❄️8.Bölüm: "Bulduğunda Yaşatma"❄️

Vaveyla Yazarı: Gece Kuşu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: ❄️8.Bölüm: "Bulduğunda Yaşatma"❄️
  1. 1 ❄️1.Bölüm:"Kırdın Kırdın"❄️2.398 kelime
  2. 2 ❄️2.Bölüm:"İstemiyorum!"❄️1.313 kelime
  3. 3 ❄️3.Bölüm: "Hoş Geldin Hayatıma"❄️1.341 kelime
  4. 4 ❄️4.Bölüm: "Korktun mu?"❄️1.538 kelime
  5. 5 ❄️5.Bölüm: "Kurtar Bizi"❄️1.222 kelime
  6. 6 ❄️6.Bölüm:"Dur Artık!" ❄️995 kelime
  7. 7 ❄️7.Bölüm: "Kıpırdama"❄️962 kelime
  8. 8 ❄️8.Bölüm: "Bulduğunda Yaşatma"❄️1.209 kelime · Okuduğun bölüm
  9. 9 ❄️9.Bölüm:"Bu O!"❄️1.094 kelime
  10. 10 ❄️10.Bölüm: "Var Mısın?"❄️1.095 kelime
  11. 11 ❄️11.Bölüm:"Seninle Evlenirdim Bile"❄️1.134 kelime
  12. 12 ❄️12.Bölüm:"Utandın mı Sen?"❄️969 kelime
  13. 13 ❄️13.Bölüm:"Şey İşte Şey..."❄️1.141 kelime
  14. 14 ❄️14.Bölüm:"Sevgilim"❄️1.678 kelime
  15. 15 ❄️15.Bölüm:"Beklenmedik Kişi"❄️877 kelime
  16. 16 ❄️16.Bölüm:"Kıskançlık Kırıntıları" ❄️761 kelime
  17. 17 ❄️17.Bölüm:"Hepsi Kalbimin Suçu"❄️819 kelime
  18. 18 ❄️18.Bölüm:"Ara Sıra Heykel Olabiliyor"❄️954 kelime
  19. 19 ❄️19.Bölüm:"Hayatımda Klişelere Yer Yok"❄️755 kelime
  20. 20 ❄️20.Bölüm:"Şüpheli Dosya"❄️777 kelime
  21. 21 ❄️21.Bölüm:"Gözlerin Dokunuşu"❄️1.045 kelime
  22. 22 ❄️22.Bölüm:"Ben Geldiiiim"❄️924 kelime
  23. 23 ❄️23.Bölüm:"Ayaklarımın Suçu"❄️1.337 kelime
  24. 24 ❄️24.Bölüm:"Şarj mı?"❄️1.211 kelime
  25. 25 ❄️25.Bölüm: "Olmaz!"❄️1.030 kelime
  26. 26 ❄️26.Bölüm:"Hepsi Ellerimin Suçu"❄️806 kelime
  27. 27 ❄️27.Bölüm:"Aptal Değilim!"❄️614 kelime
  28. 28 ❄️28.Bölüm: "Bir Sebep"❄️1.130 kelime
  29. 29 ❄️29.Bölüm: "Aşk Hep Olsun"❄️1.597 kelime
  30. 30 ❄️30.Bölüm: "Kartları Açık Oynayalım"❄️1.732 kelime

"Şöyle gülmez misin artık? Yah! Sırıtıp durma."

Yaşadığı o büyük patlamadan sonra iyice uysallaşıp kendisine gelen Minho yatağında uzanmış, muzip bir ifadeyle bana bakıp bakıp gülümsüyordu.

Ona gülmemesini söylediğim anlarda dudaklarını birbirine sıkıca bastırıyor, kendini tutmaya çalışıyordu fakat bu çabası yüzünü daha da komik bir hâle getirdiği için ikimiz de daha çok eğleniyorduk.

"Elimde değil," dedi yumuşacık sesiyle. Dudaklarını yeniden birbirine bastırdı.

Ben ise kucağımda taşıdığım yastık ve pikeyle beraber odadaki uzun koltuğa doğru ilerledim. Yastığı koltuğun başına özenle yerleştirdim. Pikeyi de iki ucundan tutup silkeleyerek koltuğun üzerine güzelce serdim.

Garip bir şekilde, bu hastane odasında kalmak bana hiç yabancı ya da rahatsız edici hissettirmiyordu.

Aslında bunun elbette ki çok net bir nedeni vardı: Minho çok saf, çok temiz, çok güvenilir ve daha sayılamayacak kadar pek çok iyi özelliğe sahip birisiydi. Onun o naif varlığının yanında korkularım siliniyor, kendimi tamamen güvende hissediyordum.

Odanın içinde bulunan küçük banyoya geçip hastanenin hemen önündeki mağazadan alelacele satın aldığım takımlardan birini giydim.

Düz siyah renkli, dökümlü bir eşofman takımıydı. Altı bol paçalıydı, hırkası ise üzerimde çok şirin durmuştu. İçine giydiğim tişörtüm de yine düz, kısa kollu ve siyahtı. Hırkanın uzun kolları, tenimi sıcacık ısıtıyordu.

Banyodan çıkıp odada bulunan aynadaki görüntüme bakarken hâlâ sırıtmakta olan Minho'ya dönüp mırıldandım.

"O an çok sinirliydin ve çok duygusallaşmıştın Minho. Seni sakinleştirmek, yalnız olmadığını hissettirmek için yaptım o dokunuşu."

"Biliyorum," dedi yatağında. "Ama bu, bana dünyadaki en güzel şeyi hissettirdiğin gerçeğini değiştirmiyor."

Üzerimdeki hırkayı çıkarsam mı acaba? Bir anda odanın havası fazlasıyla ısınmış gibi gelmişti sanki.

Utanma Jae Hee, hayır! Neden utanıyorsun ki, çocuk kötü bir şey demedi ya sana?

Kendi kendime yaşadığım bu iç hesaplaşmayı gizlemek adına hemen yapay bir telaş yarattım.

"Ben... Benim karnım biraz kazınıyor galiba. Aşağı inip atıştırmalık bir şeyler alacağım. İstediğin, canının çektiği bir şey var mı?"

Oradan ve onun derin bakışlarından kaçmak için aklıma gelen ilk bahaneyi öne sürmüştüm.

Minho başını hafifçe yana eğip şöyle bir düşündü. "Hmmmm, yok sanırım."

Yanıma cüzdanımı alarak âdeta kaçarcasına odadan çıktım.

Kapıyı arkamdan kapattığım ilk saniye göğsümden derin, titrek bir nefes koyuverdim.

Göğüs kafesime sığmayan; deliler gibi çarpan kalbimin heyecanını, elimi göğsüme sertçe bastırarak dizginlemeye çalıştım.

Ama kalbim bana inat, "Buradan fırlayacağım!" dercesine daha da büyük bir hızla güm güm atmaya devam ediyordu. Avcumun içinde onun ritmini her zamankinden çok daha net hissediyordum.

Derin ama titrek bir nefes daha alıp verdikten sonra, kapının önünden çekilerek koridorda yürümeye başladım.

Asansörün tuşuna basıp gelmesini bekledim. Metal kabin gelince binip zemin kata indim ve hastanenin 7/24 açık olan o loş kantinine girdim. Şöyle bir etrafıma bakındım.

Buraya aslında tamamen Minho’nun bakışlarından kaçmak ve daha fazla kızarmamak için gelmiştim ancak raflardaki yiyecekleri görünce cidden karnımın acıktığını hissettim.

Felix’in beni düşünerek banka hesabıma gönderdiği para sayesinde harcama yaparken bocalama devrim neyse ki bitmişti. Evden çıkmadan önce sırt çantamı ve gerekli olabilecek birkaç kişisel eşyamı yanıma almıştım ama yine de her şeyim tam sayılmazdı. Bu dünya cidden çok pahalı bir yerdi.

Bu yüzden idareli davranarak mantıklı seçimler yapmak zorunda hissettim kendimi.

"Minho’nun da sevebileceği tatlı bir şeyler olsun," diyerek belirlediğim birkaç parça atıştırmalığı tezgâha bıraktım ama cidden şanssızdım. Hastane kantininde her şey, normal piyasa fiyatının neredeyse iki katı daha pahalıydı. Kasada ödemeyi yaparken verdiğim paraya içim gitmedi değil!

Kantine nöbetçi olan görevli aldıklarımı küçük şeffaf bir poşete koyup bana uzattı. Poşeti elime alarak vakit kaybetmeden odaya dönmek üzere asansörlere doğru yola koyuldum.

Yine gecenin bir yarısı olduğu için koca koridorlarda in cin top oynuyordu, ortalıkta hiçbir canlı yoktu.

Tam asansörlerin olduğu köşeyi dönecektim ki kulaklarıma çalınan boğuk seslerle, korku içinde hemen geriye çekildim. Sırtımı hızla duvara yasladım.

Gece yarısı hastane koridorunda iki erkeğin varlığı beni ürkütmüştü.

Oysa koca bir hastanedeydim, neden bu kadar korkuyorsam?

Kendimi telkin edip adımlamaya niyetlendim ancak bu sefer, adamların ağzından dökülen kelimelerin doğrudan benimle ve mavi defterle ilgili olduğunu anlayınca resmen duvara yapıştım.

Nefesimi tuttum. Kulaklarımı kabartıp gizlice onları dinlemeye başladım.

Nefes nefese kalmış genç bir adam, sırtı bana dönük olan uzun boylu diğer adamın önünde durmuştu. Ellerini dizlerine dayamış vaziyette hem soluklanıyor hem de panikle anlatıyordu:

"Kameralara bakamadık, bakamayız da! İçerideki güvenlikler çok sağlam. Koca hastanede nasıl arayıp bulacağız o kızı? Ben yüzünü bile tam görmedim, karanlıktı. Onu bir tek sen net gördün."

Sırtı bana dönük olan o gölgeli genç, duydukları karşısında iyice sinirlendi.

"O kızı ne olursa olsun, nerede saklanıyorsa olursa olsun bulmalıyız. O defteri ondan geri almamız lâzım."

Karşısındaki çocuk çaresizce onu onaylayarak başını salladı. Sırtı dönük olan genç, kan donduran bir tonla bir kez daha söze girdi:

"Bulduğunda yaşatma. Defterin içindekileri okumuş olma ihtimalini göz ardı edemeyiz. Kendimizi asla riske atamayız."

Duyduğum son cümlelerle birlikte korku ve dehşet içerisinde gözlerim son raddesine kadar irileşti. Çığlık atmamak için boşta kalan sol elimi hızla ağzıma kapattım.

Defter... Kız... Bahsettikleri o kız bendim!

Resmen benim için öldürme emri vermişti bu manyaklar!

Peki ya Minho?

Ya ona da bir şey yapmaya kalkarlarsa?

Defter şu an yukarıda, odadaydı. Ya odayı basıp defteri bulurlarsa ve Minho’nun da azılanları okuduğunu düşünüp onu da gözlerini kırpmadan öldürürlerse?

Hayır! Buna asla müsaade edemezdim!

Hızla arkama döndüm. İlk birkaç adımda temkinlice çekilip köşeyi geçtikten sonra gücümün yettiği son hadde kadar koşmaya başladım.

Asansörü bekleyecek vaktim yoktu. İlerideki acil çıkış merdivenlerine yönelip basamakları üçer beşer çıkmaya başladım.

Daha yarı yoldayken bacaklarım dermanını kaybetmiş, âdeta iflas etmişti.

Odanın olduğu kata ulaştığımda artık bacaklarımı hissetmiyordum bile. Sadece burnumdan nefes almak ciğerlerime yetmiyor, ağzımdan da derin derin havayı soluyordum. Kalbim kelimenin tam anlamıyla ağzımda atıyordu. Göğsüm yırtılacak gibiydi.

"Az kaldı, dayan Jae Hee," diye içimden kendimi tembihleyerek son bir gayretle hızlandım.

Odaya âdeta bir fırtına gibi kapıyı çarparak dalınca Minho yatağında büyük bir korkuyla doğruldu.

Beni; daha doğrusu darmadağın, nefes nefese kalmış korkunç hâlimi görünce yüzündeki neşeli ifade bir anda uçup gitti.

"Jae Hee! Ne oldu? İyi misin, bir şey mi yaptı o pislik?"

Korkudan titreyen bacaklarımla hemen yanına ilerledim. Yatağının tam başına gelerek dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerimle yatağın kenarındaki demirlere sıkıca tutunup düşmemek için destek aldım.

Minho endişeden deliye dönmüş bir halde gözlerimin içine bakıyor, benden bir cevap bekliyordu.

Yaşadığım saf panik yüzünden ağlamaklı, titreyen bir sesle anlatmaya başladım:

"Minho... polisi aramalıyız! Sanırım başımız çok büyük bir dertte. Hatta ben! Doğrudan benim başım dertte. Gitmeliyim buradan, hemen kaçmalıyım!"

"Jae Hee, yalvarırım sakin ol ve derin bir nefes alıp bana neler olduğunu anlat. Haydi," diyerek sağlam eliyle ellerimin üzerine dokunmak istedi.

"Minho, o defter!" dedim hıçkırıklarımın arasından. "Defterde her ne yazıyorsa hiç iyi şeyler değil! Aşağıda adamlar var, beni ve o defteri arıyorlar! Kantinden dönerken koridorda onları konuşurken duydum. Defterdekileri okuma ihtimalime karşı beni buldukları yerde öldüreceklerini söylediler! Beni net bir şekilde hatırlıyorlar Minho. Burada daha fazla kalamam. Senin de hayatını riske atamam ben!"

"Ne diyorsun sen Jae Hee?!" dedi Minho, gözleri dehşetle irileşirken.

Hemen ardından yüzüne inanılmaz bir kararlılık oturdu.

"Dur, bekle! Benim kuzenim polis. Onu arıyorum hemen. Hiçbir yere gitmek falan yok, seni bu halde asla yalnız bırakmam!"

O güzel parlak gözleri bu sefer az önceki ürkekliğin aksine, bana sonuna kadar güven vermek istercesine derinden bakıyordu.

Yatakta ayaklarını aşağıya sarkıtacağını anladığım an ona engel olmamak için hemen ayağa kalktım.

Dikkatlice ayaklarını sarkıttı. Yerdeki terliklerine ayağını geçirerek yatağın kenarındaki komodinde duran telefonunu hızla kavradı. Rehberden birini bulup acilen tuşladı. Çok geçmeden hat karşı taraftan açıldı ve Minho nefes almadan konuşmaya başladı:

"Hyunjin! Acilen hastaneye gelebilir misin? Ama çok acil, kelimenin tam anlamıyla bir ölüm kalım meselesi! Gelince detayları görüşürüz... Tamam, odamda bekliyorum. Lütfen çabuk ol, acele et!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 15beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18