16. bölüm · Camdan Hayaller // SKZ

❄️16.Bölüm:"Kıskançlık Kırıntıları" ❄️

Gece Kuşu

"Jae Wook babam nasıl?! Durumu nasıl, ameliyattan çıktı mı?!" diye bağırdı endişeyle.

O an beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Bu adam... Benim peşimdeki o tehlikeli gölge, babamı tanıyordu! Hem de ona "babam" diyecek kadar yakından!

Şaşırıp kalmanın hiç sırası değildi. Minho aklımın bir köşesinden asla çıkmak bilmiyordu. Kendimi çoktan geçtim, Minho için kendimden beklemediğim bir performansla şaşkınlığımı üzerimden atabildim. Hızla toparlandım. Ayağa kalkıp sırtımı o genç adama döndüm.

Şaşkın gözleri ve aralanan ağzıyla gözlerimin içine bakan Minho'ya sesimi alçaltarak, "Kalk Minho," dedim.

"Bir an önce gidelim buradan."

Minho başını aşağı yukarı salladı. Oturduğu koltuktan destek alıp yavaşça ayağa kalktı. Kalkar kalkmaz tıpkı benim gibi sırtını o genç adama döndü.

İlerlemeye başladık.

Çok geçmeden de hemen sola dönüp uzun koridora geçtik.

Minho'nun kuzeninin bizim için bıraktığı polisler gizliden bizi izliyorlardı.

İkimiz apar topar ayrılınca polisler de ayrı ayrı, dikkat çekmeden peşimizden geldiler.

Danışma masası bir oyuk içinde duruyordu ve kimsecikler yoktu. Oraya geçtik.

İlk geldikleri zaman tanışmış olduğumuz polislerden Changbin ve Jisung yanımıza vardılar.

Changbin çatılan kaşlarıyla yüzümüze detaylıca baktı.

"Bir sorun mu var? Apar topar kalktınız. Kaçarcasına uzaklaştınız."

Minho hafif sırıtıp gözlerini devirdi.

"Tüm hayatımın gelmiş geçmiş en aksiyon dolu anlarını dibine kadar yaşıyorum kardeşim."

Derin bir nefes verdim. Benden cevap bekleyen bu iki genç, sivil polise cevap verdim.

"Beni arayan adam oradaydı. İlginç olan şey ise, benim babama 'babam nasıl' diye seslenmesi oldu. Bizi görmeden şaşkınlığımızı atıp oradan uzaklaştık."

Polis memuru Jisung, sözlerimi işitir işitmez hızla beline uzanmıştı ki Changbin kolunu tutarak onu durdurdu.

"Dur! Kimseye belli etme!"

Elini kolundan çekti.

Jisung ise itiraz etmedi. Arkadaşının gözlerine kısa bir bakış attıktan sonra elini belinden çekti. Boğazlı kazağının üzerine giymiş olduğu yeşil ve krem tonlu oduncu gömleğini düzeltti. Arkadaşına bakmaya devam ederek sordu.

"Aklında ne var?"

Bir şeyler düşündüğünü tahmin etmesi çok da zor değildi.

Ben ve Minho da önce birbirimize, sonra merakla Changbin'e baktık.

"Bu adam, baban için çok endişeli görünüyor muydu?"

Sorusundan sonra düşündüm. Peşimdeki adamın endişeli ses tonu kulaklarıma, çok kısa bir an sırtımı ona dönerken gördüğüm endişeli yüzü de gözlerimin önüne geldi.

"Evet. Bayağı endişeliydi. Sanki-"

Duraksadım. Ellerimi hırkamın ceplerine atıp gözlerimi yere indirdim. Düşen ses tonumla devam ettim.

"Sanki gerçekten öz evladıymış gibiydi."

Changbin, "Anlıyorum," dedi. Sonra çevresine bakındı.

"Onun yanına gitmelisin Jae Hee."

Yerdeki gözlerim aşamalı bir şekilde ayaklarından başlayarak yukarıya doğru çıktı ve hızla gözlerini buldu. Sakin sakin baktım. Bu sefer şaşırmadım.

Aslında neden olduğunu tahmin edebilsem bile yine de emin olmak için sordum.

"Neden?"

Changbin gülümsedi. Kollarını birbirine bağladı.

"Neden olduğunu biliyormuş gibi bakıyorsun ama neyse... Madem sordun, biz de cevabını verelim."

Derin bir nefes alıp verdi. Ben de buruk bir tebessüm ederek onu dinledim.

"Eğer babana bu kadar değer veriyorsa onun kızı olduğunu duyduğu anda sana zaten zarar veremeyecektir. Vermeye kalkarsa ayrı, biz zaten her zaman senin yanında olacağız. Arkanda olup sana bir zarar gelmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Eğer cebine not bırakan çocuk tehlikedeyse bu tehlikeyi, tehlikenin kaynağını, tehlike arz eden kişilerin başını bulmamız lâzım. Bu genç, bizi o masum çocuğa götürebilir."

Onu dinlerken devamlı olumlu anlamda başımı aşağı yukarı salladım.

"Doğru söylüyorsun."

Jisung gözlerimin içine bakarak araya girdi. Bana baktığını hissedince gözlerimin yeni hedefi bu sefer de onun gözleri oldu. Dikkatle dinledim.

"Seni görünce bayağı şaşıracak. Kim olduğunu duyunca şaşkınlığı daha çok artacak. Bu şaşkınlığı üzerinden atabildiğinde ise ilk yapacağı şey sana defteri sormak olacak."

Changbin onu onayladı. Bağladığı kolları arasından sağ kolunu çekip çıkardı. İşaret parmağıyla beni gösterdi. Gülümseyerek sordu.

"Defteri sorduğu an ona ne diyeceksin?"

Ben de tebessüm ettim. Ne demem gerektiğini çok iyi biliyordum.

"İlk başta hatırlamıyormuş gibi yapacağım. Sanki çok çok basit, hatırlanmaması gereken bir şeymiş gibi. Sonra takmadığımı belli edip hastanede o gün çöpe attığımı söyleyeceğim."

Changbin kollarını tekrar bağladı. Gülümserken bana tek gözünü kırptı.

"Aferin."

O esnada hemen yanımda Minho öksürük krizine girmeye başladı. Başımı ona çevirdim. Bir adım daha atıp ona epey yaklaştım.

Dokunmaya korktuğum için başımı hafif sağa yatırıp yüzüne baktım.

"İyi misin?"

O kadar dürüst, samimi bir insandı ki bu dürüstlüğü beni bir kere daha şaşırttı. Çatık kaşlarıyla Changbin'e oyuncağını kırmış misafir çocuğuna bakar gibi baktı.

"Değilim. Gözüme kıskançlık kırıntıları kaçtı."

Gözlerini şimşek hızıyla Changbin'den çekip ağzı açık kalakalan bana baktı.

"Ya da yok! Kırıntı değil bu! O kadar küçük değil. Resmen lokma lokma! Hem de kocaman kocaman olanlardan!"

Ben onun gözlerine aynı şaşkınlık ve fazlasıyla hayranlık dolu bakışlarımı atmaya devam edince daldı. Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Sonra bu tebessüm giderek yayıldı.

Utandı.

"Sen böyle bakınca olmuyor ama. Kızamıyorum ki ben, eriyorum. Bakma bakma. Böyle bakma. Ya da dur vazgeçtim! Bak bak, sorun yok. Memnunum ben."

Jisung, arkadaşı Changbin'i gülümseyerek dürttü. Yanımızdan uzaklaştılar. Bizi görebilecekleri şekilde bir yere gidip ayrıldılar.

...