26. bölüm · Camdan Hayaller // SKZ
❄️26.Bölüm:"Hepsi Ellerimin Suçu"❄️
Sabahleyin erkenden şirkete gelip işe koyulmaya başlamış, dosyalar arasında boğuşup dururken biraz olsun düşüncelerimden sıyrılıp kafamı dinlendirebilmiştim.
Başka işlerle meşgul olmak kafamda kurduğum tehlikeli senaryoları zihnimden uzaklaştırabilmişti.
Aniden masamın üzerinde duran telefonumdan gelen bildirim sesi irkilmeme sebep oldu.
Daldığım dosyadan başımı kaldırdım ve telefonumu elime aldım.
Mesaj Minho'dandı.
Hızla açıp attığı mesajı okudum.
~Öncelikle şunu belirtmeliyim ki: Hepsi ellerimin suçu! Sana yazmadan duramıyorlar.~
~Onlara söyledim. Yazmayalım, bu tehlikeli, Jae Hee'm bizi çok uyardı dedim ama beni dinlemediler. Asla uslanmıyorlar.~
Gülümsemeden edemedim. Yüzüme oldukça büyük bir tebessüm yerleştirdim.
Deli çocuk ya! Onu özlemeden edemiyorum. Bana attığı mesajı dahi okurken yazdığı andaki tepkilerini hayal edebiliyorum. Yanımda olsa yine ona kızamaz, şirinliği yüzünden yumuşardım.
Parmaklarımı telefonumun klavyesinde gezdirip aklımdaki soruyu hızla yazdım ve Minho'ya gönderdim.
~Peki neden yazmış o suçlu ellerin bana?~
Çok geçmeden üst üste mesajlarını dizdi.
~Seni çok özlemişler.~
~Seni ne kadar çok sevdiğimi binlerce kere yazmak istemişler.~
~Özleminden yanıp tutuştuğumu bildikleri için kurtar bizi bu deliden demek istemişler.~
~Onlara sorarsan sebep çok Jae Hee hanım.~
~Haa, onlara değil de bana sorarsan, işte o zaman sebeplerden oluşan sonsuz bir denize yelken açar ve oradan asla ayrılamazsın.~
Tatlı sözleriyle beni her zaman kendisine mest edebilmeyi başarıyordu. Hızla cevap verdim.
~Sebebim çok diyorsun?~
Yüzümdeki gülümsemeyi silmeden gelecek cevabı bekledim.
~Hem de dağlar kadar!~
Yine gülümsememi genişlettim.
Bu esnada kapım tıklatıldı.
Hızla toparlanmam gerektiğinin farkına varıp telefonumu sessize aldım. Ardından ekranı kapatıp telefonumu ters bir vaziyette masamın üzerine bırakırken, "Gelebilirsiniz," diye seslendim.
Seslenmem üzerine içeri giren kişiyi görünce rahatladım.
Bangchan'dı.
Elinde dosyalarla içeri girdi ve kendisini karşımdaki tekli, yumuşak koltuklardan birinin üzerine bıraktı.
"Rahatsız ettim üzgünüm ama sana bunları getirmem gerekiyordu."
Elindeki dosyaları sallayıp dikkatimi üzerlerine çekti.
"Nedir bunlar?"diye sordum.
"O pisliğin telefon kayıtlarını incelettim."
"Bunu zaten polisler yapmadı mı?"
Bangchan hafif bir tebessüm etti ve başını sağa sola salladı.
"Hayır, onların incelettikleri telefon en sık kullandığı telefondu. Benim incelettiğim ise birkaç ay evvel beni aramak zorunda kaldığı bir başka numarasıydı. Aklıma gelince kendi telefonumdan o numarayı aradım ve buldum. Bir dostum var. Ondan da incelemesini istedim. Bu telefondan en sık konuştuğu numaralar ve sahipleri, telefonla konuşurken en sık bulunduğu yerlerin konumu hepsi burada."
Dosyaları önümdeki masanın üzerine bıraktı. Onları alıp önüme çektim. Birinin kapağını açıp incelemeye başlarken Bangchan devam etti.
"Hyunjin'e kopyalarını gönderdim ama sana asıl söylemek istediğim başka bir şey var."
Başımı dosyadan kaldırıp yeniden Bangchan'a baktım.
"Nedir o?"
"Öncelikle sakin kal."
Gözlerimi kısa bir süreliğine yumdum ve derin bir nefes aldım. Gözlerimi yeniden açtığımda bezgin bir tavırla söz aldım.
"Sen böyle söyleyince asla sakin kalamıyorum ama."
Sessiz kaldı bir müddet. Bu hâli beni daha çok endişelendirdi. İyice sabırsızlandım.
"Ne oldu? Neden susuyorsun? Daha fazla korkutma beni Chan."
Oturduğu yerde doğruldu. Dirseklerini dizlerine dayayıp sonunda söze girdi.
"Son zamanlarda en sık görüldüğü konum hastane."
Derin bir nefes verdim. Rahatlamaya başlayarak, "Bu muydu yani?"diye sordum. Ardından devam ettim.
"Babam hâlâ hastanede. Onun yanına uğrayıp duruyordur."
"Babanın yanına uğruyor zaten ama... Ama konumu en sık Minho'nun odasının bulunduğu katta, onun odasının civarında tespit edildi."
Dehşet içerisinde ayağa kalktım.
"Ne?!"
O da ayağa kalktı. Ellerini havaya kaldırıp beni sakinleştirmeye çalıştı.
"Sakin ol, polisler konuşma kayıtlarına ulaşıp hepsini dinlemeye çalışacaklar. Minho'nun odasının civarındayken kimi arıyordu ve ne konuşuyordu hepsi çıkacak ortaya. Belki de seninle olan bağlantısını bilmiyordur."
"Başka neden? Kahretsin Bangchan başka neden onu takip edebilir?! Ke-kesin! Kesin bağlantımızı biliyor! Kesin! Ona bir zarar vermez değil mi? Ba-Bang-Bangchan ona bir zarar vermez değil mi? Ölürüm ben, ölürüm, ölürüm, ölürüm..."
Gözyaşlarıma hâkim olamıyor ve devamlı ölürüm diye sayıklamaya devam ediyordum.
Bangchan hızla yanıma adımladı.
Ellerini omuzlarıma yerleştirdi.
Sarsmaya başladı.
"Bana bak Jae Hee, bana bak!"
Dediğini yaptım. Gözlerimi gözlerine çıkardım.
"Hemen kendini toparla. Minho için. O pislik başka bir sebeple Minho'yu takip ediyor bundan eminim. Seni belki görmüş olabilir ama aranızdaki bağı bilebilmesinin imkanı yok. Hem olsa bile Minho yalnız değil. Onu koruyanlar var. Sakin ol ve hemen kendini toparla. Gözyaşlarını sil. Jung Tae buralarda olabilir."
Doğru söylüyordu.
Kendimi bu kadar kolay dağıtmamalıydım ama söz konusu Minho olunca elimde değildi!
Onun için delicesine endişeleniyordum.
Kendime gelmeye çalışıp gözyaşlarımı sildim. Ellerimle yüzüme yelpaze yapıp derin derin nefesler alıp verdim.
Gözlerim bir anlığına telefonuma kaydı.
Hızla ters duran telefonumu elime aldım ve ekranını açtım.
~Söz konusu sen olunca dağlar kadar sebep az kaldı aslında. Dünyalar kadar mı desem?~
~Ya da yok, bu da olmadı. İşin içine uzay girince dünyalar bile küçük kaldı.~
~Hmmm, bir düşünelim.~
~Çok sevgili zeki beynim şu an neden bir şey bulamıyor ki?~
~Ahh, özür dilerim Jae Hee. Hepsi şu an mola vermiş beynimin suçu!~
~Hey!~
~Sen orada mısın?~
~Jae Hee'mmmmmmmmmmmm.~
~Dünyammm~
~Ah hayır hayır! Sonsuzluğummm...~
~Sanırım işin çıktı ya da şu an sana yazdığım kelimeler yüzünden utanç içerisinde kalakaldın. Ekrana kızaran utangaç yanaklarınla ve gülümseyen güzel dudaklarınla bakakalıp aval aval bana ne yazacağını düşünüyorsun?~
~Hangisi acaba?~
~Bekleyip görelim bakalım.~
~Jae Hee, o pislik neden burada?~
Bana son attığı mesajı okuduğum esnada kalbim korku içerisinde atmaya başladı. Telefonum ellerimden kayıp düştü.
...
