben de yemeye başladım.
Ama bir süre sonra fark ettim ki üçü de bana şaşkın şaşkın bakıyordu.
Lokmayı ağzımda çiğnerken durdum.
“Neden öyle bakıyorsunuz?”
Babam şaşkınlıkla:
“Yasemin…” dedi. “Sen günlerdir doğru düzgün bir şey yemiyordun. Bu ne iştah kızım?”
Bir an duraksadım.
Sonra zorla yutkundum.
“Yoldan geldim baba,” dedim. “Acıktım.”
Ama içimde garip bir his vardı.
Sanki bedenim bana ait değilmiş gibiydi.
Yemekten sonra çaylar içildi.
Sonra herkes odasına dağıldı.
Ben hemen odamdaki banyoya girdim.
Köyden dönerken Oğuz’la birlikte bir gebelik testi almıştık.
Titreyen ellerimle kutuyu açtım.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Testi yaptıktan sonra dakikalar geçmek bilmedi.
Hayatımdaki en uzun bekleyişti.
Lavabonun kenarına tutunmuş şekilde sonucu bekliyordum.
Ve birkaç dakika sonra…
Çift çizgiyi gördüm.
Bir anda test elimden düştü.
Nefesim kesildi.
Kapalı klozet kapağının üstüne oturdum.
Ellerim titriyordu.
Gözlerim dolmuştu.
“Ben şimdi ne yapacağım…” diye fısıldadım.
“Bunu aileme nasıl açıklayacağım?”
Bir süre öylece kaldım.
Banyodaki sessizlik bile üstüme çöküyordu.
Sonra kendimi duşa attım.
Uzun süre sıcak suyun altında durdum.
Ama ne korkum geçiyordu ne de beynimdeki uğultu.
Duştan çıkınca telefonu aldım.
Ekran onlarca mesajla doluydu.
Oğuz defalarca aramıştı.
“Naptın aşkım?”
“Yasemin testi yaptın mı?”
“Hayatım cevap versene.”
“Çok heyecanlıyım.”
Telefon elimdeyken kapı çaldı.
“Gel,” dedim yorgunca.
Şekerci Ninem içeri girdi.
“Gel bakalım güzel kızım,” dedi. “Uyumadan seni bir göreyim dedim.”
Yanıma oturdu.
“Nasılsın?”
Omuz silktim.
“Eh işte…”
Şekerci Ninem gözlerini kıstı.
“Noldu anlat bakalım.”
Bir anda ona sarıldım.
Sonra köyde yaşadığım her şeyi anlattım.
Ormanı…
Evi…
Siyah giyinen insanları…
Bayıldığım yeri…
Anlattıkça Şekerci Ninem’in gözleri büyüyordu.
En sonunda ciddi bir sesle:
“Yasemin…” dedi. “Sana kesin musallat olmuşlar. Hem de öyle hafif bir şey değil bu.”
İçim ürperdi.
“Ben yarın annenle babanla konuşacağım.”
Başımı kaldırdım.
“Dur Şekerci Ninem…” dedim sessizce. “Başka bir şey daha var.”
Bir anda sustum.
Cesaret edemiyordum.
Şekerci Ninem sabırsızlandı.
“Kızım çatlatma beni,” dedi. “Söyle artık. Kötü bir şey mi var? Kalbime indireceksin.”
Gözlerimi kaçırdım.
Sonra kısık sesle:
“Ben…” dedim. “Şey… hamileyim.”
Bir anda Şekerci Ninem’in gözleri kocaman açıldı.
“Hiiiiii!” diyerek iki eliyle ağzını kapattı.
Ben o an ağlamaya başladım.
Oda sessizliğe gömüldü.
Sadece benim hıçkırık sesim vardı.
Bir süre sonra Şekerci Ninem hızla kalktı.
Gidip kapıyı kilitledi.
Sonra tekrar yanıma oturdu.
“Anlat,” dedi ciddi şekilde.
“Ne anlatayım ki…” dedim ağlayarak. “Hamileyim işte…”
“Kızım kaç haftalık?”
“Bilmiyorum…”
“Oğuz’un haberi var mı?”
“Yok… sonuç bekliyor.”
Sonra köydeki yaşlı kadının söylediklerini anlattım.
Kirpiklerimi…
Yüklü olduğumu nasıl anladığını…
Şekerci Ninem kafa salladı.
Ama yüzündeki ifade değişmişti.
Sanki kafası karışmıştı.
“Yasemin…” dedi sonunda. “Benim de beynim bulandı şimdi.”
Derin nefes aldı.
“Sen yat dinlen. Oğuz’a da haber ver. Bilmesi lazım.”
Sonra omzumu sıvazladı.
“Sabah ola hayrola. Sakince düşünürüz.”
Başımı salladım.
Şekerci Ninem çıktıktan sonra telefonu elime aldım.
Ve Oğuz’u aradım.
Telefon ilk çalışta açıldı.
“Efendim canım?”
Sustum.
“Yasemin?”
Hâlâ konuşamıyordum.
Bir anda Oğuz’un sesi heyecanlandı.
“Yoksa… hamile misin?”
Gözlerimi kapattım.
“Evet…” diyebildim sadece.
Telefonun diğer ucunda bir anda kıyamet koptu.
Oğuz resmen çığlık attı.
“OLAMAZ! CİDDİ MİSİN?!”
Tam o sırada annesi odasına girmiş olacak ki kadın sesi geldi.
“Oğlum ne bağırıyorsun?”
Oğuz hemen toparlandı.
“Yok bir şey anne! Maç izliyordum!”
Kadın söylene söylene çıktı.
Ben istemsizce güldüm.
Oğuz hâlâ heyecandan nefes nefeseydi.
“Yasemin ben baba oluyorum…”
“Dur daha kesinleşmedi,” dedim.
“Çift çizgi çıktıysa kesinleşmiştir!”
Başımı yatağa yasladım.
Bir anda üzerime korkunç bir yorgunluk çöktü.
“Uykum geldi…” dedim.
“Tamam güzelim,” dedi hemen. “Yat dinlen. Yarın konuşuruz.”
Telefonu kapattım.
Ve gerçekten saniyeler içinde uyuyakaldım.
Sabah kahvaltıya indiğimde annem şaşkınlıkla bana baktı.
“Kızım neden hazırlanmadın? Okula gitmeyecek misin?”
“Gitmeyeceğim bugün,” dedim yorgunca. “Biraz dinleneceğim. Notları Alev’den alırım.”
Babam dikkatlice yüzüme baktı.
“İyi misin sen? Hâlâ rengin yok.”
“İyiyim baba…”
Kahvaltı ettik.
Ama dünün aksine hiçbir şey yiyemiyordum.
Midem bulanıyordu.
Annemle babam işe gittikten sonra ev sessizleşti.
Ben televizyon karşısında fark etmeden uyuyakalmışım.
Şekerci Ninem beni dürterek uyandırdı.
Elinde bir tepsi vardı.
“Kalk bakalım. Şunları ye.”
“Canım istemiyor…”
Şekerci Ninem bir anda ciddileşti.
“Senin istemiyor olabilir,” dedi. “Ama onun beslenmesi lazım.”
Bir anda elim istemsizce karnıma gitti.
Ben gerçekten hamileydim.
İki gündür yaşadığım korkular yüzünden bunu tam idrak edememiştim.
Şimdi ise gerçek yüzüme çarpıyordu.
Zorla birkaç lokma yedim.
Sonra Şekerci Ninem’le uzun uzun konuştuk.
Annemle babama her şeyi anlatacaktık.
Ama ben çok korkuyordum.
Çünkü onların vereceği tepkiyi tahmin bile edemiyordum.
