13. bölüm / 20
CİN KÖYÜBebek
Bölümler 20Şu an: Bebek
- 1 Ne oluyor?1.048 kelime
- 2 Köy600 kelime
- 3 Çığlık755 kelime
- 4 Psikolog580 kelime
- 5 Kapı646 kelime
- 6 Yol1.014 kelime
- 7 Adres601 kelime
- 8 Ev944 kelime
- 9 Harabe818 kelime
- 10 Muska775 kelime
- 11 Yüklü müsün?851 kelime
- 12 İtiraf1.320 kelime
- 13 Bebek1.191 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Öfke1.523 kelime
- 15 Korku1.548 kelime
- 16 Ne olacak1.666 kelime
- 17 Hoca1.304 kelime
- 18 Aynalar1.756 kelime
- 19 Gerçek2.691 kelime
- 20 Alev ve Melih487 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O gün neredeyse bütün gün uyudum. İçimde garip bir ağırlık vardı. Şekerci nene bunun hamilelikten olduğunu söyledi ama bence beni asıl yoran şey korkuydu. Ne zaman gözümü açsam akşam annemle babama gerçeği söyleyecek olmam yüzüme tokat gibi çarpıyordu.
Oğuz gün içinde birkaç kez aradı. Gelmek istediğini, ailemle birlikte konuşabileceğimizi söyledi. Ama kabul etmedim. Babamın bana zarar vermeyeceğini biliyordum… yine de Oğuz için aynı şeyi söyleyemiyordum. Babamın nasıl tepki vereceğini kestiremiyordum.
Akşamüstü kapım açıldı. Şekerci nene içeri girip yatağın kenarına oturdu.
“Kalk pamuk kızım,” dedi saçımı okşayarak. “Geldiler. Yemek hazır.”
Zorla doğruldum yataktan. Elimi yüzümü yıkadım ama aynaya baktığımda hâlim içler acısıydı. Saatlerce uyumaktan gözlerim şişmişti, yüzüm bembeyazdı. Kendimi tanıyamadım resmen.
Aşağı indim. Annemle babam masadaydı. Babam beni görünce,
“Yasemin,” dedi, “korkuttun bizi. Saatlerdir uyuyorsun.”
“Sadece yorgundum,” diyebildim.
Yemek boyunca tek kelime edemedim. Önümdeki tabakla oynayıp duruyordum sadece. Midem düğüm olmuştu. Babam bir süre bana baktıktan sonra sertçe,
“Ye artık şu yemeği,” dedi.
Şekerci nene hemen araya girdi.
“Biraz yedirdim ben ona,” dedi. “Pek acıkmamıştır.”
Babam sustu ama sofradaki hava daha da ağırlaştı.
Yemek bitince salona geçtik. Şekerci nene kahveleri getirdi. Annemle babam konuşuyordu ama ben artık dayanamayacağımı hissediyordum. İçimdeki korku beni boğuyordu. Ne olacaksa olsun dedim kendi kendime.
“Anne… baba…” dedim sonunda. “Sizinle konuşmam gereken bir şey var.”
İkisi de ellerindeki kahveyi masaya bıraktı. Yüzümdeki ifadeden ciddi bir şey olduğunu anlamışlardı.
“Ne oldu Yasemin?” dedi annem telaşla.
Ben konuşmaya çalışıyordum ama kelimeler boğazıma düğümleniyordu.
“Aslında nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum…” dedim titreyen bir sesle. “Anlayışınıza sığınmak istiyorum. Evet, hata yaptım ama şu an yapabileceğim hiçbir şey yok…”
Annemle babam aynı anda konuştu.
“Ne hatası?” “Ne oldu kızım?”
Sustum. İkisi de gözümün içine bakıyordu. Babam,
“Okulla mı ilgili?” dedi.
Başımı iki yana salladım.
“Hayır…”
Annem iyice korkmuştu.
“Yaseminciğim söyle de birlikte çözüm bulalım.”
Bir anda ağzımdan çıkıverdi.
“Ben hamileyim.”
O an zaman durdu sanki.
İkisi de donup kaldı. Yüzüme öylece baktılar. Birkaç saniye boyunca evin içinde çıt çıkmadı.
Sonra babam aniden ayağa kalktı.
“Ne dedin sen?” diye bağırdı.
“Hamileyim…” dedim ağlayarak.
Annem gözlerini kocaman açtı.
“Yasemin sen ne diyorsun? Şaka mı bu?”
Şekerci nene hemen ayağa kalktı.
“Sakin olun,” dedi.
Annem ona döndü.
“Sen biliyor muydun yoksa?”
“Dün akşam söyledim ona,” dedim ağlayarak. “Size söyleyebilmek için cesaret almaya çalışıyordum…”
Babamın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Bana doğru bir adım attı.
“Biz bunca emeği bunun için mi verdik sana Yasemin?” dedi öfkeyle. “Senin okulun bitmedi daha! Bir dediğini iki etmedik. Seni el üstünde tuttuk. İyi bir geleceğin olsun diye uğraştık. Şimdi karşıma geçip bana hamileyim mi diyorsun?”
Bir anda yüzümde sert bir acı hissettim.
Tokadıyla koltuğun üstüne düştüm.
Babam bana hayatında ilk kez vurmuştu.
Canım yanmıştı ama daha çok içim acımıştı. Ağlıyordum… ama bir yanım onun haklı olduğunu da düşünüyordu.
Babam üstüme doğru yürümeye başlayınca annemle Şekerci nene hemen araya girdi.
“Yapma!” “Sakin ol!”
Ev bir anda bağırışlarla doldu. Babamın öfkesi korkunçtu. Elime geçse beni parçalayacakmış gibi bakıyordu.
Sonra bir anda bağırdı:
“Nerede o?”
Hepimiz şaşkınlıkla ona baktık. Kimi kastettiğini birkaç saniye anlayamadım. Sonra dank etti. Oğuz’u soruyordu.
Kalbim sıkıştı.
Söyleyemezdim. Babamın ne yapacağını bilmiyordum.
“Bilmiyorum…” dedim korkuyla.
“Bilmiyor musun?” diye bağırdı. “Sen beni çıldırtacak mısın Yasemin!”
Bir anda masadaki her şeyi yere fırlattı. Sehpayı itti, koltuğa tekme attı. Annem ağlıyordu, Şekerci nene onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
Ben titreyerek geri çekildim.
“Biliyorum…” dedim sonunda ağlayarak. “Ama sana söyleyemem baba. Önce sakin olman gerekiyor…”
“Bana akıl verme!” diye bağırdı. “Söyle o çocuğun nerede olduğunu!”
Sesim titriyordu. Gözyaşlarım durmadan akarken dudaklarımı ısırıyordum. Babamın öfkesini ilk kez bu kadar yakından görüyordum. Salonun içindeki hava ağırlaşmıştı sanki. Kimse doğru düzgün nefes alamıyordu.
Şekerci nene hemen önüme geçti.
“Yeter artık!” dedi babama sertçe. “Kız zaten korkudan tir tir titriyor. Bağırınca her şey düzelecek mi?”
Babam hâlâ öfkeyle nefes alıyordu. Yumruk yaptığı ellerinin titrediğini görüyordum.
“Ben bağırmayayım da ne yapayım?” dedi. “Ben bu kızı böyle mi yetiştirdim?”
Annem artık dayanamayıp ağlamaya başladı. Koltuğun kenarına çökmüş, elleriyle yüzünü kapatıyordu.
“Allah’ım…” diye fısıldadı. “Biz şimdi ne yapacağız?”
Ayağa kalkmaya çalıştım ama dizlerim tutmuyordu. Kendimi zor toparladım.
“Baba…” dedim hıçkırarak. “Ne olur Oğuz’a bir şey yapma. O da korkuyor… ama beni bırakmadı. Ben tek başıma değilim…”
Babam bir anda bana döndü.
“Demek hâlâ onu savunuyorsun?”
İlk kez sesimi yükselttim.
“Çünkü suç sadece onun değil!” dedim ağlayarak. “Ben de istedim… Ben de hata yaptım…”
O cümleyi söyledikten sonra salon bir anda sessizliğe gömüldü. Babam birkaç saniye hiçbir şey demedi. Sadece yüzüme baktı. Sanki beni ilk kez görüyordu. Hâlâ küçük kızı olduğumu sanıyordu belki… ama ben artık yaptığı şeyin arkasında durmak zorunda kalan biriydim.
Şekerci nene yavaşça babamın koluna dokundu.
“Bak oğlum,” dedi sakin ama kararlı bir sesle. “Olan olmuş artık. Bundan sonrası önemli. Kızını kaybetme.”
Babam derin bir nefes aldı ama öfkesi hâlâ dinmemişti.
“O çocuk buraya gelecek,” dedi dişlerini sıkarak. “Gözümün içine baka baka konuşacak benimle.”
Kalbim sıkıştı. Oğuz’un gelmesini istemiyordum. Babamın ne yapacağını gerçekten kestiremiyordum.
“Hayır baba… şimdi olmaz…” dedim telaşla.
Tam o sırada kapı çaldı.
Evde herkes olduğu yerde donup kaldı.
Babam yavaşça kapıya dönerken benim içimi kötü bir his kapladı. Çünkü gelen kişinin kim olduğunu artık biliyordum.
Babam kapıya doğru yürümeye başladığında kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki herkes duyacaktı. “Açma…” demek istedim ama sesim çıkmadı. Şekerci nene bile yerinden kıpırdayamamıştı.
Kapı zili bir kez daha çaldı.
Babam bu kez daha sert adımlarla ilerledi. Kapının önüne geldiğinde birkaç saniye durdu. Çenesini sıkıyordu. Sonra kapıyı sertçe açtı.
Karşımda Oğuz vardı.
Yüzü bembeyazdı. Gözlerinin altı çökmüştü sanki. Elinde hiçbir şey yoktu. Ne çiçek ne başka bir şey… sadece korkusu vardı yanında. Babamla göz göze geldikleri an evin içindeki hava tamamen değişti.
Babam kapının önünde dimdik durdu.
“Demek gelebildin,” dedi buz gibi bir sesle.
Oğuz yutkundu. Bana kısa bir an baktı. Ağladığımı görünce yüzü daha da düştü.
“Amca ben—”
Babam sözünü sertçe kesti.
“Bana amca deme.”
Oğuz sustu. Ellerini yumruk yapmıştı ama titrediğini görebiliyordum.
“Ben konuşmaya geldim,” dedi sonunda. “Kaçmaya değil.”
Babam bir adım geri çekildi.
“Gir.”
O an keşke zamanı durdurabilseydim. Oğuz içeri girdiğinde annem başını kaldırıp ona baktı. Gözlerinde hem kırgınlık hem şaşkınlık vardı. Şekerci nene sessizce dua okuyordu.
Ben olduğum yerde kıpırdamadan duruyordum.
Babam salonun ortasına geçti.
“Şimdi anlat bakalım,” dedi sertçe. “Sen benim kızımın hayatını ne hale getirdiğinin farkında mısın?”
Oğuz gözlerini kaçırmadı bu kez.
“Farkındayım,” dedi kısık ama net bir sesle. “Ve sorumluluktan kaçmıyorum.”
Babam sinirli bir şekilde güldü.
“Sorumluluk mu?” dedi. “Sizin yaşınız ne daha? Okulunuz bitmedi. İşiniz yok. Gücünüz yok. Siz çocuk büyütmeyi oyun mu sandınız?”
Oğuz başını eğdi birkaç saniye. Sonra tekrar kaldırdı.
“Haklısınız,” dedi. “Kızmakta sonuna kadar haklısınız. Ama ben Yasemin’i yalnız bırakmayacağım.”
Babam bir anda öfkeyle üstüne yürüdü.
“Sen bırakmayacaksın ha?”
Ben korkuyla araya girdim.
“Baba yapma!”
Babamın gözleri öfkeyle bana döndü.
“Sen sus!”
O an Oğuz bir adım öne çıktı.
“Bağırmayın ona,” dedi ilk kez daha sert bir sesle. “Bütün suçu Yasemin’e yüklemeyin. Ne olduysa ikimizin arasında oldu.”
Salon yine buz kesmişti.
Babam birkaç saniye Oğuz’a baktı. Sanki ona vurmak için kendini zor tutuyordu. Annem ağlamaya devam ederken Şekerci nene tekrar araya girdi.
“Allah aşkına sakin olun artık,” dedi çaresizce. “Çocuklar zaten korkudan ölmüş.”
Babam ellerini saçlarına götürdü. İlk kez yorgun görünüyordu. Öfkeli değil sadece… kırılmıştı sanki.
Sonra yavaşça koltuğa oturdu.
Başını ellerinin arasına aldı.
“Ben şimdi ne yapacağım…” diye mırıldandı.
Onu o halde görünce içim parçalandı. Çünkü ilk kez babamı bu kadar çaresiz görüyordum
Bölüm etkileşimi
