7. bölüm · CİN KÖYÜ
Adres
Okuldan çıkmış, tam arabalara doğru yürüyorduk ki telefonum çaldı.
Ekranda “Anneciğim” yazıyordu.
“Efendim anne?”
“Yasemincim, neredesin? Çıktınız mı yola?”
“Yok anneciğim,” dedim. “Bir yerde yemek yiyip sonra çıkacağız.”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
Sonra annemin sesi değişti.
“Leo rahatsızlandı.”
Bir anda olduğum yerde durdum.
“Nasıl rahatsızlandı?” dedim endişeyle.
“İshal olmuş,” dedi annem. “Cennet Abla fark etmiş.”
Kalbim sıkıştı.
“Tamam,” dedim hemen. “Geliyorum. Veterinere götürelim.”
Telefonu kapattığım anda arkamdan sesler yükseldi.
“Aaa nereye Yasemin?”
“Son dakika gol atma bize!”
Üzgün bir ifadeyle onlara döndüm.
“Leo rahatsızlanmış,” dedim. “Veterinere götürmem lazım.”
Hakan kaşlarını kaldırdı.
“Kızım annen götürür işte.”
“Evet ama aklım kalır,” dedim. “Ben de gideceğim.”
Alev hemen kollarını bağladı.
“O zaman seni bekleyelim.”
“Gelmezsen vallahi konuşmam bak!” dedi Melih.
“Arkadaşlar saçmalamayın,” dedim gülmeye çalışarak.
O sırada Oğuz yanıma geldi.
“Ben de seninle geleyim,” dedi. “Sonra beraber döneriz.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Oğuzcum, annemle götüreceğim zaten. Ne kadar sürer bilmiyorum. Siz gidin, ben peşinizden gelirim. Konum atarsınız.”
Yüzü düştü.
Benim inadımı bildiği için sonunda derin bir nefes verdi.
“Sen bilirsin…” dedi hafif tripli bir sesle.
Hakan anahtarlarını çevirdi.
“O zaman ben de kendi arabamı alayım,” dedi. “İki araba gideriz yine. Sen de arkadan gelirsin.”
“Tamam.”
Arabaya binip doğruca eve gittim.
Leo halsiz görünüyordu ama beni görünce yine kuyruğunu sallamaya başladı. Hemen annemle birlikte veterinere götürdük.
Doktor muayene ederken kaşlarını çattı.
“Son günlerde farklı bir şey yedi mi?” diye sordu.
Annemle birbirimize baktık.
Tam o sırada annem telefonu çıkarıp Şekerci Ninem’i aradı.
“Sadece mamasını yedi semra hanım,” dedi ninem telefonda. “Ha bir de öğlen Sevcan Hanım uğramıştı. Dün poşetini unutmuştu ya burda .leoyada mama getirmişti, onu yedi.”
Veteriner başını salladı.
“Muhtemelen mama dokunmuş,” dedi.
Leo’ya serum taktılar. Bir süre sonra yeniden hareketlenmeye başladı. Eskisi gibi kıpır kıpırdı.
İçim biraz olsun rahatlamıştı.
Eve döndükten kısa süre sonra tekrar hazırlanıp çıkacaktım ki Şekerci Ninem bir anda kolumdan tuttu.
Yavaşça boynuma kalın siyah bir ip geçirdi. İpin ucunda küçük, deriyle kaplanmış dikdörtgen bir parça vardı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Bu ne?”
Ninem gözlerimin içine baktı.
“Bunu çıkarma,” dedi ciddi bir sesle. “İçinde dualar yazıyor. Eski mahallede bir hoca vardı, ona yazdırdım.”
Sonra titreyen eliyle yanağımı okşadı.
“Allah’ın izniyle, Süleyman Peygamber’in eliyle korusun seni kızım…”
Bir an boğazım düğümlendi.
Eğilip elini öptüm. Sonra ona sıkıca sarıldım.
İçimde tarif edemediğim tuhaf bir his vardı.
Sanki ninem bana bir kolye değil de yaklaşan karanlığa karşı son korunmamı vermişti.
Ardından valizimi alıp evden çıktım.
Telefonumu çıkarıp gelen konuma baktım. Derin bir nefes verdikten sonra arabayı çalıştırdım. İçimdeki huzursuzluğu bastırmak için telefondan bir müzik açtım ve yola çıktım.Saatlerdir araba kullanıyordum.Bir annem arıyordu…Bir babam…Tam biraz rahatladım derken Şekerci Ninem arıyordu.Sonra Oğuz.Ardından diğer arabadan Alev.Telefon susmuyordu ama hiçbirine uzun uzun cevap verecek hâlim yoktu. Sürekli “Geliyorum”, “İyiyim”, “Az kaldı” deyip kapatıyordum.Yol uzadıkça içimdeki sıkıntı da büyüyordu.Artık yorulmaya başlamıştım ama o karanlıkta durmak da istemiyordum. Sanki durursam başıma kötü bir şey gelecekmiş gibi hissediyordum.Navigasyon bir süre sonra beni dar ve ıssız bir yola soktu.Etraf tamamen karanlıktı.Ne bir ev…Ne bir ışık…Ne de geçen başka bir araba…Sadece arabamın farları önümü aydınlatıyordu. Yolun iki yanı sık ağaçlarla çevriliydi. Dallar rüzgârın etkisiyle sallandıkça gölgeler yolun üzerine uzanıyordu.İçimi açıklayamadığım bir korku kapladı.Telefonu elime alıp tekrar konuma baktım.Konum sona ermişti.Ama bulunduğum yerde hiçbir şey yoktu.Ne düğün…Ne insanlar…Ne de bir köy…Sadece sonsuzmuş gibi görünen karanlık bir yol vardı.Kaşlarımı çatıp yavaşça ilerlemeye devam ettim. Belki biraz daha ileridedir diye düşündüm.Tam o sırada…Araba sarsıldı.Motor garip bir ses çıkardı ve bir anda stop etti.Direksiyona yapıştım.“Hayır… hayır, hayır…”Anahtarı tekrar çevirdim.Tık…Hiçbir şey olmadı.Bir daha denedim.Motor çalışmaya uğraşıyor ama sanki görünmeyen bir şey onu boğuyordu.Ellerim titremeye başladı. Telefonu aldım hemen birilerini aramak için ama çekmiyordu.Farların aydınlattığı yolun ilerisinde, ağaçların arasında sanki bir hareket gördüm.Bir gölge.Sonra bir tane daha.Nefesim kesildi.
