3. bölüm / 20
CİN KÖYÜÇığlık
Bölümler 20Şu an: Çığlık
- 1 Ne oluyor?1.048 kelime
- 2 Köy600 kelime
- 3 Çığlık755 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Psikolog580 kelime
- 5 Kapı646 kelime
- 6 Yol1.014 kelime
- 7 Adres601 kelime
- 8 Ev944 kelime
- 9 Harabe818 kelime
- 10 Muska775 kelime
- 11 Yüklü müsün?851 kelime
- 12 İtiraf1.320 kelime
- 13 Bebek1.191 kelime
- 14 Öfke1.523 kelime
- 15 Korku1.548 kelime
- 16 Ne olacak1.666 kelime
- 17 Hoca1.304 kelime
- 18 Aynalar1.756 kelime
- 19 Gerçek2.691 kelime
- 20 Alev ve Melih487 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sonra Oğuz bana döndü.
“Ne dersin, gidelim mi?”
İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı.
“Melihciğim, kuzenin için en güzeli olsun tabii ama… ben gelemem galiba. Pek iyi hissetmiyorum,” dedim.
Melih hemen itiraz etti.
“Ooo, daha bir hafta var kanka. Toparlarsın kendini. Erken karar verme.”
Bir anda Oğuz da dahil oldu, sonra herkes üstüme gelmeye başladı. Israr, kıyamet…
En sonunda pes ettim.
“Of tamam, susun. Geliyorum,” dedim.
Biraz daha oturduk, sonra saate bakıp kalkmaya karar verdik.
Eve geldiğimde gece iyice ilerlemişti. Arabamı park edip anahtarla kapıyı açtım. İçeri girdiğimde babam salonda oturuyordu. Annemle Şekerci Nenem uyumuştu. Babam televizyona bakıyordu ama aslında beni beklediğini biliyordum. Çünkü hem annem hem o mesaj atmıştı:
“Neredesin?”
Ben de “Bir iki saate gelirim,” demiştim.
“Babiiiş,” dedim, yanına oturarak.
Başını çevirip bana baktı.
“Hoş geldin Yasemin. Saatin farkında mısın?”
“Evet baba… Bugün pek iyi hissetmiyordum. O yüzden bizimkilerle vakit geçirmek iyi geldi.”
Bir anda yüzü ciddileşti.
“Hasta mısın?”
Yüzündeki endişeyi görünce gülümsedim.
“Hayır ama galiba hasta olacağım.”
Derin bir nefes verdi.
“Bak Yasemin… bugünün sana iyi gelmesine sevindim ama ben bir baba olarak, özellikle de komiser olarak dışarının ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorum. Saatli gelip gitmen beni rahatlatır. Sen bizim neşemizsin… biricik kızımızsın. Herkesi korurken seni koruyamamaktan korkuyorum.”
Sesindeki endişe içime oturdu. Boynuna sarıldım.
“Özür dilerim. Seni bu kadar huzursuz ettiğimi bilmiyordum. Bundan sonra bu saate kalmayacağım, söz.”
Gülümsedi. Elini yumruk yapıp bana uzattı.
“Anlaştık mı?”
Ben de yumruğumu onun yumruğuna vurup güldüm.
“Anlaştık.”
Sonra aklıma geldi.
“Baba… önümüzdeki hafta Melih’in kuzeninin köyde düğünü varmış. Alev de gelecekmiş. Hep beraber gitmeyi düşünüyoruz.”
Babam bir kaşını kaldırdı.
“Melih’in kuzeninin düğününe siz niye gidiyorsunuz?”
“Aslında ben de çok gönüllü değilim. Köy düğünü falan hiç çekilmez ama… cuma günü gidilecekmiş.”
“Neresi?”
Şehri söyledim.
“Köyün adı?”
“Karakuyu.”
Babam telefonundan haritayı açtı, sonra laptopunu aldı. Dakikalarca baktı ama öyle bir köy görünmüyordu.
“Baba,” dedim, “belki adı değişmiştir. Başka isimle kayıtlıdır. Boş ver şimdi.”
Memnuniyetsizce başını salladı.
“Hadi, yat artık.”
Birlikte yukarı çıktık. O odasına geçti, ben de kendi odama girdim.
Hemen duş aldım. Hayatımın en hızlı duşuydu. Çünkü içimi anlamsız bir ürperti kaplamıştı. Sanki banyoda fazla kalırsam kötü bir şey olacakmış gibi hissediyordum.
Hızla çıkıp üzerimi giydim.
Tam saçlarımı tararken aşağıdan televizyon sesi geldi.
Durup dinledim.
Evet… televizyon açıktı.
“Babam uyuyamadı herhalde,” diye düşündüm.
Biraz sonra annemin kahkahası duyuldu.
“Annem de uyanmış…”
Odadam çıkıp merdivenlerin başına geldim. Annemle babam salonda televizyon izliyordu. Arkaları bana dönüktü.
Mutfaktan tabak kaşık sesleri geliyordu.
Şekerci Nenem bir şeyler hazırlıyordu belli ki.
Merdivenlerden inip doğruca mutfağa girdim. Nenemin arkası dönüktü. Tezgâhta bir şeylerle uğraşıyordu.
“Kolay gelsin,” dedim.
“Hepiniz neden uyandınız?”
Cevap vermedi.
Bir adım daha yaklaştım.
“Huu, tontişim… sana diyorum.”
Hâlâ cevap yoktu.
İçimi bir anda tarif edemediğim bir huzursuzluk kapladı. Midemde garip bir hareketlilik başladı.
Yavaşça koluna dokundum.
“Sana söylüyorum…”
Ve o anda bana döndü.
Karşımda duran şey nenem değildi.
Yüzü simsiyahdı. Gözleri yüzünden bile daha karanlıktı. Dişleri biçimsiz ve olması gerekenden uzundu.
Öyle bir çığlık attım ki geriye sendeleyerek düştüm.
Bir anda arkamı dönüp salona koştum.
“BABA!”
Ama salon bomboştu.
Kapkaranlıktı.
Televizyon kapalıydı.
Tam o sırada bütün ışıklar yandı.
Annem, babam ve Şekerci Nenem telaşla merdivenlerden aşağı koşuyorlardı.
“Yasemin!”
“Ne oldu?!”
“Yasemin!”
Ben ise onların gerçek mi yoksa hâlâ gördüğüm şeyin devamı mı olduğunu anlamaya çalışıyordum. Az önceki yüz gözümün önünden gitmiyordu. Midem bulanıyordu.
Sonra bir anda gözüm karardı.
Yer ayağımın altından kaymış gibi oldu.
Ve olduğum yere yığılıp kaldım.
Kendime geldiğimde babam beni kucağına almış, salondaki koltuğa yatırmıştı. Annem telaşla baba bakıyordu.Şekerci Nenem ise elindeki ıslak bezle yüzümü siliyor, ağlıyordu.
Gözlerimi açmaya çalıştım ama tavandaki ışık gözümü aldı. Hafifçe inlediğim anda babam hemen eğildi.
“Yasemin… ne oldu kızım?”
Annemin gözleri dolmuştu.
“İyi misin?”
Şekerci Nenem titreyen sesiyle konuştu.
“Kalbime indirecektin benim Yaseminim…”
Ayak ucumda duran doktor el feneriyle gözlerime baktı. Ardından birkaç soru sordu.
“Baş dönmesi oldu mu?”
“Daha önce bayıldın mı?”
“Bir şey gördün mü?”
Son soruda istemsizce irkildim.
“Yok…” dedim hemen.
Doktor kısa bir süre daha beni izledi, sonra ayağa kalktı.
“Yarın hastaneye gelsin. Kan tahlili yapalım. Şimdilik dinlensin.”
Çantasını alıp çıktı.
Ben de yavaşça doğrulup oturdum. Üçü de bana merakla bakıyordu. Sanki vereceğim cevaptan korkuyor gibiydiler.
Boğazımı temizledim.
“Başım döndü sadece…”
Babam kaşlarını çattı.
“Peki neden çığlık attın? Neden ‘baba’ diye bağırdın?”
Annem de hemen ekledi:
“Ödümüz koptu Yasemin.”
Bir an sustum.
Gerçeği söyleyemezdim.
“Mutfakta ses duydum… Bir anda evde hırsız var sandım. Galiba gözüm de karardı, bana öyle geldi.”
Babam hâlâ tam ikna olmamış gibi bakıyordu ama bir şey demedi.
Çünkü gerçeği anlatırsam ne olacağını biliyordum.
Annemle babam beni doğruca psikoloğa götürürdü.
Ama mesele şu ki…
Ben gördüğüm şeyin hayal olduğuna artık pek emin değildim.
Bölüm etkileşimi
