3. bölüm / 30
Camdan Hayaller // SKZ❄️3.Bölüm: "Hoş Geldin Hayatıma"❄️
Bölümler 30Şu an: ❄️3.Bölüm: "Hoş Geldin Hayatıma"❄️
- 1 ❄️1.Bölüm:"Kırdın Kırdın"❄️2.398 kelime
- 2 ❄️2.Bölüm:"İstemiyorum!"❄️1.313 kelime
- 3 ❄️3.Bölüm: "Hoş Geldin Hayatıma"❄️1.341 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 ❄️4.Bölüm: "Korktun mu?"❄️1.538 kelime
- 5 ❄️5.Bölüm: "Kurtar Bizi"❄️1.222 kelime
- 6 ❄️6.Bölüm:"Dur Artık!" ❄️995 kelime
- 7 ❄️7.Bölüm: "Kıpırdama"❄️962 kelime
- 8 ❄️8.Bölüm: "Bulduğunda Yaşatma"❄️1.209 kelime
- 9 ❄️9.Bölüm:"Bu O!"❄️1.094 kelime
- 10 ❄️10.Bölüm: "Var Mısın?"❄️1.095 kelime
- 11 ❄️11.Bölüm:"Seninle Evlenirdim Bile"❄️1.134 kelime
- 12 ❄️12.Bölüm:"Utandın mı Sen?"❄️969 kelime
- 13 ❄️13.Bölüm:"Şey İşte Şey..."❄️1.141 kelime
- 14 ❄️14.Bölüm:"Sevgilim"❄️1.678 kelime
- 15 ❄️15.Bölüm:"Beklenmedik Kişi"❄️877 kelime
- 16 ❄️16.Bölüm:"Kıskançlık Kırıntıları" ❄️761 kelime
- 17 ❄️17.Bölüm:"Hepsi Kalbimin Suçu"❄️819 kelime
- 18 ❄️18.Bölüm:"Ara Sıra Heykel Olabiliyor"❄️954 kelime
- 19 ❄️19.Bölüm:"Hayatımda Klişelere Yer Yok"❄️755 kelime
- 20 ❄️20.Bölüm:"Şüpheli Dosya"❄️777 kelime
- 21 ❄️21.Bölüm:"Gözlerin Dokunuşu"❄️1.045 kelime
- 22 ❄️22.Bölüm:"Ben Geldiiiim"❄️924 kelime
- 23 ❄️23.Bölüm:"Ayaklarımın Suçu"❄️1.337 kelime
- 24 ❄️24.Bölüm:"Şarj mı?"❄️1.211 kelime
- 25 ❄️25.Bölüm: "Olmaz!"❄️1.030 kelime
- 26 ❄️26.Bölüm:"Hepsi Ellerimin Suçu"❄️806 kelime
- 27 ❄️27.Bölüm:"Aptal Değilim!"❄️614 kelime
- 28 ❄️28.Bölüm: "Bir Sebep"❄️1.130 kelime
- 29 ❄️29.Bölüm: "Aşk Hep Olsun"❄️1.597 kelime
- 30 ❄️30.Bölüm: "Kartları Açık Oynayalım"❄️1.732 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saatler sonra yeniden aynı yerde, Minho’nun odasının hemen önündeydim. Yine elim kapının metal koluna uzanmıştı. Tıklatmak ile tıklatmamak arasında gidip geliyordum.
Ne diyecektim ki şimdi ben ona? Üstelik saat gecenin kaçı olmuştu? Belki de çoktan uyumuştur bile.
En iyisi yol yakınken geri döneyim ve geceyi geçirmek için bir otel bulayım.
Evet, evet. En mantıklısı buydu.
Bu sebeple havaya kalkmış olan elimi yavaşça aşağı indirdim. Tam arkama dönüp gidecektim ki kapının ardında Minho’nun sesini işittim.
"Gelsen diyorum artık!"
Şaşkınlıkla kalakaldım.
Bu çocuk her seferinde benim kapıda olduğumu nasıl anlayabiliyordu?
Her neyse, madem beni fark etmiş ve içeri çağırıyordu, girmekten başka çarem kalmamıştı.
Kapıyı yavaşça açarak içeri süzüldüm. Minho yatağında dikleşmiş, başını kapıya doğru eğmişti. Elinde kalın bir kitap vardı. Odanın içini, yatağının hemen yanındaki abajur loş ve huzurlu bir ışıkla aydınlatıyordu.
İçeri girer girmez yüzüme buruk bir tebessüm yerleşti.
Minho da beni görür görmez gülümsedi. Okuduğu kitabı kapatarak yanındaki küçük, yuvarlak sehpanın üzerine bıraktı.
"Jae Hee? Bu saatte neden geldin? Bir sorun mu oldu?"
Ona doğru adımlayarak yatağına oldukça yaklaştım. Sol tarafında kalan konforlu tekli koltuğa yerleştim. Çantamı da hemen yanıma koyarak gözlerimi Minho’ya çevirdim.
"Ben... seni bu saatte rahatsız ettiğim için çok özür dilerim. Ama..."
Nazikçe, "Tamam, sorun yok," diyerek sözümü kesti.
"Dilediğin zaman buraya gelebilirsin, asla rahatsızlık duymam. Aksine, çok mutlu olurum. Sadece buraya geliş sebebini merak ettim. Ne oldu?"
Kendisini yatakta biraz daha bana doğru çevirdi. Gerçekten de fena hâlde merak ediyor gibiydi. Belki de şu an ona içimi dökersem, göğsüme oturan o devasa ağırlıktan biraz olsun kurtulabilirdim. Bu yüzden anlatmak istedim. Sıkıntılı, derin bir nefes alıp verdim.
"Ben... Nasıl anlatırım bilemiyorum, biliyor musun?"
"Henüz bilmiyorum."
Bir anda araya girip sözümü kesince susup doğrudan yüzüne baktım. Ne yaptığını o saniye fark edip şirin bir şekilde sırıttı.
"Ah, özür dilerim, özür dilerim! Lütfen anlatmaya devam et."
Eliyle dudaklarına hayali bir fermuar çekti ve muzipçe gülümsedi.
Onun bu çocuksu hâline dayanamayıp hafifçe güldüm ve anlatmaya devam ettim:
"Birçok insanın hayatta korkuları vardır. Herkes mutlaka bir şeyden korkar. Bir de... En çok korktukları şey vardır. Benim olgunluk çağına girince, yani her şeye aklım erdiğinde korkularım da, en çok korktuğum o şey de değişti. Saçma gelebilir belki ama Minho, ben... Evlenmekten deli gibi korkuyorum."
Büyük bir ciddiyetle, dikkatini tamamen bana vererek dinliyordu.
Korkumu ilk kez birine yüksek sesle söylüyor olmak, içimi birine açabilmek daha şimdiden ruhuma iyi gelmeye başlamıştı. Bu durumdan iyice cesaret alarak Minho’nun parıldayan gözlerinin içine baktım.
"Annemle babama baktığım zaman o kadar güzel, o kadar huzurlu bir evlilikleri vardı ki insanın özenip evlenesi geliyordu. Ama evin dışına çıktığımda, sokakta gördüğüm saçma sapan ilişkiler ve bencil erkekler evlilikle ilgili kafamdaki tüm güzel resimleri siliyordu. Çevremde asla babam gibi biri yoktu. Çevremdeki erkek profillerine baktıkça tiksiniyordum. Bir gün evlendiğim zaman sevilmemekten, sadece bir robot gibi kullanılmaktan, en ufak bir sorunda şiddet görmekten, hatta belki de her gün televizyonda ölümleriyle haberlere çıkan o yüzlerce kadından biri olmaktan deli gibi korkuyordum. Bir gün korktuğum bu şeyin başıma gelme düşüncesi bile nefesimi kesiyordu ama korktuğum şey oldu. Başıma geldi Minho..."
Gözlerimin dolmasına izin vermeden devam ettim:
"Annem ve babam... İkisi de kalp hastası. Son zamanlarda sürekli kriz geçirip duruyorlar. Kardeşim Felix çok başarılı bir öğrenci, şu an tıp okuyor. Üniversitesine yakın, ayrı bir eve çıktı. Annemle babam onun kendi hayatını kurtardığını düşünüyorlardı ama benim için aynı şeyi söyleyemiyorlardı. Kardeşim Felix sayısal bir zekâya sahip, bense görsel bir zekâya sahibim. Nedense bu dünyada sayısal zekâya sahip olanlar hep daha çok yüceltiliyor."
Gözlerimi devirerek bu cümleyi söylediğimde Minho durumun absürtlüğünü anladığını belirterek hafifçe gülümsedi.
"Annem ve babam çok fazla ömürleri kalmadığını düşünüyorlar. Bu yüzden benim de güya hayatımı kurtarmam için en büyük korkum olan evlilik gerçeğiyle yüz yüze bıraktılar. Onların uygun gördüğü adaylar bir bir eve gelmeye, beni istemeye başladı. Hepsini bir şekilde gönderdim. Birini korkuttum, birini kendimden tiksindirdim, bir diğerine hiç sevmediği ve benim de oldukça yabancı olduğum bir karakterle yaklaşarak onu kaçırttım. Birileri geldiğinde evden kaçtım... Ama en son annem ve babam beni çok sert bir şekilde uyardı. Bunun son şansım olduğunu, artık itiraz etme hakkımın kalmadığını sert bir dille yüzüme vurdular ve karşıma çıkara çıkara Chan’ı çıkardılar."
Derin bir nefes alıp kısa bir an soluklandım.
"Chan’ı çocukluğumdan beri tanıyorum. Aynı ilkokulda, aynı ortaokulda okuduk. Tam bir zorbaydı. Tüm çocukluğumu mahvetti benim. Onun yüzünden küçücük yaşımda pek çok şeye küsmüştüm. Lise hayatım huzurluydu ama üniversitede yeniden karşıma çıktı. Yıllar beni güzelleştirmiş, Chan’ın söylediğine göre... Ona karşı çok tepkiliydim. Üniversitede ne zaman karşıma çıksa ona güçlü, yıkılmaz bakışlarımla baktım. Beni istediğini söyledi, bana defalarca kez çıkma teklifi etti ama kabul etmedim. Ona asla yüz vermedim ama tam o ara annemlerin bizi evlendirmeye çalıştığını öğrendim. Chan sadece bir hırs uğruna, bir türlü elde edemediği için benimle evlenmek istiyor. Bundan adım gibi eminim. Üstelik, seven insan sevdiğine zarar verebilir mi? Ona kıyabilir mi?"
Hırkamın kolunu yavaşça yukarı sıyırarak altında neredeyse morarmaya yüz tutmuş parmak izlerini Minho'ya gösterdim.
"Bak, bunu az önce yaptı."
Minho koluma baktığı an kaşları sertçe çatıldı. Yüzündeki o neşeli, gülen ifade bir anda uçup gitti.
Gözleri, bir kolumdaki morlukta bir de gözlerimde mekik dokunmaya başladı.
"Bu akşam bizim nişanımız vardı," diye devam ettim titreyen sesimle.
"Annem beni sertçe, defalarca kez bu sefer sorun istemediğine dair uyardı. Evde boğulacak gibi olunca hava almak için dışarı çıktım. O ara Chan bana sinir bozucu bir mesaj attı. Sonrasında öfkeme yenik düşerek telefonu fırlattım işte... Sana denk geldi. Hastaneye geldik falan. Telefonum bozulduğu için beni aradıklarını duymadım bile. Bu akşamı tamamen unutmuştum, seninle de güzel bir sohbete dalmıştık. Bu sefer inan bile isteye yapmadım ama yine de eve gidince o sorgudan kurtulamadım. Chan... Daha evlenmediğimiz hâlde bana hesap sormaya, bana fiziksel olarak zarar vermeye başladı. Peki ya evlendikten sonra ne yapacak? Allah aşkına, ben onu sevmiyorum ki. Nasıl ona katlanabilirim? Nasıl onunla ömrümün sonuna kadar bir hayat sürebilirim? Üstüne üstlük bir de annemden tokat yedim. Sinirle patladım içeride. Evlenmek istemediğimi haykırdım. Bir seçim yapmalarını istedim ama onlar... Her neyse, ben de çektim çıktım geldim işte."
Sonunda kelimelerim bittiğinde sustum. Bakışlarımı sıkıntıyla koluma indirdim.
Minho sözlerim bittikten sonra derin bir nefes aldı. Yüzünü öfkeyle buruşturdu.
"Kadınlara zarar veren erkeklerden tiksiniyorum. Canın çok acıyor mu?"
Bu sorunun üzerine burukça gülümsedim.
"Ben aslında çok nazlı bir insanım. En ufak bir yarayı dahi büyütürüm kafamda. Şimdi şu kola bir bak, sence ufak bir şey mi? Sanırım yine nazlanacağım... Evet, üzerine dokununca gerçekten çok acıyor."
Minho yüzüne o alışık olduğum, iç ısıtan tebessümünü yeniden takındı. Hastalığını her fırsatta öne sürse de, kendini övme huyundan yine vazgeçmedi.
"Ben istesem de hiç kimseye zarar veremem zaten. Ne kadar da naif, beyefendi bir erkeğim böyle, değil mi?"
Ona gülümsemeye devam ettim. Sonra aklıma gelen detayı muzipçe paylaştım.
"Bu arada... Chan’ı sinir etmek için senden biraz bahsettim."
Minho o an şok olmuş gibi şirin bir tepki verdi.
"Hiiihh! Demek az önce kulaklarımın çınlama sebebi sendin ha?!"
Bu hâline sesli bir şekilde kahkaha attım.
"İyi mi andın, kötü mü andın? Bari onu söyle."
Yalan söyleyemezdim, aynen aktardım.
"Ona eğlenceli, hâlden anlayan, sevimli ve oldukça yakışıklı bir erkeğin yanında olduğumu söyledim."
Duyduklarıyla resmen gururu okşandı. Gözlerini yukarıya doğru kaldırıp elleriyle yüzüne hafifçe tampon yaptı.
"Ah, öyleyimdir tabii... İnkâr edemem."
Moralimi tamamen yerine getirmeyi başarmıştı. Hem içimdekileri döküp rahatlamıştım hem de yaşadığım tüm kâbusa rağmen yüzüm ilk kez gülüyordu.
Gözüm duvardan duvara uzanan, cama yakın yerleştirilmiş uzun koltuğa takıldı. Şirinliğiyle beni rahatlatan Minho’ya bakarak koltuğu işaret ettim.
"Bu gece misafir kabul eder misin? Şuraya kıvrılıp yatarım, hiç sesim çıkmaz."
Minho’nun gözleri hayretle iyice açıldı.
Ticari bir ciddiyet takınarak, "Gecelik ne kadar vereceksin peki?" diye sordu.
Gözlerimi kıstım ve ona bir müddet o şekilde baktım.
"Aman be, tamam! Yattığım yerden para kazanacaktım altı üstü, hevesimi kursağımda bıraktın."
Söylediği şeyle yeniden gülümseyip bana döndü. Her gülümsediğinde gözleri tamamen kısılıyor, âdeta ortadan kayboluyordu. Gerçekten şirin bir hamster gibiydi.
"Şaka bir yana," dedi sesi bu kez çok daha yumuşak bir tonda çıkarken.
"Burada dilediğin kadar kalabilirsin. Benim için de odada bir şenlik olur. Hoş geldin hayatıma, Lee Jae Hee."
Hayatıma mı?
Onun hayatında daha şimdiden kendime bir yer edindiğimi mi kastediyordu yani?
Yüzümdeki sıcacık gülümsemeyi hiç düşürmeden gözlerimi utançla onun gözlerinden kaçırdım.
Birazcık kızararak kucağımda birleştirdiğim ellerime baktım.
"Hoş buldum, Lee Minho... Çok hoş buldum."
Bölüm etkileşimi
