18. bölüm / 30
Camdan Hayaller // SKZ❄️18.Bölüm:"Ara Sıra Heykel Olabiliyor"❄️
Bölümler 30Şu an: ❄️18.Bölüm:"Ara Sıra Heykel Olabiliyor"❄️
- 1 ❄️1.Bölüm:"Kırdın Kırdın"❄️2.398 kelime
- 2 ❄️2.Bölüm:"İstemiyorum!"❄️1.313 kelime
- 3 ❄️3.Bölüm: "Hoş Geldin Hayatıma"❄️1.341 kelime
- 4 ❄️4.Bölüm: "Korktun mu?"❄️1.538 kelime
- 5 ❄️5.Bölüm: "Kurtar Bizi"❄️1.222 kelime
- 6 ❄️6.Bölüm:"Dur Artık!" ❄️995 kelime
- 7 ❄️7.Bölüm: "Kıpırdama"❄️962 kelime
- 8 ❄️8.Bölüm: "Bulduğunda Yaşatma"❄️1.209 kelime
- 9 ❄️9.Bölüm:"Bu O!"❄️1.094 kelime
- 10 ❄️10.Bölüm: "Var Mısın?"❄️1.095 kelime
- 11 ❄️11.Bölüm:"Seninle Evlenirdim Bile"❄️1.134 kelime
- 12 ❄️12.Bölüm:"Utandın mı Sen?"❄️969 kelime
- 13 ❄️13.Bölüm:"Şey İşte Şey..."❄️1.141 kelime
- 14 ❄️14.Bölüm:"Sevgilim"❄️1.678 kelime
- 15 ❄️15.Bölüm:"Beklenmedik Kişi"❄️877 kelime
- 16 ❄️16.Bölüm:"Kıskançlık Kırıntıları" ❄️761 kelime
- 17 ❄️17.Bölüm:"Hepsi Kalbimin Suçu"❄️819 kelime
- 18 ❄️18.Bölüm:"Ara Sıra Heykel Olabiliyor"❄️954 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 ❄️19.Bölüm:"Hayatımda Klişelere Yer Yok"❄️755 kelime
- 20 ❄️20.Bölüm:"Şüpheli Dosya"❄️777 kelime
- 21 ❄️21.Bölüm:"Gözlerin Dokunuşu"❄️1.045 kelime
- 22 ❄️22.Bölüm:"Ben Geldiiiim"❄️924 kelime
- 23 ❄️23.Bölüm:"Ayaklarımın Suçu"❄️1.337 kelime
- 24 ❄️24.Bölüm:"Şarj mı?"❄️1.211 kelime
- 25 ❄️25.Bölüm: "Olmaz!"❄️1.030 kelime
- 26 ❄️26.Bölüm:"Hepsi Ellerimin Suçu"❄️806 kelime
- 27 ❄️27.Bölüm:"Aptal Değilim!"❄️614 kelime
- 28 ❄️28.Bölüm: "Bir Sebep"❄️1.130 kelime
- 29 ❄️29.Bölüm: "Aşk Hep Olsun"❄️1.597 kelime
- 30 ❄️30.Bölüm: "Kartları Açık Oynayalım"❄️1.732 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Baba lütfen, yatıp dinlenir misin?"
Sırtını doğrulttu. Elimi göğsüne yerleştirerek yavaşça sırtını yeniden yastığa yaslamasını sağladım.
Çok inatçıydı. Yoğun bakımdan çıkıp iyileşeli şunun şurasında sadece 3 gün olmuştu. Hemen kalkıp şirkete gitmek istiyordu. İşine oldukça bağımlıydı.
"Ben burada daha fazla duramam Jae Hee. Gitmem lâzım. İşlerimin başına dönmem gerekiyor."
"Hayır baba. Gidemezsin. Chan ve Jung Tae zaten şirketin başında."
Jung Tae beni öldüreceğini söyleyen o gencin ismiydi. Eğer onu bu şekilde tanımamış olsaydım ve gerçekten ilk tanışmamız ameliyathane önündeki tanışmamız olsaydı kesinlikle böyle biri olduğunu düşünmezdim.
Çünkü o çok farklıydı. Babamı gerçekten sanki öz evladıymışçasına seviyodu. Babam uyandığında yaşadığı sevinç, döktüğü mutluluk gözyaşları gözlerimin önünden gitmiyordu.
Neşeliydi, konuşkandı. Babamın da bizim de yüzümüzü devamlı güldürüyordu. 3 gündür her işimize koştu. Bir an olsun yanımızdan ayrılmadı.
Bana karşı da çok iyiydi.
Bugün babamın yerinde duramaması ve şirket şirket diye tutturması üzerine Chan ile birlikte şirkete gittiler.
"Gittiler ama onlar daha toy. Benden öğrenecekleri daha pek çok şey var. Gitmezsem işler karışır."
"Gidersen de burada işler karışır."
Babama gayet ciddi baktım. Bakışlarımla ona meydan okudum. Güldü. Yenilgisini kabul etti. Ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı.
"Tamam tamam, teslim oluyorum. Gitmiyorum bir yere ama bir şartım var."
Yatağın kenarına oturdum. Elini ellerimin arasına alıp:
"Nedir?" diye sordum.
Anında cevap verdi.
"Benim yerime şirkete sen gideceksin."
"Babaaa, yine başlama lütfen. Bunun devamını da ezberledim artık. Şirkete git, başına geç, Chan ile evlen... Ama yapmayacağım. Bugüne dek ne istediyseniz yaptım ama artık yeter."
Babam yüzünü düşürdü. Bana masum masum bakışlar atmaya başladı.
"Ne istediysem yapmadın Jae Hee. Felix doktor olmak istedi, çok da başarılıydı olur dedim. Kardeşini gönderdim. O hayatını kurtardı. Şirketi devredebileceğim bir tek sen kaldın. Yeteneklisin de bu konularda kızım. Senden en çok istediğim şey gelecekte benim yerime şirketimizi yönetmendi. Hâlâ da öyle ama yapmamakta direniyorsun. Ben senin geleceğinin kurtulmasını istiyorum."
Ellerimin arasına aldığım elini okşarken ona cevap verdim.
"Ben de yalnızca mutlu olabilmek istiyorum baba. Üstelik bir gün şirketi yönetmeye başlasam bile bunu Chan olmadan gayet iyi başarabilirim. Kendi ayaklarım üzerinde durabilen güçlü bir kadın olabilirim. Neden illa ona muhtaç olmamı istiyorsun?"
"Bu muhtaç olmak değil kızım."
"Ne o zaman baba?! Onu sevmiyorum. O yalnızca ileride beni mutsuz eder. Başarımın önüne geçer. Özgürlüğümü elimden alır. Beni ölmeden mezara koyar. Neden istiyorsun onu bu kadar? Ben senin kıymetlin değil miyim? Ayrıca ne kadar ciddi olduğumu görmedin mi?"
"Chan öyle biri değil Jae Hee. Gerçekten tanısan ve suyuna gidip ona bir şans versen göreceksin."
Gözlerimi devirdim. Boşuna nefesimi tüketiyormuş gibi hissetmeye başlayınca yutkundum. Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslatıp hafif tebessüm ettim.
"Artık çok geç," diyebildim.
Aklıma çok gülümseyince gözleri ortadan kaybolan şirin Minho gelince yüzümdeki gülümsemem iyice arttı. Babam alnını kırıştırdı. Bana dikkatle baktı.
"Neden geç olsun ki?"
Bu soruyu sormasını bekliyordum. Fazla uzatma gereği duymadım. Anında cevap verdim.
"Sevdiğim biri var baba. Beni de çok seven asla zarar veremeyecek olan biri. Yanında olduğum her saniye beni mutlu edebilen, yıkıldığımda bana güç verip ayağa kaldıran biri. Evlenme teklif etti, onu bile kabul ettim. Lütfen... Chan konusunda daha fazla ısrar etmeyin. Şirketi düşünebilirim ama onunla evlenmeyi... Asla."
Babam oldukça şaşırdı. Gayet sakin bir şekilde dinledi. Sözlerimi bitirince vereceği tepkiden korksam bile korktuğum şey gerçekleşmedi.
Sadece başını aşağı yukarı sallayıp beni onayladı.
Şaşırma sırası bana geçti. Bu kadar kolay kabul edip bu kadar sakin karşılamasını beklemiyordum.
Biraz sonra içeri annem girince hepten sustuk. Babam bana baktı. Kendisini şu an resmen acındırıyordu. Yandan yana kadar tatlı bakıyordu ki gülümsemeden edemedim.
Sordu.
"Yani sen şimdi beni temsilen şirkete gitmeyecek misin?"
Babam beni bu şekilde can damarımdan vuruyordu. Reddedemeyeceğimi biliyordu. Derin bir nefes alıp verdim. Sesli güldüm.
"Tamam tamam, gideceğim."
Kabul edince zafer kazanmanın verdiği heyecan ile birlikte iyice çocuklaştı. Ellerini yumruk yapıp havaya kaldırdı.
"Yes!" diye bağırdı.
Onun bu hâline hepimiz gülmeye başladık.
❄️
Yarım saat kadar babamla şirket meseleleri ile konuştuktan sonra her bir şeyi aklıma iyice kazıyıp odadan çıktım. Hazırlanmak için eve uğramam gerekiyordu ama öncesinde muhakkak Minho'yu görmeliydim.
Babamın sakinliğinden, bana sevdiğim kişinin kim olduğunu sormayışından vs. o kadar işkillendim ki...
Hem bu konu hakkında onunla konuşmak hem de onu görmek istiyordum.
Kulaklarımın onun neşeli sesini işitmeye, gözlerimin mükemmel yüzünü görmeye, kalbimin onun sevgisi ile kıpır kıpır harekete geçmesine ihtiyacım vardı.
Çevremi kolaçan ede ede ililerleyip Minho'nun odasının önüne geldim. Kapıyı tıklattım.
"Gel!"
Sesini işitince şimdiden gülümseyip içeri girdim.
Yatağında uzanıyordu. Elinde kitabı vardı. Kimin geldiğini görebilmek için başını kapıya doğru uzatmıştı.
Benim geldiğimi görünce gülümsedi. Hemen üzerindeki yorganı kaldırdı.
"Jae Hee!"
Terliklerini giyerek ayağa kalktı. Tam karşısına geçtim. Yüzümün her bir köşesine dikkatle baktı.
"Yüzünde güller açıyor. Seni böyle görebilmek ne kadar güzel biliyor musun? Tarifi imkânsız duygular, değişik bir mutluluk yaşatıyorsun bana."
Utanarak bakışlarımı kaçırdım. Başımı yere eğdim. Gözlerine bakarak söyleyemeyeceğimi anlayınca ellerimle yüzümü kapatarak bir çırpıda:
"Seni çok özledim Minho," dedim.
Bir anda ses kesildi. Karşımda hareket de hissedemeyince ellerimi yüzümden çekmeden gözlerimin önüne gelen parmaklarımın arasını açtım.
Açılan aralıktan baktığımda yine Minho'nun taş kesildiğini görünce ellerimi yüzümden çekip sesli sesli gülmeye başladım.
"Yah, Minho-sshi? Ne yapıyorsun? Her seferinde böyle heykel mi kesileceksin?"
Doğruldu. Hareketlendi. Yüzüne her zamanki muhteşem gülümsemesini yayıp tek gözünü kırptı.
"Ne var? Şöyle bir bak bakalım karşına."
Ellerini havaya kaldırdı. Kendisine bakmam için hafif sağa ve sola döndü. Sonra devam etti.
"Karşında muhteşem bir sanat eseri duruyor. İşte ne yapsın? Genetiğinde sergilenme isteği var. Ara sıra heykel olabiliyor."
Gülmeye devam ettim.
"Jae Hee ama yine ansızın dile getirdin. Kalp krizi geçirteceksin bana bu yaşımda."
''E ne yapayım? Demeyim mi?''
''De tabii. Ama öncesinde bir hazırlık aşaması olsa çok daha iyi olur."
Gülmekten çenem de karnım da feci bir şekilde ağrıdı ama Minho asla durmadı. O an hayatımdaki en büyük şansın ne olduğunu Minho ile bir kere daha çok net bir şekilde anladım.
O benim şansım, mutluluğum, bu hayatta sahip olabildiğim en değerli varlığım, sevgisini yalnızca gözlerinin dokunuşuyla iliklerime kadar işleyen sevgilim, her şeyimdi.
...
Bölüm etkileşimi
